Menü İcon

Şencan Güleryüz: Televizyon dram üzerine kurulu

Bugüne kadar oyuncu, sunucu ve reklam sesi olarak karşımıza çıkan Şencan Güleryüz, şimdi ‘Reaksiyon’ adlı dizide Çetin karakterini oynuyor.

Röportaj Gazetesi

Şencan Güleryüz: Televizyon dram üzerine kurulu

Reaksiyon’ ne anlatıyor bize?

Bir devlet hikâyesi… Hem aksiyondan hem de dramdan besleniyor. Aslında çok anlatılır bir hikâyesi yok. Çünkü bugüne kadar yapılan projelerden farklı bir matematiğe sahip.
Paralel giden hikâyeler var. Çetin de öyle bir rol.

Çetin, dramı daha yoğun yaşayan bir karakter mi yoksa aksiyonu bol biri mi?

Hem aksiyonu bol hem de dramın yoğun işlendiği bir karakter. Herkesin değdiği bir adam Çetin. Hikâyenin içinde yer alan her karakterle yolu bir şekilde kesişiyor. Her bölüm biraz daha şaşırtıyor. Hem beni hem de seyirciyi… 

İçinde her renk var sanırım?

Çetin, kendini serbest bırakmış bir karakter, her davranışı kontrollü değil ama insan... Ne iyi ne kötü… Oynadığım her karakteri iyi ya da kötü diye karikatürize etmek bana doğru gelmiyor. İnsanın içinde hem iyilik var hem kötülük. Yaşadığınız hayatın içinde istediğiniz duyguyla devam etmek sizin tercihiniz. Karşımızdakinin bize gösterdiği kadarına ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diyoruz. Yaş ilerledikçe daha iyi bir insan olmak için çaba sarf ediyorsun. Ama kötülük yapma duygusu herkesin içinde var. Bence kötülük taraf olmakla değişen bir şey…

Senaryosu ‘Kurtlar Vadisi’ne benzetiliyor. Sizce de benziyor mu?

İki dizinin de birbirine benzetilmesi yapımcılarımızdan kaynaklanıyor. Çünkü Kurtlar Vadisi’ni yazan, çeken kişiler; aynı zamanda bizim de hem yazarımız hem de yapımcımız. Dolayısıyla bu benzerlik işin yapımında başlıyor. İkisi de devlet hikâyesi ama ele alınış biçimiyle oldukça farklı. İzleyici de bunun farkında.

Peki, Reaksiyon seyirciden beklediği reaksiyonu aldı mı?

Çok konuşulduk hâlâ da çok konuşuluyoruz. Bana göre ikiye ayrılıyor reaksiyon meselesi.
Biri reyting, diğeri etki alanı. Bu anlamda bizim dizi iki alanda da reaksiyonunu aldı.

TELEVİZYON DRAM ÜZERİNE KURULU

Aynı anda birkaç işi yapmayı even biri var karşımda. Dizinin dışında başka hangi mecralarda göreceğiz sizi?

Televizyonculuk şu anda sadece dram üzerine kurulu. Bundan biraz kurtulmak gerekir diye düşünüyorum. Mesela dizi süreleri de kısalmalı. Ben de diziden ziyade televizyon programı yapmak istiyorum. Birkaç teklif de geldi sunuculukla ilgili, değerlendiriyorum şu anda. Aslında bir şeyi yaparken başka bir şeye atlamak yaptığınız işin etkisini bozuyor. Ama doğru bir proje olursa yine de sunuculuk yapabilirim, seviyorum çünkü.

Peki, tiyatro nasıl bir yerde duruyor sizin için?

Tiyatro hiç bırakmayı düşünmediğim bir alan. Ama birçok sorunu var, özellikle üretimle ilgili çok sıkıntı var. Tiyatroya karşı hissettiğimiz manevi sorumlulukla bu sorunları aşmaya çalışıyoruz. Elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. Oyunlar bakıyoruz, biriktiriyoruz.

Ödüllerle de aranız bayağı iyi. Ödüller beni motive eder mi ben işime bakarım mı?

Çok mutlu oluyor insan ödül aldığı zaman fakat geldiğim noktada “Ödülü önemsiyor musunuz?” diye sorarsanız, önemsemiyorum açıkçası. Ama ödül törenlerinin hangi alanda olursa olsun sektöre dair bir değer olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bu anlamda düzenlenmiş her organizasyonun ucuzlatılmaması ve sektörü oluşturan kişiler tarafından sahiplenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden destek olmak için Antalya’ya gittim. Mesleğimle ilgili en önemli organizasyonlardan bir tanesi, sahiplenmemiz gerekiyor. Elimden geldiğince davet edildiğim her organizasyona gitmeye çalışıyorum. Kendimi sorumlu hissediyorum. Çünkü orada olmanız hem sektörel gücü temsil ediyor hem de desteği…

BENİ NORMALLEŞTİREN BİR AİLEM VAR

İsminiz çok sık duyduğumuz bir isim değil. Özel bir hikâyesi var mı?

Adım Arif Şencan. Arife günü doğmuşum. Babam Arif olsun istemiş, annem de Şencan. Bizim camiada başka bir Şencan yok. Hikâyesine gelirsek de annemin çocukluk aşkının adı Şencan’mış. İlkokul öğretmeninin ikizleri varmış. Birinin adı Ercan birinin Şencan’mış. Annem de küçükken, “Oğlum olursa ismini Şencan koyacağım” demiş.

Çocuk aklıyla verdiği bu kararı babanız nasıl karşılamış?

Babama söylememiş, hikâyeyi de yıllar sonra anlattı (kahkahalar).

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Çok normal bir ailede büyüdüm. Egeliyiz. Anne-babam çok doğallar ve hayatı da bütün doğallığıyla yaşıyorlar. Fazla sağlıklılar o anlamda. Vakit buldukça onların yanına kaçıyorum. Bana çok iyi geliyor, çok mutlu oluyorum onların yanındayken. Beni de normalleştiren bir ailem var.
İnsanın yaşı kaç olursa olsun güven duygusunu hep hissetmek istiyor. Kastettiğim şeyin parayla pulla hiç alakası yok. Allah’a çok şükür hiçbir şeye ihtiyacım yok ama ailemin bana verdiği en temel duygu; güven.

Çocukluk peki?

Çok yaramaz değildim ama bazen ablama uyup yaramazlık yaptığım olmuştur. Bende hep bir bilgiçlik durumu vardı. Annem hep “Küçüklüğünden beri hayata doymuşsun sen” der. Her zaman planlı-programlıydım. 18 yaşında çalışmaya başladım. İstanbul’a geldim. İstanbul’da kalmak zor, tutunmak zor... O dönemdeki şöhret algısı daha farklıydı. Bir geçtiğim sokaktan ertesi gün geçemezdim. Küçük yaşlarda bunları yaşamak kolay değildi. Karakterimden dolayı hepsini göğüsleyebildim.

Kendinizi mutlu etmek için neler yaparsınız?

Düşünmemeye çalışıyorum. Çünkü ne kadar çok irdelerseniz, ne kadar çok ayrıntıda boğulursanız; o kadar çok mutsuz olursunuz. Biraz daha basitleştirmeye biraz daha normalleştirmeye çalışıyorum.

OYUNCULUĞA EVRENSEL BİR TANIM LAZIM

“Bu ülkede oyuncu tanımının ne olduğu bile bilinmiyor” diyorsunuz. O tanım ne peki?

Türkiye’ye, İngiltere’ye, Amerika’ya göre ‘doktorluk’ diye bir tanım var mıdır? Doktorluk her yerde doktorluktur. Oyunculuğunda evrensel bir tanımı olsun istiyorum. Bu tanım içinde herkes oyunculuk yapabilir. Sanatta özgürlük var. Her sanat dalında olduğu gibi oyunculukta da kimsenin “Bu işi yapamazsın” deme hakkı yok. Ama karşımdaki oyuncunun profesyonel olmasını istiyorum. Aksi takdirde set eğitim alanı haline geliyor. Yani oyunculuk yapmak isteyen kendisini sette değil, dışarıda eğitsin. Tecrübe farklı bir şey. Setler tecrübe kazanılacak alan olabilir ama eğitim alanı değil.

Söyleşi: Emine Bıyık

,

Yorum Yaz