Menü İcon

Yeşim Ceren Bozoğlu: Kağıthane'de Yaşamasaydım, Nuran'ı Oynayamazdım

Yeşim Ceren Bozoğlu, FOX TV’de yayınlanan ‘O Hayat Benim’ dizisinde gecekondu mahallesinde yaşayan Nuran karakterini canlandırıyor. Bozoğlu, bu semtlere yabancı değil.

Röportaj Gazetesi

Yeşim Ceren Bozoğlu: Kağıthane'de Yaşamasaydım, Nuran'ı Oynayamazdım

Yeşim Ceren Bozoğlu, FOX TV’de yayınlanan "O Hayat Benim" dizisinde gecekondu mahallesinde yaşayan Nuran karakterini canlandırıyor. Bozoğlu, bu semtlere yabancı değil. Zira oyuncu olmak için sanayici olan ailesine rest çekip Kağıthane’de ev tutarak altı yıl yaşamış.

Dizide Nuran karakterini canlandırıyorsunuz. Şu halinizden çok farklı bir kadın çıkıyor içinizden...

Evet ama kariyerimde oynamaktan en çok zevk aldığım ilk üç karakterin içinde. Bir yandan çok korkunç; sıfır makyaj, elde gerçek kınalar, olabilecek en kötü kostümler, yamuk yumuk bir yürüyüşü var, omuzları düşük, omurgası eğik...

Bazı yönleriyle tipik bir Türk annesi ama...

Kesinlikle. Siyatik, bel ağrısı, tansiyonu eksik olmayan tipik bir Türk annesi hem de. (Gülüyor)

Bu dizi sayesinde magazincilere makyajsız yakalanma korkusundan kurtulmuşsunuzdur herhalde...

Artık haber değerim magazincilere makyajlı yakalanmak. (Gülüyor) Bunu cesaret göstergesi gibi algılayanlar da var ama bence olması gereken bir şey. Türkiye’nin neresinde olursanız olun, dar gelirli mahallelerde hiçbir kadın iki santimlik takma kirpiklerle uyanmıyor yatağında. Benim için önemli olan, inandırıcılık.

Güzelliğin hiç mi önemi yok yani?

Güzellik önemli bir silah oyunculukta ama hiçbir şey sahici ve samimi olandan daha kuvvetli değil bence. Ben bir hüner, maharet satıyorum, güzellik değil. Oyuncunun ekran karşısında rolünü değil, kendisini satmaya çalışması hüzünlü ve bir o kadar da komik bir şey.

Hakkınızda sık sık kilo alıp verme haberleri çıkıyor.

Bu rol için 20 kilo aldım. Bu bir mecburiyet. Çocuğumu oynayan arkadaşlarımla aramda 8-10 yaş var. Nuran bu kızları doğuramayacağına göre daha yaşlı ve çökük görünmek lazım. Bunun da en sağlam yolu kilo almak. En zevkli hazırlık aşamalarımdan biriydi gelsin tatlılar, gitsin börekler... (Gülüyor)

Rahatsız mısınız bu durumdan?

Yok, sağlık açısından sorun olmadığı sürece şu an kilomla ilgili hiçbir problemim yok. Benim için önemli olan, seyircinin karakteri yaşaması. Yoksa 20 kilo alınır da, 30 kilo verilir de. Bir de itiraf edeyim, biraz havalı buluyorum bu durumu. Herkes yapamıyor, adanmışlık önemli.

Nuran, aynı anda hem gıcık olunan hem çok sevilen bir karakter. Nasıl yorumlar geliyor?

Açıkçası fildişi kulelerde yaşamıyorum. Seyircilerden gelen reaksiyonları ve sosyal medya yorumlarını çok önemsiyorum. Nuran’a hem çok kızıyorlar hem de gerçekten çok seviliyor.

Dizide sürekli bir sınıf atlama mücadelesi var ama gerçek hayatta siz bunun tam tersini yaşamışsınız...

Ailem sanayici. İstanbul’daki aile evimiz Nişantaşı’ndaydı. Nişantaşı, Bebek, Bağdat Caddesi’nde ikâmet ettiler daha çok. Ben okulu bitirip İstanbul’a geldiğimde kendi paramı kendim kazanacağım diye ağır bir iddiam vardı. Bizim ailede var bu, hem idealist hem onuruna, gururuna düşkün tipleriz. Babama, "Kağıthane’de ev tuttum"dediğimde bıyık altından gülmüştü. "Kaç ay dayanır acaba?" diye ama altı sene orada oturdum.

O kadar da kolay olmasa gerek...

Değildi tabii. Sular idaresinden minibüse binip TRT’ye dublaja gidiyordum üç vesaitle. Hayatımın bir kısmı öyle geçti. Çok da memnunum. Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk mezunuyum ama İstanbul’da sıfırdan başladım. Dublajda arkada konuşan kalabalıktan setlerde de figüranlıktan başladım. Buradan başrollere uzandı maceram.

Oyunculuğunuza ne kattı bu "varoş semtle" dönemi?

Kağıthane ve Tophane’deki yıllarım, oradaki mahallem, komşularım, bakkalım olmasaydı ben bugün bu rolü oynayamazdım. Bir de ayrıca çocukluğumun bir kısmı da sanayi sitesinde geçti, babamın atölyesi vardı orada.

Fabrikatörün şımarık kızı mıydınız yoksa?

(Gülüyor) Yok canım, ne alakası var. O sanayi mahallesinin is kokusu, beraber yer sofrasında tarhana içmeler hâlâ aklımda. Babam hiç öyle yetiştirmedi bizi. Sekiz yaşımda ilk yaz tatilimde abimlerle fabrikamızın tuvaletlerini temizlemişliğim var. İlginç bir aile deneyimiydi bizimkisi. Bir yandan Nişantaşı yüksek sosyetesi, ailede bir sürü siyasetçi filan. Bir tarafta Atilla Bozoğlu ile beraber kaynak atıp, gecekondular... Babam çok akıllı bir adammış. Bize bakan bir Solmaz ablamız vardı, arada bizi 10-15 gün bırakıyordu. Onların gecekondusunda, çocuklarıyla kalıyorduk, o hayatı da öğrenelim diye.

Bu "elini işten sakınmama" haliniz devam ediyor mu, yoksa star havalarında mısınız artık?

Asla, bana gelen övgülere teşekkürümü eder, başımı eğip devam ederim yoluma. Şan, şöhret bunların büyük olduğunun farkındayım. Aynı şekilde bugün okulda da (Atölye 1314, Yeşim Ceren Bozoğlu’nun oyunculuk okulu) gerektiğinde bulaşığı yıkıyorum, sahneyi paspaslıyorum, tuvaletini temizliyorum, hiç de gocunmam buradan. Çünkü burası da benim evim.

Ailede siyasetçilerin de olduğunu söylediniz, var mı böyle bir düşünceniz?

Yok, siyasete bakışım şu şekilde; politikacılar unutuluyor ama sanatçılar unutulmuyor. Milattan önceki politikacıların kaçını biliyoruz? Ama bugün hâlâ Sophokles Aristoteles’i biliyor ve konuşuyoruz. O anlamda sanatçıların daha üst bir gezegenden geldiğine inanıyorum.

Bir röportajınızda "kültür bakanı olmak istiyorum" demişsiniz ama?

Çocukluğumun geçtiği Foça’da bir arkeoloji müzesi açılmasını istiyorum. Sırf bunun için söylemiştim onu. İşin esprisi tabii, siyasetle temasım olacağını düşünmüyorum.

Sanayici babanız ne diyor bu oyunculuk işine?

Babam başlarda "Ben kızımı kötü kadın mektebine göndermem." diyecek kadar sertti. Ağabeyim dramatik yazarlık bölümünü kazanmasaydı, ben okula sınavı kazansam da gönderilmeyecektim. Toplumdaki marjinal, bohem oyuncu algısı yüzünden. Oysa uzun vadeli bu işi yapanların askeri bir disiplin ve üstün bir ahlâk, etik anlayışına sahip olduklarını görüyoruz. Babama "Hiçbir zaman başını yere eğmem" diye söz verdim. Başardım da çok şükür. Şimdilerde Facebook profili, tek kişilik Yeşim Ceren Bozoğlu fan sayfası gibi, benim dizilerim, televizyon programlarımla dolu.

Siz sadece oyunculuk yapmıyor, aynı zamanda açtığınız okulda oyuncu da yetiştiriyorsunuz.

Oyunculuk eğitimiyle ilgili akademik kariyer yaptım. Hem teorik hem pratik anlamda biliyorum. Fakat bize öğretilmeyen sektör realitesiydi. Magazin tu kakaydı, oyuncu konuşmaz, gülmez gibi bir Rus disiplini vardı adeta. Ama oyunculuğun matematiğinin böyle olmaması gerektiğini gördüm. Gerçek sanatçılar kabuğuna çekildikçe yarım akıllılar meydanda dolaşıyor. Atölyeyi bu yüzden kurdum. Sloganımız "Şöhret ateşten gömlek ama biz ateşi seviyoruz." Çünkü temiz star kavramına inanıyoruz.

Nedir, kimdir temiz star?

Uyuşturucu kullanmayan, birtakım siyasi, sosyal "kardeşlikler" içinde olmayan, tam bağımsız, salt aktörlüğüyle, disipliniyle işinin en iyisi olan star oyunculardan bahsediyoruz bu kavramla. Ben sette alkolik veya uyuşturucu bağımlısı adamla çalışmak istemem. Disiplinsizliğe mecalimiz yok.

Bundan sonrası için yapmak istedikleriniz neler?

Öz çocuğum yok ama 156 çocuğum var burada. Oyunculukta fark yaratma tekniğini öğretiyorum. Bu sene menajerlik hizmetine de başladık. Atölye 1314’ün web dizileri ve televizyon programları olacak. Alzheimer belgeseli çekiyorum, setten fırsat buldukça onu tamamlayacağım. İlk defa size söylüyorum, bir de evlenip çocuk doğuracağım inşallah, Nuran’dan kurtulup Yeşim’e dönebilirsem tabii.

Komşularla gün yapıp "püskevit" yiyoruz

Nuran karakteri çok seviliyor. Sarılma, öpme, bağrına basma olayının cılkı çıktı artık. Çekimleri yaptığımız Gelincik Yokuşu’nda geçen ablanın biri sarıldıktan sonra ne yapacağını şaşırdı şaka yollu kolumu ısırdı. Çok da memnunum ilgiden. Oradaki gecekondu mahallesindeki komşularla aile gibi olduk. Güne gider gibi çay içip, kısır, börek yiyoruz. Çok kızıyor bir tanesi bana, dizideki kızım Bahar’a çok yükleniyorum diye. Ben de ‘Abla senin kız gecenin bir körü tanımadığın adamın arabasından inse ne yaparsın?’ dedim. ‘Ağzını burnunu kırarım, ama seninkinin içinde kötülük yok.’ dedi. Her Türk annesinin içinde bir Nuran var.

Alzheimer belgeselinde anneannemi anlatacağım

Anneannemin yaşadığı alzheimer hastalığından yola çıkarak bir belgesel hazırlıyorum şimdilerde. Çıkış noktası anneannem, annem ve ailemin bu süreçte yaşadıkları. Anneannemin çok zor bir hayatı olmuş. Türkiye’nin ilk milletvekillerinden Emin Turgay’ın kızı. 18 yaşında kuzenine âşık oluyor, aile karşı çıksa da evlenip üç çocuk yapıyor. Dedem subay, Anadolu’da dağ köylerinde yaşıyorlar. Anneannem 40 yaşına geldiğinde dedem onu 20 yaşındaki sekreteriyle aldatıyor ve ayrılıyorlar. Anneannem hayatı boyunca çalışmamış etmemiş, tek başına kalıveriyor. Sonra da bu hastalığı başlıyor zaten. Manik depresyon da eşlik ediyor buna. Annem liseyi bitirir bitirmez çalışmak zorunda kalıyor ailesine bakmak için. Babamla da evlenmeden önce şart koşuyor, anneme ömür boyu bakacağım, bunu kabul edersen evlenebiliriz diye. Dramanın yoğun olduğu bir hikâye. Babamın zamanında çektiği video görüntülerini de kullanacağım. Hastalığı üzerine yaptığım röportajlar da var. Sabah uyanıyor 5 yaşında, öğleden sonra 18, akşam 30’larında. Zaman tünelinde yaşamak gibi bir şey.

STV dizilerinde oynamaktan çekinmem

STV dizileri de dahil figürasyondan başlamayı hiçbir zaman ayıp olarak görmüyorum. Sıcak Saatler’de de öyle başladım mesela. ‘Başüstüne komiserim’ diyecektim sadece, çok beğenip tekrar çağırdılar ve oynadım. Kimse beni tepeden alıp koymadı, başrol oynamam 19 yılımı aldı. Disiplinimle yaptım ne yaptıysam. ‘İslami sinemacı’ denilen İsmail Güneş ile iki film çektim, ödül üstüne ödül aldık, Oscar aday adayı olduk. STV dizilerinde oynamaktan niye utanayım? Hatta sarışın ve kısa saçlı oynadığım bir rol vardı, ömrü hayatımda oynadığım en iyi rollerden biriydi.

Söyleşi: Merve Tunçel

,

Yorum Yaz