Menü İcon

Halit Kıvanç: İlk Maç Yayınımı Telefonla Yaptım

Hep ilkleri yaptı: İlk kez radyodan naklen maçı bizlere O anlattı. İlk kez dünya kupasını O'nun vasıtasıyla takip ettik. Hatta bize dünya kupasını 10 kez O sundu. Olimpiyatları da ilk kez bize O aktardı. Birçok erkek çocuk

Röportaj Gazetesi

Halit Kıvanç: İlk Maç Yayınımı Telefonla Yaptım

Hep ilkleri yaptı: İlk kez radyodan naklen maçı bizlere O anlattı. İlk kez dünya kupasını O'nun vasıtasıyla takip ettik. Hatta bize dünya kupasını 10 kez O sundu. Olimpiyatları da ilk kez bize O aktardı. Birçok erkek çocuk; “Burası Mithat Paşa, ben Halit Kıvanç” diye maç anlatma oyunu oynayarak büyüdü. 87 yaşındaki Halit Kıvanç'ın anılarında neler yok ki

Halit Kıvanç’ın hayatı 18 Şubat 1926’da İstanbul- Fatih’te başlıyor:

10 aylıkken, ‘çabuk konuşayım’ diye komşunun biri içinde kanarya olan kafes getirmiş; içindeki suyu ağzıma dökmüşler. Hakikaten konuşmaya başlamışım. Annem okuma yazma bilmezdi ama beni ortaokulda yaz lisan kurslarına gönderdi. Liseyi bitirdiğim zaman 2-3 dili çat pat konuşur durumdaydım. 1955 Mart’ında evlendim, evlendikten sonra kendimi çok geliştirdim. İstanbul Radyosu’nda mikrofon başına geçtim. Eşim eczacı (Bülbin Hanım), benim mesleğimi iyi yapmamiçin her türlü fedakarlıkta bulundu. Oğlumuz Ümit’i çok özgür büyüttük.

“Taraftarlığım bir başkadır”

Taraftarlık Halit Kıvanç açısından hep böyle oldu: Çocukken biraz yürüyünce karşıma FenerbahçeStadı çıkıyordu. Onun etkisiyle Fenerbahçeli oldum; başka bir nedeni yok. O zamanlar gazeteler “Nihat Bey’in o güzel kurtarışıyla devre 0-0 bitti” diye yazıyor. Ben böyle bir zamanda futbola gönül verdim. Bugünkü futbolda yetişsem herhalde futbol sever olmazdım.

Ama bizim zamanımızda tribünden eşek diye bir laf çıktığını bile hatırlamam. Galatasaraylıların şarkısı vardı, meşhur bir türküyü çevirmişlerdi; “Mini mini Fener yem bize” diye. Maç bitinceFenerli, Galatasaylı maç yorumu yaparak Kadıköy vapuruna yürürdü. Fenerbahçeliyken Galatasaraylı Metin Oktay’a şarkı yazmam hiçbir şey. Galatasaray’ın bütün organizasyonlarında bulundum, birçok futbolcunun jübilesini sundum.

“Puşkaş çiş ederken bir tek ben yakaladım”

Halit Kıvanç, 1966 Dünya Kupası anısını da şöyle anlatıyor: Dünyada önemli bir Macar futbolcuvar; Puşkaş. Puşkaş o sıralarda Macaristan’dan İspanya’ya kaçtı ve İspanyol uyruğuna geçti. Hiçbir gazeteci Puşkaş’ı bulamıyor. Şükrü Gülesin’le basın tribününde maç seyrediyoruz, tuvalete gittik. Başımı yana çevirdim, bütün dünya basını arıyor; Puşkaş yanımdaki pisuarda.

Tribüne gelmiyormuş, aşağıda saklanarak seyrediyormuş. “Ben Türkiye’den spikerim” dedim, kesik kesik cevaplar verdi; kayboldu. Ertesi gün gazetelerde Puşkaş’ın maçı seyrettiği ama basının yakalayamadığı haberleri çıktı. Tek ben yakalamıştım. Şükrü, “Yahu ben böyle şey görmedim, adamı çiş ederken bile rahat bırakmadı” diye anlattı hep.

‘İlk maç yayınımı telefonla yaptım’

Ve unutulmaz ilk naklen yayını: 1966 Dünya Kupası finalini pazar günü Almanya-İngiltere oynayacak. Pazartesi bana, “Maçı naklen yayınlamak istiyoruz, müracaat et” diye telefon geldi.

Görevli kişi, “Dünya Kupası’nda finalin bu hafta oynanacağı 4 sene önceden belli. Bütün dünya radyoları yerleri kapattı. Yoksa TRT dün mü haber aldı?” dedi. “Biz teknikte o kadar ileri değiliz, o teknik yeni sağlanmış” dedim. “Sizi sevdim, sempatik bir insansınız ama size normal basın tribününde bir tane oturma yeri verebilirim” dedi. “Peki; oraya bir de telefon koydurabilir misiniz?” deyince, adam kahkaha attı; “Yoksa maçı telefonla mı anlatacaksınız?” diye. “Hayır bilgi veririm onlar yayınlar” dedim; aldım telefonu.

Ama bütün maçı anlattım, maç uzadı, bittiğinde telefonu tuttuğum kolumu yardımla açtım. Kolumun içi mosmordu. Sonra o görevli beni çağırdı, “O gün size telefonla mı anlatacaksınız diye güldüm, kaba davrandım; özür dilerim. Çok güzel bir yayın olmuş” dedi. Yalan olmasın o zamanın parasıyla 50-60 lirayı TRT ödemediği için ben cebimden ödemiştim.

“Pele gel bir gol çek...”

Halit Kıvanç’ın anılarındaki en önemli kişilerden biri kuşkusuz Pele ile tanışması ve yıllar süren dostlukları: 1958 Dünya Kupası; Brezilya’nın bilinen isimleri ile röportajlar yapılıyor. Kenarda genç bir çocuk oturuyor. Brezilyalı spiker, bana “Bak” dedi; “Bu çocuk ileride çok meşhur olacak. Adı Eston ama ona Pele diyorlar. Konuştuğu anlaşılmaz, köy aksanıyla konuşur.” 17 yaşına yeni girmiş.

Çocuğun yanına gittim, soruyorum ‘evet, hayır, olur’ diye cevap veriyor. Köyü o kadar fakirmiş ki; top falan yokmuş. Teneke kutularla oynarlarmış. Tenekeye öyle bir vururmuş ki; taşlı yollarda ple ple diye sesler çıkararak gol yaparmış. O yüzden buna “Ple gel bir gol çek” derlermiş. Böyle bir çocuk işte, bu yüzden de ‘Pele’ deniliyor. Ben de bütün bunları yazdım, İtalyan gazeteciye anlattım. Bana; “Yedek oyuncuyla röportaj yaparsam beni kovarlar” dedi. Ama o maçta Pele’yi takıma koydular, Brezilya 1-0 maçı kazandı. İtalyan arkadaş geldi; “İşte şimdi beni kovacaklar” dedi. Herkes benden birkaç not istedi, bütün notlarımı onlara da verdim, benim röportaj Corriera Della Sport’ta da çıktı, Milliyet’te de.

Pele ile 4 senede bir Dünya Kupası kamplarında buluştuk. Sonra ülkesinde Spor Bakanı oldu. 2007’de Türkiye’ye geldi, Lütfi Kırdar’da “Bütün dünyaya bir kere daha söyleyeyim, ben Pele olarak Dünya Kupası’na geldiğim zaman beni tanıyan bir kişi vardı: Burada oturuyor; benim ağabeyimdir” dedi. Bana ‘Senyor İstanbul’ der. İsmimi yanlış söylerse onunla alay ederler diye. Ona bir gün; “Bana Cumhurbaşkanı bile Halit Ağabey’ der deyince; o zaman “Grand Amigo’ (Büyük arkadaş) ile değiştiriyorum ismini” demişti.

“Sezen Aksu’yu da ilk ben sundum”

Halit Kıvanç’ın sunuculuk anılarında neler yokki: 30 sene evvel İzmir’de Alsancak Stadı’nda Ali Kocatepe ve Bülent Özveren’in organizasyonunu yaptığı bir konser sunuyordum. Ali, “Bir kız var, harika bir ses; ve de beste yapıyor” dedi.

Stad ana baba günü; kıza bir baktım karşıdan, 17- 18 yaşında; “Ya bu kız çiğnenir, şuradan getir yanıma” dedim Ali’ye. “Şimdi bir hemşehrinizi sunuyorum: Sezen Aksu” diye kızı sundum. Herkes bir ağızdan konuşuyor, statta nasıl bir gürültü var. Şarkıya başladı; ikinci saniyede gürültü kesildi, çıt yok, sahnedeki kızı dinliyorlar. Şarkı bitti, stad yıkıldı. Sezen Aksu’yu ilk sunan oldum ben de.

Ebru Gündeş’in yeni çıktığı zamanlar. Kadınlar matinesindeyiz. Birden ismi hatırlayamadım; “Evet şimdi kim geliyor sahneye?” dedim. Bütün salon “Ebru Gündeeeeş” diye bağırdı. “Ebru gel bak seni bir değil binbir sunucu sunuyor” dedim. Birkaç ay geçti, başka bir yerde yine Ebru Gündeş’i sunacağım. Soyunma odamın kapısı çalındı, baktım Ebru. “Halit Abi yine o espriyi yapar mısın? Çok hoşuma gitti” dedi. “Hangi espriyi?” dedim. “Hani beni tüm halka sundurdun ya, işte o espriyi” dedi. “Ya ben senin adını unutmuştum” deyince Ebru, “Halit Abi yapma Allahaşkına sen hiç adımı unutur musun?” dedi; kızdı gitti. Sahneye çıktı, aynı şekilde halka sundurdum. Konser sonunda Ebru, “Halit Abi bir de beni işletiyor, ismimi unutmuş güya” dedi. İnandıramadım bir türlü...

Söyleşi: Seral Cumalı

Ünlü Sunucu Halit Kıvanç,

Yorum Yaz