Menü İcon

"Yüzde 100 mutluluk diye birşey yoktur" - Nurten Sancak Röportajı

Hedefe Psikolojik Danışmanlık’ın kurucusu klinik psikolog Nurten Sancak , hobilerinden işhayat dengesine kadar pek çok konuyu Capital dergisine anlattı...

Röportaj Gazetesi

"Yüzde 100 mutluluk diye birşey yoktur" - Nurten Sancak Röportajı

Klinik Psikolog Nurten Sancak, Hedefe Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nin kurucusu. Aynı zamanda iş dünyasının yakından tanıdığı Sancak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak’ın eşi. Çocukluğundan itibaren psikoloji ve sosyolojiye ilgi duyduğunu söyleyen Sancak, mesleğine aşık bir klinik psikolog. Kariyerinin başında bir süre Sancak Holding’de finans departmanında çalışan Sancak, 2010’dan bu yana Levent’teki merkezinde psikolojik danışmanlık yapıyor. 2018 sonunda “İlişkinin Dili Gizlidir” adlı ilk kitabını çıkaran Sancak, kitabında kadın erkek ilişkilerinden aşka, boşanmalardan modern insanın en büyük sorunu olan “yalnızlığa” kadar pek çok konuyu ele alıyor. Uzmanlığını insan ilişkileri alanında yapan Sancak, “İlişkiler benim için büyülü bir alan. Hiçbir ilişkide yüzde 100 mutluluk yoktur” diyor. Mükemmel ilişkinin ise insanın doğasına aykırı olduğunu belirten Sancak, geleneksel aile yapısının çocuk yetiştirirken önemli bir faktör olduğunu düşünüyor. Hedefe Psikolojik Danışmanlık’ın kurucusu klinik psikolog Nurten Sancak ile hobilerinden işhayat dengesine kadar pek çok konuyu konuştuk: 

Psikolojiye ilginiz nasıl başladı? 

Kendimi bildim bileli hep sosyoloji veya psikoloji okumak istedim. Üniversitede de sosyoloji okumayı seçtim. Ancak ilk bir yıldan sonra sosyolojinin bana göre olmadığını anlayıp psikolojiye geçiş yaptım. Bunun için çok çalıştım ve üniversitede geçiş yapan 3 kişiden biri oldum. 

“İlişkinin Dili Gizlidir” kitabını yazma fikri nasıl gelişti?

İlişkiler benim için büyülü bir konu… Hem mesleki uzmanlık alanımı hem de kişisel ilgi alanımı oluşturuyor. Kitabım da uzun zamandır yürüttüğüm sosyal sorumluluk projeleri ve psikoterapi çalışmalarının bir birikimi oldu. Danışmanlık şirketimde gördüğüm problemler ve vakalarımdan yola çıkarak bu kitabı yazdım. 

Hobileriniz neler, nelerden hoşlanırsınız? 

İyi bir kitap okuyucusuyum. Tarih kitapları ve romanlarını severek okuyorum. Tabii ki mesleki kitapları da yakından takip ediyor ve okuyorum. Seyahat etmeyi, değişik yerler görmeyi çok seviyorum. Ayrıca haftada birkaç gün pilates yapıyorum, yürüyorum. 

Ailece birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Eşim ile çok sık seyahatlere çıkıyoruz, zaman zaman arkadaşlarımızla beraber çıktığımız geziler de oluyor. Tatillerimizde müze ve ören yerlerini keyifle ve ilgiyle takip eder, gezeriz. Eşim ve benim için arkeoloji büyülü bir dünya. Eşimin derin bir tarih bilgisi var, birçok arkeolojik kazının sponsorluğunu yaptı ve yapıyor. 

Oğlunuz kaç yaşında? O da tarihe meraklı mı? 

Oğlum Ali 18 yaşında. O da bizim gibi arkeolojiye çok meraklı. Bu nedenle üniversitede de tarih okumak istedi. Üstüne ekonomi veya işletme okuyacak. 

Ne olmak istiyor? 

İş adamı olmak istiyor. “İyi bir iş adamı olmak için ‘tarih’ bilmek gerekiyor” diyor. 

Ailecek hafta sonları neler yaparsınız?

Genellikle hafta sonlarını önemli bir iş veya toplantı yoksa evde geçirmeyi tercih ediyoruz. Pazar kahvaltılarını genellikle aile büyüklerimizle birlikte yaparız. Bu kahvaltılar ailenin birlikte olmasına vesile olur ve bizim için çok keyifli geçer. 

Size başka neler keyif verir? 

Yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. İşim gereği araştırıyorum, öğreniyorum ve bundan keyif alıyorum. Ailemi, dostlarımı, işimi çok seviyorum. Yazıyorum, çiziyorum, hep amatör ruhla ama profesyonel bir disiplinle, aynı heyecan ve motivasyonla çalışıyorum. Tabii bunda harika ofisimin ve değerli ekibimin katkısı da yadsınamaz. 

Size göre günümüzdeki ilişkilerde yaşanan en önemli sorun ne?

Şu anda insanların en büyük sorunlarından biri yalnızlık. İnsanlar kalabalıklar içinde yalnızlıklarını yaşıyor. Bize gelen danışanlarda da bunu görüyoruz. Arkadaş ve dostları var ama genel olarak yalnızlar. Duygusal olarak böyle bir eksiklik hem iş hem romantik hem de çocuklarla olan ilişkilerinize yansıyor. 

Neden yalnızlaşıyoruz? 

İnsan, global dünyanın dayattığı rekabet, koşturma ve hıza odaklanınca diğer birtakım konuları es geçiyor. Bu da yalnızlaşmayı getiriyor. Yaşamı es geçip mekanik bir şeyin peşinde koşuyorsunuz. 

Ne yapmak lazım? 

Temel olarak yapılması gereken farkındalık sağlamak. Biraz daha kişinin kendi içine dönüp bu hengâme içinde “Beni ne mutlu eder” sorusunun yanıtını bulması gerekiyor. Burada kilit nokta biraz daha kendi ve sevdikleriyle ilgili “ne yapabilirim” konusuna odaklanmak. Bunu keşfettikten sonraki adımlar değişebilir. Herkes için tek bir reçete yok. 

Siz, iş ve özel hayat dengesini nasıl sağladınız?

Püf nokta organize olup zaman yönetimini iyi yapabilmek. Ben de hayatımda öncelikler sıralaması yaptım. Adım adım kendime yol haritası çizdim. Bunu yaptıktan sonra kolay yol alıyor, dağılmıyorsunuz. Örneğin, oğlum doğduğu zaman üniversite üçüncü sınıftaydım. Bir yıl çocuğuma bakmanın beni mutlu edeceğini düşünüp okula ara verdim. Dengeyi bu şekilde kurdum. Oğlum ufakken bir taraftan çocuğuma baktım bir yandan da geleceğe hazırlık için ders çalıştım. Alanımla ilgili araştırmalar yaptım. Oğlum ilkokulu bitirene kadar çalışmadım, sonra master yaptım. 2010 yılından bu yana da psikolojik danışmanlık yapıyorum. 

Ailenizde, dostlarınızla ilişkilerde neye dikkat ediyorsunuz? 

Aile çok önemli. Biz, birbirimize bağlı bir aileyiz. Birbirimizle mümkün olduğu kadar vakit geçiriyoruz. Her hafta sonu mutlaka kayınvalideme veya anneme gittiğimiz kahvaltılarımız oluyor. Aile birliğini yaşatıyoruz. 

Çocuk yetiştirirken nelere dikkat ettiniz? 

Mümkün olduğu kadar çocuğu özgür bırakmak gerektiğine inanıyorum. Ancak her çocuk “sınır” ister, sınırsız çocuk olmaz. Her çocuğun belli sınırları olması gerekiyor ki çocuk rahat etsin.

Sınır nasıl konmalı? 

Her ailenin kendi içinde kuralları vardır. Şu saatte yemek yenir, şu ders yapılır gibi. Bunların hepsi çocuğun sınırlarını belirlemek açısından önemli. Bizim için kurallardan biri pazar günleri aile olarak bir araya gelmek. Aileyle iletişimi ve geleneklerini öğrenmesi açısından bayramlarda gidilip el öpülür. Geleneksel bir aile yapımız var, bunu korumaya çalışıyoruz. Bunun çocuğun geleneklerini, kültürünü öğrenmesi açısından da iyi bir şey olduğuna inanıyorum. “Bayramda büyüklere mi gidilir”, “el öpmek nedir ki” gibi modern aile davranışlarının iyi olmadığını düşünüyorum. Çocuğun kuralları, kaideleri ve en önemlisi kültürünü öğrenmesi gerekiyor. 

Aileler çocuk yetiştirirken en büyük yanlışı nerede yapıyor? 

“Oğlumla, kızımla arkadaş olduk” diyenlere çok kızıyorum. Çocuğun arkadaşa değil anne ve babaya ihtiyacı var. Zaten çocukların arkadaşları var. Ben oğluma anne, eşim de baba oldu. Evimizin içinde kurallarımız vardı. Kuralları koyduktan sonra birbirimizi çok rahatsız etmedik. 

Kurallara uymamanın yaptırımı ne olmalı?

Çocuk bir hata yaptı diye “Odana git, otur bekle” demek son derece yanlış. Çocuğa ceza vermenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle çocuğa neden öyle yapmaması gerektiğini anlatmak lazım. Ceza vermek yerine “Hatanı tekrarlarsan haftaya sinemaya gitmeyeceğiz” diyebilirsiniz. Çocuğun yaptığı şeyin bir bedelinin olduğunu bilmesi lazım. Ancak bu, ağır bir yaptırım şeklinde asla olmamalı. 

Bundan sonraki en önemli hayaliniz nedir? Başka bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz? 

Yaptığım işi, insanları çok seviyorum ve “İyi ki psikolog olmuşum” diyorum. İleride, yeni bir kitap projesi olabilir. Çocukluk ve yetişkinlik dönemini karşılaştırmalı olarak ele alabilecek patolojik ve daha hayata dair bir çalışma düşünüyorum.


ÇALIŞAN ANNE DENGEYİ NASIL KURMALI?

SUÇLULUK DUYGUSU
 Çalışan annelerin en büyük sıkıntılarından birisi çocuklarına yeterince vakit ayıramamaları nedeniyle yaşadıkları suçluluk duygusu oluyor. Anne ve çocuğun baş başa geçirdiği ve tamamen ona ayırdığı bir zaman dilimi olmalı. Burada önemli olan çocuğun sevdiği şeyleri birlikte yapabilmek. Kitap okumak, onun sevdiği oyunlardan oynamak beraber sokakta olmak gibi…
HEDİYEYE BOĞMAK YANLIŞ! Çocuğa suçluluk duygusuyla abartılı ve aşır davranışlar, hediyelere boğmalar, çocuğun her dediğine evet denmesi, çocuğu hem doyumsuz hale getirir hem de çocuğun sınır duygusunu yok eder. Bu talepkar ve mızmız çocuk anne, babayı da çaresiz ve mutsuz yapar. Dolayısıyla çocuğumuzla ilişkimizde sınırlar ve kuralların önemli olduğunu unutmamalıyız.


“EŞİM ÇOK İYİ BİR BABA”

“AKAN SULAR DURUR” 
Eşim çok iyi bir baba. Söz konusu çocuklar olduğunda akan sular durur. Ne kadar işi olursa olsun çocuklarıyla çok yakından ilgilenir.
HAYAT PLANLAMASI Hayat planlaması içinde eşim de önceliklerini iyi belirlemiş. İyi bir baba, çocuklarıyla çok vakit geçiriyor. Onların sorunlarını dinler, derslerinde yardımcı olur. Tatillerini onlara göre organize eder. Ben de çocuğum da bu anlamda çok şanslıyız.
İŞ HAYATIMDA DESTEKLEDİ” Eşim de beni iş hayatımda her zaman destekledi, yanımda oldu. O olmasaydı işimi bu seviyelere getirmem mümkün olmazdı.


ÇOCUĞA “HAYIR” NASIL DENMELİ? 


1 Neler sizin için “hayır” denmesi gereken konular, bunları önce siz bilin ve tutarlı olun.
2 Hayır demek yerine, çocuğa o davranışı sergiletmeyecek bir ortam yaratmaya özen gösterin.
3 Çocuk için sürekli hayır demenize neden olacak tehlike ya da uygunsuzlukta bir ortamda bulunmamaya özen gösterin. 4 Küçük yaş çocuklarının sergiledikleri bir davranışı durdurmak istediğinizde sadece dili kullanmak (konuşmak, ‘yapma-etme-hayır’ demek) hiçbir işe yaramaz! Fiziksel olarak aksiyona geçmeli, tehlikeli bir durum var ise müdahale etmeli ya da ilgisini başka tarafa çekmek istiyorsanız siz de bedensel olarak orada olmalısınız. Aksi takdirde sürekli uyarılan ama bu duruma duyarsızlaşan bir çocuk ile karşı karşıya kalma ihtimalinizin çok yüksek olduğunu unutmamalısınız.

Söyleşi: Capital

,

Yorum Yaz