Menü İcon

Yıldız İbrahimova: Cazdaki Yaratıcılık Beni Cezbediyor

Dört oktavlık sesi , doğaçlama ustalığı ile dünyanın dört bir yanında alkışlanan caz sanatçısı yıldız ibrahimova 'gençlerimize ve çocuklarımıza her konuda olduğu gibi müzikte de en kaliteli örnekleri sunmalıyız' diyor.

Röportaj Gazetesi

Yıldız İbrahimova: Cazdaki Yaratıcılık Beni Cezbediyor

Müthiş güçlü bir ses, inanılmaz bir yetenek, eşsiz ses tekniği, sıra dışı sahne performansı... bu saydıklarımız sizinle ilgili kritiklerde sıkça karşımıza çıkan ifadelerden birkaçı. Dilerseniz, söyleşimize müzik hayatınızın ilk yıllarıyla başlayalım. Yeteneğiniz ne zaman ve nasıl keşfedildi?

Annem, şarkıların çok küçük yaştan itibaren hayatımda yer aldığını söylüyor. Henüz bir buçuk-iki yaşlarındayken annemden dinlediğim, televizyon veya radyodan duyduğum şarkıları söylemeye başlamışım. İlkokul öğrencisiyken beni okuldaki etkinliklerde sahneye çıkarıp şarkı söylettiklerini hatırlıyorum. Hatta ilkokul üç veye dördüncü sınıfta bir oyun oynamıştık, büyüyünce hangi mesleği yapacağımızla ilgili. Bana müzisyen sanatçı yazılı kağıt çıkmıştı; öğretmen dahil herkes ''hiç şaşırmadık, zaten senin bu işi yapacağın belli'' demişti. On yaşına geldiğimde piyano ve solfej eğitimi almak üzere Çocuk Müzik Okulu'na gittim. On dört yaşındayken şu derslere başladım ve Sofya Müzik Lisesi ile Bulgar Devlet Akademisi'nde eğitimime devam ettim. Akademide şan ve teori bölümlerinden muzun oldum. Bir müzisyen için teori bölümü çok önemlidir, sağlam bir müzik altyapısı kazandırır.

Şan eğitimi alıp liedler ve aryalar söylerken cazla buluşmamız nasıl geçti?

Sofya Müzik Lisesi'ne girdiğimde öğretmenim sesimi koloratur soprano olarak belirlemişti. Oysa benim pes seslerim de vardı. Bi gün öğretmenime bunu söyledim ve 'Lütfen dinler misiniz?' dedim ; dört oktavlık bir sesle karşılaşınca çok şaşırdı. Okulda soprano literatüründen liedler, aryalar söylemeye devam ettim. Birkaç ay sonra öğretmenim 'Yıldız dört ovalık bu sesi kullanamıyoruz, çünkü literatür yok. Bu şekilde devam etmek de pek anlamlı olmuyor' dedi. O dönemde bir arkadaşım Ella Fitzgerald'ın kasetini getirdi ve ''Çok iyi bir cazcı, mutlaka dinle'' diyerek bana verdi. Fitzgeral'ın ismini biliyordum, ama çok fazla tanımıyordum. Kaseti dinleyince ''yapmak istediğim müzik bu işte'' dedim. Cazda en çok doğaçlamadan etkilendim. Bu müziğin yaratıcılığa ve sesimin tüm özelliklerini kullanabilme imkanı vermesi beni caza yöneltti. Lise ve sonrasında şan eğitimine devam ettim, ama caz artık hayatımın bir parçası haline gelmişti. George Gershwin benim için çok önemli bir bestecidir; onun şarkılarıyla başladım caza. Öğrenciliğimde ''Pory and Bess'' operasından aryalar da söylediğim Gershwin , klasikten caza geçişimde müziğiyle bir köprü kurdu adeta. Onun şarkılarını hala dinliyorum ve çok seviyorum. Hatta unutamadığım konserlerimden birini George Gershwin'in eserleriyle Efes Antik Tiyatrosu'nda verdim. 1998 yılıydı. 120 kişilik St. Petersburg Orkestrası ile birlikte sahneye çıkmıştık. Efes Antik Tiyatrosu tıklım tıklımdı. İnanılmaz bir atmosfer vardı. Sahneye çıkarken kendi kendime ''En sevdiğim müzik, olağanüstü bir mekan, müthiş bir akustik, inanılmaz bir seyirci. İnsan başka ne isteyebilir ki'' demiştim.

5 kıtada 50'ye yakın ülkede konserler verdiniz,20 albüm kaydı yaptınız, dünyanın önemli caz festivallerinde sahneye çıktınız. Türk seyirciyle ilk buluşmanız ne zaman gerçekleşti?

Türkiye'ye ilk kez 1990 yılında Bulgaristan'da komünizim yıkıldıktan sonra geldim. O tarihe kadar Amerika'da Japonya'ya birçok ülkede konserlerim olmuştu. Türkiye'den de caz festivali için davet gelmişti ama kaçabileceğim düşüncesiyle izin vermemişlerdi; burası bir nevi bana yasaktı. 1990 yılında Selim Selçuk'un daveti üzerine Bulgar müzisyenlerle birlikte Türkiye'ye yerleşeceğim aklımın ucundan bile geçmiyordu. O dönemlerde Fransız müzisyenlerle farklı ülkelerde birçok projemiz vardı. Fransa'dan da çok ciddi teklifler geliyordu, açıkçası Paris'e yerleşebileceğimi düşünüyordum.
Evet. Türkiye'ye bir gelişimde tanıştığım rahmetli eşim Ali Dinçer hayatımın akışını değiştirdi. Kendisi çok değerli bir insan, başarılı bir politikacıydı. Tanıştığımızda milletvekiliydi. Aslında politika mesafeli olduğum bir alandı, hatta Bulgaristan'da 1990 yılında yapılan seçimlerde iki partiden milletvekili teklifi almış, ama kabul etmemiştim. Rahmetli eşimle 1992'de tanıştık, bir yıl sonra da evlendik. O tarihten bu yana Türkiye'de yaşıyorum, bu kararımdan da hiçbir zaman pişmanlık duymadım.

Bu süreç içinde sadece konserler vermediniz, birikimlerinizi geçlere de aktardınız. Üniversite de dersleriniz devam ediyor mu?

Evet. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) ve Hacettepe Üniversitesi'nde caz vokal dersleri veriyorum. Gençler tek kelimeyle müthiş. Çabuk öğreniyorlar ve kısa süre içinde inanılmaz işler yapıyorlar her sene üniversitede konserlerimiz oluyor. ODTÜ'de öğrencileren oluşan bir caz orkestrası var. bildiğim kadarıyla Türkiye'de konservatuaz arda bile caz orkestrası yok. Gençlere çok güveniyorum ve onlarla birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bana göre Türkiye'nin en büyük zenginliği genç nüfustur. Bu potansiyelin değerini iyi bilmek gerekiyor. Beni üzen nokta, mezun ettiğimiz öğrencilerin yurt dışında yaşamayı tercih etmeleri, örneğin geçen yıl dört öğrenciden sadece biri Türkiye'de kaldı. Bu gerçekten bir kayıp. Beyin göçü bir ülkenin en önemli problemidir. Gençlere Türkiye'de kalmaları için gerekli imkanları sağlamamız lazım.

Gençlerden söz ettiniz, bir de çocuklara yönelik çalışmalarınız var. örneğin ''Çocukça Şarkılar'' albümü yaptınız. Sizi küçük dinleyicilerle buluşturan nedir?

Bir gün televizyon seyrederken çocukların pop şarkıcılarını taklit ettikleri bir yarışma programına rastladım. ''Bu küçük yaşta o parçaları değil, en güzel çocuk şarkılarını söylemelidirler'' diye adeta isyan ettiğim bir sırada eşim'' Niye yakınıyorsun? Bence çocuk şarkıları albümü yap'' dedi. Bunun üzerine çalışmalara başladım. Tam bir aile projesi oldu; annem, yeğenim ve kızımla birlikte söyledik şarkıları. Türkiye ve Bulgaristan'da çıkan bu albüm iki de ödül aldı. Hiç tanımadığım insanlar beni gördüklerinde veya telefonda teşekkür ettiler, '' Çocuğum sizin şarkılarınızla büyüdü'' diyenler oldu. Kızım Suna stüdyoya girdiğinde dört buçuk yaşındaydı. Onunla birlikte albümdeki şarkıları söylediğimiz ve enstrümanları tanıttığımız konserler verdik. Çocuklara her konuda olduğu gibi müzikte de en kaliteli örnekleri sunmak lazım. Bu açıdan ''Çocukça Şarkılar''ın benim için çok ayrı bir yeri var.


Sizden pek çok türkü de dinledik. Türkülerin hayatınızdaki yeri nedir?

Annem onlarca şarkı, türkü biliyor, olağanüstü bir hafızası var. onun söylediği Rumeli türkleriyle büyüdüm.Türkiye'ye geldiğimde bu türklerin birçoğunun bilmediğini veya unutmuş olduğunu gördüm. Türkiye'de yaptığım ilk albümlerde birkaç tane Rumeli türküsünü caz yorumu katarak farklı bir biçimde söyledim. ''Annemden Rumeli Türküleri-Balkanatolia II'' albümü ise tamamen türkülerden oluştu. ''Mavi Yelekli Yarim'' türküsünde birinci kıtayı kızım söylüyor. Böylece çok büyük bir zenginliğimiz olan türkülerin nesilden nesile aktarılarak unutulmaması gerektiğine vurgu yapıyoruz.

Enstrümansız sahnede olduğumuz konserleriniz var; üstelik 10, 15 dakika değil, tam bir buçuk saat. Bu durum bize inanılmaz geliyor, sizde yarattığı etki nedir?

Tabii bir ses sanatçısı için zor ama bir o kadar da keyifli farklı bir deneyim. Bu performansın ortaya çıkışı, Bulgaristan'a dünya ve olimpiyat şampiyonluğu kazandırmış ritmik jimlastik antrenörüarkadaşıma dayanıyor. O bir gün ''Şimdiye kadar piyano eşliğinde gösteriler yaptık. Bir de sadece sesle denemek istiyorum. Bizim için doğaçlama yaparmısın?'' dedi. Hazırladığımız parça eşliğinde gösterilerini sundular ve dünya şampiyonu oldular. Daha sonra bu çalışmayı geliştirerek enstrümansız konserler verdim, izleyicinin de büyük ilgisini çekti.

Konser temposu devam ediyor mu?

Evet. Farklı programlar ve ekilplerle konserler devam ediyor. Bu ay gerçekleşecek bir projeden söz edeyim. Sofya Radyosu'ndan bir teklif geldi. Ben de Tahir Aydoğdu (kanun) Bilgin Canaz (ney) ve Hakan A. Toker'den (piyano) oluşan Tanini Trio'yu davet ettim. Sofya Radyosu'nun caz orkestrası ile birlikte konser vereceğiz. Caz orkestrası, kanun ve ney buluşmasının enteresan olacağını düşünüyorum.

 

Söyleşi: Songül Baş

Caz sanatçısı Yıldız İbrahimova,

Yorum Yaz