Menü İcon

Yusuf Şimşek: ''Eto’o’yla ego yarışına girmiş olsam kaybederdim''

Yusuf Şimşek, teknik direktörlüğünde bugüne kadar Samuel Eto’o gibi dünya yıldızlarıyla da uğraştı, köpeği öldüğü için yüzü düşen 1. Lig kalecisiyle de! Yusuf Şimşek, futbol geçmişini anlattı.

Röportaj Gazetesi

Yusuf Şimşek: ''Eto’o’yla ego yarışına girmiş olsam kaybederdim''

Turgutluspor’da teknik direktör-futbolcu olarak görev yapmak, teknik direktörlük kariyeriniz için doğru bir hamle miydi?

Futbolu bırakmaya karar verdiğimde hayalim teknik direktörlük yapmaktı. Turgutluspor’a yedi yıl aranın ardından play-off oynattık. Zaman zaman oyuna girip, goller de attım. Çok eğlenceliydi!

O deneyiminizden sonra Çaykur Rizespor’da Mustafa Denizli’nin yardımcılığını yaptınız. Teknik direktörlük sonrası yardımcılık yapmak zor gelmedi mi?

Mustafa Denizli hayatımda çok önemli bir yer teşkil ediyor. Bana ilk kez milli formayı veren, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta şampiyonluk yaşatan isim o! Yardımcılık teklif ettiğinde koşa koşa gittim ve ondan çok şey öğrendim.

Teknik direktörlüğünüzde yaptığınız hangi hataları onunla fark ettiniz ya da ondan kritik hangi konuları öğrendiniz?

Bir işe tamamen yoğunlaşmayı öğrendim. Tesislere en erken o gider, en geç o çıkardı. Rize’den dört ayda sadece bir kez ayrıldı. Futbolcuların duş alacağı suyun derecesini bile o belirlerdi! Futbolculara değer verdiğini hissettirirdi. Mesela yemekhanede sadece salatadan sorumlu biri olurdu; kim ne isterse hemen ondan salata hazırlardı. Bu, size özel olduğunuzu hissettirir.

yusuf-simsek-eto-o

Sizinle birlikte o dönem İbrahim Üzülmez de vardı. Teknik direktörlüğündeki başarısıyla sizi şaşırttı mı?

İbo futbol camiasında ailecek görüştüğüm birkaç kişiden biri. Bazen Mustafa hocadan dert yanardık çünkü biz C’yi hesaplamaya çalışırken o Z’yi bekliyor olurdu. Çok da fırça yedik. Bir keresinde canıma tak etti, “Hocam sürekli kızıyorsunuz, bırakayım mı?” dedim. “Sana kızıyorsam sorun yok, devam et!” dedi.

İzmir takımı çalıştırmak, diğer şehirlere göre biraz daha mı zor? Yıllardan beri Süper Lig’de bulunamamanın verdiği bir gerginlik var…

Bence tek bir sıkıntıları var: Stat. Balıkesir deplasmanına 10 bin kişi giden bir güçten bahsediyoruz!

İzmir, tıpkı İstanbul gibi hareketli gece hayatı olan bir şehir. Karşıyaka’dayken futbolcularınızı bundan nasıl uzak tutabildiniz?

Ben çıktım, yardımcılarım çıktı ve gidebilecekleri yerleri kapattık; haftanın iki günü için limit koyduk. Bu sayede hiç dağılmadık; ta ki sezon başı transfer dönemi başlayıncaya kadar! Benim üç transfer ve zamanında ödeme yapma isteğim vardı. Buna karşılık play-off sözü vermiştim. İstediklerimi kabul etmediler ve ayrıldık. O sırada Antalyaspor’dan teklif almıştım.

Antalyaspor’la nasıl bir anlaşma yapmıştınız? Biraz daha İngiltere’deki menajerlik sistemi gibi mi?

İlk birkaç gün pişman oldum. Takım gruplara bölünmüştü. Ben de araştırma yapıp, birkaç oyuncuyu kadro dışı bırakmak zorunda kaldım. Adana Demirspor’la oynadığımız play-off finali efsaneydi. Finale kadar neredeyse tüm maçlarda kalede Ozan’ı oynattım. Finalden birkaç gün önce suratı beş karış gezmeye başladı. Yardımcıma defalarca sordurdum, “Bir sorunum yok” dedi ama devam ediyor. Yanıma çağırıp “Oğlum, annen mi öldü, baban mı?” diye sordum. “Köpeğim öldü” dedi. “Git kendini toparla, maçta sen oynuyorsun” dedim ama bir taraftan da diğer kaleci Saşa’yı hazırladım. Maç günü Ozan yanıma gelip “Seni çok seviyorum hocam, mahcup etmek istemiyorum” dedi, ağladı ağlayacak! Fikirlerine çok saygı duyduğum Ersun Yanal ve Mustafa hocama danışıp Saşa’yı oynattım. İyi ki öyle yapmışım.

Samuel Eto’o’nun transferini siz mi istemiştiniz?

Süper Lig’e yükseldikten birkaç gün sonra başkanımız “Ronaldinho ve Eto’o’yu ister misin?” diye sordu. “Şaka mı yapıyorsunuz!” dedim. “Sen bunları nasıl yöneteceksin?” diye karşılık verdi. “Siz getirin de ben nasıl geçiniyorum görün!” dedim. Ronaldinho için de çok uğraştılar ama gelmedi. Eto’o gelir gelmez birlikte bir yemek yedik. Bana “Sen ne kadar gençmişsin” dedi. Uzun uzun sohbet ettik. “Ne zaman gelmemi istersin?” dedi. Ben de ona aynı soruyu sordum, sonra da geleceği tarihi belirledik.

ek-1024x702

Antrenmanlarda ya da maçlarda fikrini alıyor muydunuz?

Sağ olsun bir kere bile işime karışmadı ama bazen ben ona Jose Mourinho’nun, Pep Guardiola’nın neler yaptığını soruyordum. Bu arada onu takım kaptanı yapmaya çalışıyordum. Başkan, Diarra’nın kaptan olarak kalmasını istiyordu, ben Eto’o’da diretiyordum. Diarra da çok iyi çocuk ama adam Eto’o!

Kendisi öyle bir sorumluluk almayı istedi mi?

Kim istemez ki? İlk yemeğimizde konuşmalarından çok etkilendim ve “Kaptan sensin” dedim. Hiç de pişman etmedi beni. Bir kere bana “Herkesi denedin, Lokman’ı da sol bekte bir denesene” dedi, Lokman ertesi gün 18’e giremedi!

Eto’o geldiğinde takımdaki futbolcular sokaktaki vatandaş gibi fotoğraf çektirme yarışına girmişti. Bu durumda nasıl takım oluşturabildiniz?

Eto’o’yla nasıl dışarıda yemek yiyorsam onlarla da yedim, uzun uzun konuştum. İdmanlardan sonra bir takımı Eto’o alıyordu, bir takımı ben; çok eğleniyorduk. Onunla ego yarışına girmiş olsam ben kaybederdim. Net! Başkana “Bu adam ilk golünü atınca bana gelir” dedim. Cezalı olmama rağmen bana geldi. Zaten Antalyaspor’da sorun yaşamamızın bir sebebi de bu kadar iyi anlaşıyor olmamızdı. “Bir gidiyor, beş gün sonra geliyor” diyorlardı. Adam anlaştığımız günü 1 saat bile geçirmedi oysa! Hatta ihtiyacım olduğunda “Yanında olmam lazım” diyerek erken geldi. Sadece o da değil, takımda kötü futbolcu yoktu.

Takımdan ayrıldıktan sonra da Eto’o’yla görüşmeye devam ettiniz mi? Teknik direktör-futbolcu olarak çalışırken sizden destek aldı mı?

Görüştük ama yardım almadı. Mourinho’ya danışıyormuş daha çok. Karşıyaka’yı çalıştırmaya başladığımda Antalya kampında ziyaretime geldi, 3 saat sohbet ettik. Kendi vakfı için organize ettiği, Messi’nin de geleceği maçta teknik direktör ben olacaktım ama maç ertelendi.

etoo12313-1024x716

 YILDIZ FUTBOLCU YÖNETMENİN İNCELİKLERİ

“Yıldız futbolcuyu yönetmek başka bir meziyettir. Doğru” diyerek neden daha en başından taviz verdiniz?

Ayrıcalıklı olduğunu hissettirmem gerekiyordu. Sonuçta o da kim olduğunun farkında, bizim için özel olduğunu biliyor. İki tarafın da bildiğini görmezden gelmek samimiyetsizlik olurdu.

Anlaştığımız tarihte imza töreni vardı. O dönemki başkanımız Gültekin Gencer “İstanbul’da kal, kampa yarın gidersin” demiş ama o, “Hocaya söz verdim” diyerek gelmiş. Bir kere bile idman kaçırmadı, hiçbir çalışmaya itiraz etmedi; ben de antrenmanlarda ona hiçbir ayrıcalık tanımadım.

Maçlardan sonra iki gün tatil verdiğimde yurt dışına gidiyordu, ben de yorgun olacağını düşünerek “Takımdan bir gün geç gelebilirsin” diyordum ama “Takımdakiler neyse ben de oyum, vaktinde gelirim” diye karşılık veriyordu.

Eto’o’yla bu kadar iyi anlaşmamızı sağlayan şey benim stratejimin doğruluğu muydu yoksa onun karakteri mi bilmiyorum ama biz birbirimizle çok iyi anlaştık.

Söyleşi: Hilal Gülyurt

,

Yorum Yaz