Menü İcon

Charles HUNTER: Burası Patlama Yaşayan Bir Ülke

ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Charles Hunter, damadımız mı olur yoksa gelinimiz mi bilinmez amma... Irak’ta Babil İli Yeniden Yapılandırma Takımı Liderliğide yapmış diplomatla yapılan söyleşi burada.

Röportaj Gazetesi

Charles HUNTER: Burası Patlama Yaşayan Bir Ülke

Amerikan diplomatlar arasında popüler görev yerlerinden olan İstanbul Başkonsolosluğu geçtiğimiz eylül ayında yeni bir isme teslim edildi. Yeni Başkonsolos Charles 'Chuck' Hunter, Türkiye'nin son dönemdeki dış politika krizlerinin de merkezinde olan, Ortadoğu'nun en kritik ülkelerinde görev yapmış deneyimli bir diplomat. Hunter'ın 1990'da girdiği Dışişleri'nde ilk yurtdışı durağı Kahire oldu. 1992-93 arasında iç savaş yaşayan Cezayir'deki görevinin ardından yolu İsrail'e düştü. 2002-2005 yıllarında Küdüs'te Basın ve Kültür Konsolosu olan Hunter, savaş sonrası Irak'ta Babil İli Yeniden Yapılandırma Takımı Lideri görevini üstlendi. 2009-2011 yıllarında ise Şam'da Büyükelçi Yardımcısı ve Maslahatgüzar olarak görev yaptıktan sonra tekrar Irak'a döndü.

Diplomat Olmaya Lisede Karar Verdi

Başkonsolosluk rezidansında buluştuğumuz Hunter, işini şansa bırakan bir kişi değil. Diplomat olmaya henüz 16 yaşındayken, münazara ve kalabalıklar önünde konuşabilme gibi meziyetlerini fark eden lise öğretmenlerinin yönlendirmesi üzerine karar vermiş. Lawrence Üniversitesi'nin ardından Stanford Üniversitesi'nde Fransız dili ve edebiyatı eğitimi alarak diplomasinin dilini öğrenmiş. Hunter'ın Ortadoğu'daki görevleri de tesadüf eseri değil. Zorlu görevleri kariyerini göz önüne alarak seçmiş.

Washington'ın İstanbul için özellikle son yıllarda yaptığı tercihlerin aksine Hunter, daha önce Türkiye'de görev yapmadı. Ancak Türk tarihine yönelik yıllar öncesine dayanan ilgisinin yanı sıra Türkiye hakkında yeni şeyler öğrenmekten heyecan duyduğunu ve konsolosluktaki deneyimli ekibine güvendiğini söylüyor. Birçok kez Basın ve Kültür Konsolosluğu görevlerinde bulunan Hunter, çalıştığı ülkelerde halkla yakın ilişkide bulunmaya alışık bir isim. Başkonsolos, bu geçmişini de kullanarak 3 yıl sürecek görevi boyunca "masa başında değil hareket halinde" olmak istiyor. İlk gezisini Kocaeli'ne yapan Hunter, görev yerinin kapsadığı diğer illere de giderek ilişkilerini sürdürmekte kararlı. Türkiye'de pek çok komplo teorisinin merkezine konulan bir ülkenin temsilcisi olan Hunter, yüz yüze ilişkiler ve gerçek temas ile yanlış algılamaların önüne geçilebileceğini düşünüyor. Hunter sorularımıza şu yanıtları verdi:

Yaklaşık üç aydır İstanbul'dasınız, ilk izlenimleriniz ne oldu?

İzlenimlerim bu yerin hayranlık verici dinamizmi etrafında şekilleniyor. Bu baktığınız her yerde aşikar. İstanbul'a ilk kez 1999'da bir ziyaret için geldim. Kentin silüetinde çok sayıda yeni bina, gökdelen, yeni yapılmış yollar, hatta şimdi çok sayıda vinç görülüyor. Burası açıkça patlama yaşayan bir ülke ve bu da (Türkiye'yi) oldukça heyecan verici bir yer yapıyor. Her gün bu atama şansını elde ettiğim için minnetarım.

Biyografinizde ilgi alanlarınızdan birinin Türk tarihi olduğu belirtiliyor. İlginiz önceden var mıydı yoksa yeni göreviniz için hazırlanırken mi oluştu?

1999'daki ilk ziyaretimde inanılmaz eserlerle yüz yüze gelmem bölgenin tarihine daha fazla ilgi duymamı sağladı. Şimdiye kadar Arap dünyasında görev yaptım ve Türkiye burada merkezi bir oyuncu, Osmanlı İmparatorluğu daha önce görev yaptığım çok sayıda yerin tarihinin merkezinde. Tabii ki modern Türk tarihi burada çalışmak isteyen herkesin biraz tanışık olması gereken bir şey. (Bir önceki başkonsolos) Scott (Kilner) ya da ondan önceki kişiler gibi uzman olduğumu iddia etmiyorum. Ancak zaman geçtikçe giderek daha fazla şey öğreniyorum çünkü bu, bugün yaşanan olayları ve gelişmeleri anlamak için hayati.

Özellikle ilginizi çeken bir alan var mı?

Benim oldukça ilgimi çeken şey mimari. İstanbul'un kumaşında çok sayıda farklı dönemler görülebiliyor. Osmanlı döneminde inşa edilen, silüette noktalar oluşturan o büyük tarihi binalar benim için büyüleyici. Ancak tabii ki Osmanlı döneminin çok daha gerisine dayanan eserler de var, Ayasoyfa gibi. Dışarı çıkıp sokaklarda gezinmekten, kenti oluşturan mozaikte neler olduğunu görmek için aşağıdan çok yukarı bakmaktan keyif alıyorum. Örneğin Tarlabaşı civarında yürümek, orada ne olduğunu görmek... Bazı geliştirme planları nedeniyle hepsi uzun bir süre orada olmayabilir ancak oradayken oldukça çarpıcı ve keyif verici buldum.

Çok Zengin Bir Hayat Buldum

Tarlabaşı'nda kentsel dönüşüm  yapılıyor...

Planların detaylarına vakıf değilim, asılan resimleri gördüm ama ne olacağını gerçekten bilmiyorum. Ancak mahallenin karakterine saygı duyacak şekilde olmasını umarım çünkü açıkça kentin mimari ve görsel de dahil olmak üzere tarihinin içsel bir parçası.

Tanıdığınız Türk sanatçılar var mı?

Sanat konusunda bazıları hakkında öğreniyorum. Özellikle geçtiğimiz ekim ayında Erol Akyavaş'ın retrospektifini beğendim. Pera Müzesi'nde Osman Ali Paşa'nın orijinal 'Kaplumbağa Terbiyecisi' tablosunu görmekten keyif aldım. İstanbul Modern, modern Türk sanatçıların iyi bir özetine sahip, bir kez gittiğim ancak orada temsil edilen bireyler hakkında daha fazla şey öğrenmem için tekrar gitmem gerekiyor. Müzik konusunda ise bazı modern müzisyenleri tanımaya başlıyorum. Performanslarda gördüğüm sanat tarihi niteliğinden çok etkilendim. Kim en iyi gibi bir şey söylemek istemem ama birkaç tanesinin ismini saymak gerekirse geçtiğimiz iki haftada Kerem Görsev'in caz trio'sunu dinleme şansım oldu, aslında o gece quartet'tiler çünkü bir solist onlarla birlikteydi, harika bir konserdi. Bu hafta Boğaziçi Caz Korosu'nu dinledim, oldukça etkileyici söylüyorlardı. Yetenekleri uluslararası yarışmalarda altın madalyalarla tanınmış, onları tekrar dinlemeyi umut ediyorum. Müziği çok seviyorum o yüzden bu görevi mutluluğa çeviren şeylerden biri oldu.

İstanbul'un kültür-sanat hayatını sevdiniz sanırım...

Oldukça fazla. Olabildiğince fazlasına gitmeye çalışsam da ne yazık ki gidebileceğimden çok daha fazla organizasyona sürekli davetiye alacak kadar şanslıyım ve parçası olunabilecek çok zengin bir hayat buldum.  Bu görevle ilgili en harika şeylerden biri, gelmeden önce konuştuğum tüm seleflerim Scott Kilner, Sharon Wiener, Deborah Jones, hepsi şunu söyledi: Alacağın davetlerin, gideceğin organizasyonların sayısı bazen biraz bunaltıcı olabilir ama bu pozisyonu yapan şey bu. Buradaki görevimden sonra daha iyi bir iş bulabilir miyim bilmiyorum.

İstanbul'daki göreviniz için planlarınız var mı?

Çok fazla şey düşündüm, mesela Amerikan halkı ve o sırada bulunduğumuz ülkenin halkı arasındaki ilişkileri cesaretlendirdiğimiz Basın ve Kültür Konsolosluğu geçmişime odaklanmak. Türkiye ve ABD uzun ve zengin bir geçmişe sahip ama yanlış algılamaların üstesinden gelebilmek, insanları diğer ülkeyi sadece medyadan tanımamaları için birbirleriyle gerçek ve anlamlı bir temasa sokabilmek adına her zaman yapılabilecek daha fazla şey var. Bu bağları yaratmak ya da öğrenci ve çalışanların değişimi, kültürel aktiviteler ile bu bağları genişletmek... Aynı zamanda ikili ilişkileri iş dünyası aracılığıyla güçlendirmek istiyorum. Ticaret ve yatırımını iki yönlü olacak şekilde cesaretlendirmek. İki ülke arasında 20 milyar dolarlık ticaret bulunuyor ancak büyüme için çok fazla alan var. Bu ilişkileri genişletmek isteyen kişilerle olabildiğince fazla görüşme yapmak istiyorum. Kocaeli'deyken Sanayi Odası'na uğradık. İstanbul'a döndüğümde de onlarla daha fazla temas kurmak istiyorum. Türkiye'deki American Business Forum için bir resepsiyon verdim. Organizasyonlara ev sahiğliği yapmak ve gruplara konuşma yapmaya çok açığım.

İlişkilerin Niteliği Değişmedi

Son dönemde, özellikle Gezi Parkı protestolarından sonra Washington ile Başbakan Erdoğan'ın arasındaki ilişkilerinin eski sıcaklığını kaybettiği yorumları yapılıyor...

Türkiye ve ABD, Gezi olaylarından önce ve Gezi olaylarından sonra da güçlü müttefik ve partner oldu ve bu hiç değişmedi. Türk hükümetinden üst düzey yetkililer kısa bir süre önce görüş alışverişi yapmak için Washington'a ziyaretler gerçekleştirdi. Ben ilişkilerin niteliğinde bir değişim görmüyorum.

Peki Washington'daki imajında bir değişim var mı?

Washington'da bu soruyu sorabileceğiniz çok sayıda farklı kişi ve gruplar var. Sanırım kime sorduğunuza bağlı olarak farklı yanıtlar alabilirsiniz ancak hükümetin perspektifinden söyleyebilirim ki biz Türkiye'yi sağlam ilişkilerimizin olmasını istediğimiz bir ülke olarak görmeye devam ediyoruz.

Suriye'de ABD ve Türkiye'nin Hedefi Aynı

Türkiye'den önce Ortadoğu'da çalıştınız. Mısır, Suriye, İsrail, Irak... Özellikle Suriye İstanbul'daki bir diplomat için kritik bir konu. Türkiye'nin Suriye politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye ve ABD'nin aklında aynı hedef var, Suriye'yi barışçıl bir varoluşa geri döndürmek. Bu oldukça zor bir mücadele. Çatışmanın insani durumu devasa, trajik ve ne yazık ki binlerce vatandaşını öldüren ve binlercesinin de komşu ülkelere kaçmasına neden olan Şam rejiminin eylemleri nedeniyle her gün büyüyor. Türk hükümetinin insani krize yanıtı oldukça cömert oldu. Probleme dikkat çekmek, problemi yönetilebilir tutmak, özellikle de havaların soğuduğu bu zamanda mültecilere yardım etmek  üzere bölgedeki ülkeler, BM ve diğer ilgili ülkeler ile çalışmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Siyasi seviyede gelecek ay İsviçre'de olacak toplantıya odaklandık ve tarafların orada diyalog kurmasını umut ediyoruz. O kadar mülteci ile yerinden edilmiş kişinin ihtiyaçlarını karşılamak oldukça masraflı bir şey. Türkiye kendi üstüne düşeni yaparak oldukça cömert davrandı, ABD de kendi üzerine düşeni yapmaya çalışıyor, bunun için de 1.3 milyar dolar harcadı. Türkiye hükümetine sınırları içindeki çabalarını desteklemek iin 100 milyon dolar verdi. Ancak bu ihtiyaçlar azalma belirtisi göstermiyor ve bu da herkesin gidecek hiçbir yeri olmayan insanları desteklemek için kendi üstüne düşeni yapmasını gerekli kılıyor.

ABD'nin İstanbul'da İslami Cephe ile görüşmek istediği, ancak grubun reddettiğine dair haberler vardı.

İslami Cephe'nin kendi düşünce şekli hakkında özellikle bilgim yok. Çatışmada İslamcı öğelerin yer aldığının farkındayız.  Önümüzde askeri bir çözüm görmüyoruz. Aynı zamanda İslamcılar ve şiddet yanlısı aşırıcılar arasında ayrım yapmalıyız. Çözüm için şiddeti savunanlarla konuşmuyoruz. 

Beni En Çok Trafik Zorluyor

İstanbul'da yaşarken karşılaştığınız en zorlayıcı ya da şaşırtıcı durumlar ne oldu?

Karşılaştığım en zorlayıcı şeyin muhtemelen şehirdeki herkes için de bir mücadele olan trafik olduğunu söyleyebilirim. Şanslıyım ki bununla direkt uğraşmak zorunda kalmıyorum çünkü beni randevularıma ve işe götüren şoförler var ancak hergün trafikte direksiyonun arkasında oturanların durumunu hayal edebiliyorum, oldukça sinir bozucu bir deneyim olabilir. Kocaeli'ye ziyaretim sırasında kaç tane insanın her gün oradan İstanbul'a arabayla geldiğini duyunca şaşkına uğradım. Ulaşım sorununa çözüm bulunmasını umut ediyorum zira zaman geçtikçe kesinlikle insanların hayat kalitesi üzerinde etkisi olacaktır.

Söyleşi: Gizem Acar

,

Yorum Yaz