Menü İcon

Ulan İstanbul: Kısa Bir Dostluk ve Dayanışma Hikayesi

Hırsızlığın adaleti olur mu hiç demeyin. Bu çete haksız yere kazanılan paraları çalıyor, başka hayatları kurtarmak için kullanıyor. ‘Ulan İstanbul’un altı kişilik çetesinin başını usta oyuncu Uğur Polat çekiyor.

Röportaj Gazetesi

Ulan İstanbul: Kısa Bir Dostluk ve Dayanışma Hikayesi

Hırsızlığın adaleti olur mu hiç demeyin. Bu çete haksız yere kazanılan paraları çalıyor, başka hayatları kurtarmak için kullanıyor. 'Ulan İstanbul'un altı kişilik çetesinin başını usta oyuncu Uğur Polat çekiyor. Şebnem Bozoklu, Sevtap Özaltun, Erkan Kolçak Köstendil, Kaan Yıldırım ve Caner Özyurtlu ise Polat'ın adaletli çetesinin diğer isimleri!

Uğur Polat /Modern Robin Hood

Onun için fazla söze gerek yok. Can verdiği karakterler, hayata karşı duruşu, karizması… Uğur Polat gerçek hayatta yaşayan bir efsane. 'Ulan İstanbul'da ise modern bir Robin Hood.

'Ulan İstanbul' nasıl bir hikaye anlatacak bize?

Kısaca bir dostluk ve dayanışma hikayesi. Benim oynadığım karakter Kandemir'in önderliğinde bir çetenin etrafında dönüyor. Çok sevimli, birbirine çok sıkı bağlı, neredeyse aile olmuş insanlar var hikayede. Yıllar sonra tekrar bir araya geliyorlar, bir amaçları var. Yoksuldan yana haksıza karşı bir eylem içindeler. Modern bir Robin Hood hikayesi aslında.

Bu çete nasıl bir araya geliyor?

Kandemir, başından geçen bir olay yüzünden yurt dışına kaçmış, ona yardım eden kişilerden biri de Kandemir yüzünden hapse girmiş. Hapse giren kişinin sağlık durumunun kötü olduğunu ve o koşullara dayanamayacağını bilen Kandemir de Türkiye'ye dönme kararı alıyor ve çeteyi topluyor. Senaryoyu okuduktan sonra ne düşündünüz, nasıl ikna oldunuz? Her şeyden önce eğlenceli bir hikaye. Üst üste ağır dramlarda oynamıştım 'Ulan İstanbul'un eğlenceli kısmına takıldım biraz. İlk kez yazın çalışacağım, bir de bunu deneyeyim dedim. Şımarıklık yapmanın da alemi yok çünkü pek çok meslektaşımız işsiz, pek çok dizi bitiyor.

'Ulan İstanbul sen mi büyüksün ben mi?' dediğiniz anlar oluyor mu?

Yok, ben İstanbul'a yenildiğimi anladığım zamanlar kaçıyorum zaten buralardan. Yani şu içinde bulunduğumuz ortam ne kadar kaotik, ne kadar rahatsız edici baksanıza. Bir yandan güzel bir müzik duyuyoruz ama yanımızdan kamyon geçiyor. İşte ben böyle anlarda "Ulan İstanbul ben daha büyüğüm" diyorum ve kaçıyorum. Uzun süredir Kaş'ta yaşıyorum, orası daha dingin, daha sessiz, sakin, ufuk var, deniz var, oksijen var.

Hayattan isteyip de karşılığını alamadığınız bir şey var mı?

Kendi adıma yok ama bu ülke, halk ve toplum adına birtakım taleplerimiz oldu. Onları alamadığımız zaman hayal kırıklığı yaşıyoruz. Böyle sürecek diye de daha büyük bir hayal kırıklığı içindeyim.

Hayat boyu kendinizde törpülemek için uğraştığınız bir huyunuz var mı?

Sabırsızlığım. Çok sabırsızım, çok mükemmeliyetçiyim. Onlar olmayınca da üzülüyorum, hayal kırıklığına uğruyorum. Bu huylarımı törpülemem lazım ama bu yaşa geldim hala yapamadım.

Yeni nesilden beğendiğiniz oyuncular kimler?

Bizim ekibi çok beğeniyorum. İlker Kaleli ve İsmail Hacıoğlu'nu başarılı buluyorum. İlk aklıma gelenler bunlar ama çok yetenekli başka pek çok isim var. Üniversitede gazeteciliği bıraktınız… Evet, üçüncü sınıfta ayrıldım gazetecilikten, konservatuvara girdim.

Hiç acaba dediniz mi?

Hayır, hiç demedim.

Hangisi daha zor peki sizce?

Herhalde gazetecilik daha zordur. Bizim uzun bekleme süreleri dışında çok büyük dertlerimiz yok.

Sevtap Özaltun/Mücadeleci Derya

'Fatmagül'ün Suçu Ne?' dizisinde çekti dikkatleri üzerine. Ağır makyajından ve kostümlerinden sıyrılıp duru güzelliğiyle 'Ulan İstanbul'da çıktı karışımıza. Dizinin esas kızlarından biri olan Sevtap Özaltun, Derya karakterine can veriyor.

'Ulan İstanbul' ekibiyle yolunuz nasıl kesişti?

Ben ekibe son dakikada dahil oldum. 'Fatmagül'ün Suçu Ne?'de oynadığım karakter dolayısıyla biraz önyargıları varmış ama kırmam uzun sürmedi.

Nasıl bir karakter?

Enerjisi çok yüksek, güçlü bir kız, hayata sıkı sıkı tutunabilecek kapasitede. Naif bir tarafı da var ama güçlü tarafı ağır basıyor. Kısaca yaşamayı seven, enerjisi yüksek, mücadeleci biri. Bodrum'da doğmuş büyümüş, annesini erken yaşta kaybetmiş, oyuncu olmaya karar vermiş ve İstanbul'a gelmiş. Babası, Kandemir'in istemeden payı olduğu işlemediği bir suçtan dolayı hapse girmiş. Derya'nın yolu da bu noktada tesadüfler zinciriyle Kandemir'le kesişiyor. Babasının hapse girmesinin sebebinin onlar olduğunu öğreniyor. Hiçbir kötü niyetleri olmadığını da anlıyor kısa sürede ve çeteye dahil oluyor.

Senaryoda sizi en çok etkileyen şey ne?

Eğlenceli ve aynı zamanda içinde aksiyon var. Bir de, bir tutam dram… İçinde çok dramatik hikayeler var aslında, bir yerde boş vermişler ve 'Ulan İstanbul ben seni yeneceğim' diye hayatla mücadeleye koyulmuşlar. Tatlı tatlı, hayatı çok ciddiye almadan, hem kendileri hem de başka insanlar için yaşayan bir ekip olmuşlar. Senaryonun ritmi gerçekten çok güzel, seyirci izlerken hiç sıkılmayacak…

Hayattan en büyük isteğiniz ne?

Huzur.

Ne yapıyorsunuz huzur bulmak için?

Evimde bir köşem var, oraya geçip müzik dinliyorum. Daha sessiz sakin ama çok da soyutlanmadan yaşamaya çalıştığım bir dönemdeyim. Çünkü her gün sete gidiyoruz ve konsantrasyonumuz biraz bozulabiliyor. Sıyrılmak için kaçmayı tercih ediyorum.

En sevmediğiniz huyunuz ne?

Takıntılıyım.

En çok neye takılırsınız?

Çok net verebileceğim örnekler yok. Çünkü takıntılar genelde beni yoran şeyler, karşımdaki insanları değil.

Mesleğinizle ilgili takıntılarınız var mı?

Olmaz mı? Hiç beğenmem ki kendimi. Mesela artık yönetmenimiz monitörden izletmiyor bana sahnelerimi. Çünkü izlediğim an "Allah kahretsin" diyorum. Ve bu çok rahatsız edici bir şey. Yönetmen zaten işi bilir ve o oldu diyorsa üzerine bu kadar gitmenin anlamı olmaz ama ben kendimi epey hırpalıyorum ve bu özelliğimden kurtulmaya çalışıyorum.

Kaan Yıldırım / Cesur Ferdi

'Kayıp'la oyunculuk hayatına başlayan Kaan Yıldırım, şimdi yine usta oyuncuların olduğu bir ekibin içinde, 'Ulan İstanbul'un bıçkın delikanlısı Ferdi rolünde.

Senaryoyu ilk okuduğunuzda heyecanlandınız mı?

Evet, 'Kayıp' bittikten sonra birkaç işle daha görüşüyorduk. Beni en çok 'Ulan İstanbul' heyecanlandırdı ve işin içinde olmalıyım dediğim proje bu oldu.

Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz peki?

Annesiz ve babasız büyümüş, en yakın arkadaşı ve ailesi olarak Kandemir Abi ile Karlos'u koymuş bir karakter. İsmi Ferdi. İyi kalpli, adalet duygusu yüksek, gözü karardığında her şeyi yapabilecek kadar cesur. Grubun zekilerinden ve biraz ağırbaşlı, mantıklı olan taraf. Ama birinin dövülmesi gerektiğinde, gidip döven kişi…

İdolünüz kim?

İdolüm yok.

Oyunculuk eğitim mi yoksa heves ve yetenek işi mi sizce?

Oyunculuk sadece eğitimle olacak bir şey değil. Mutlaka içinizde ona karşı bir eğilim, yetenek ve kabiliyet olmalı. Eğitim ise bu işi daha güzel yerlere getirebilecek olan araç.

Caner Özyurtlu / Çetenin Dahisi Bahadır

Caner Özyurtlu, 'Ulan İstanbul' dizisindeki çetenin dahisi. 'Elveda Rumeli'nin Deli Namık'ı olarak hafızalara kazınan Özyurtlu'nun yeni karakterinin de bir fenomene dönüşmesi an meselesi.

Senaryoyu okuduğunuzda ilk ne düşündünüz?

Kimlerin oynayacağını merak ettim. Çünkü her sahnede herkes bir arada. O yüzden çok fazla birlikte zaman geçirilecek, hayatımızı birlikte yaşayacağımız bir set ortamı bizi bekliyordu. Sonra kadroyu öğrenince 'tamam' dedim! Bu işin en cazip tarafı, ekip, yönetmen ve oyuncular. Normalde böyle şeyler pek söylemem. Bu konuda gerçekten çok ciddiyim.

Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?

Grubun dahisi diyebileceğimiz bir karakter. Hacker ve bütün bilişim suçlarını o işliyor. İsmi Bahadır. Planları o yapıyor diyebilirim. Özellikle bilgisayarla yapılması gerekenleri, kırılması gereken güvenlik duvarlarını, gizli kameraları o alt ediyor.

Peki, elinizde bir güç olsa İstanbul'dan neleri silerdiniz, neleri eklerdiniz?

Genel kabalığı silerdim. Çok romantik bir cevap oldu ama İstanbul'da sokağa çıkmak istemememin en büyük sebeplerinden biri kabadayı ruhu. Biraz daha naiflik eklerdim. Trafik gibi çok net cevaplar da var ama onlar o kadar sorun değil. Daha insani sorunlarım var İstanbul'la ilgili.

Denemek mi, pişman olmak mı?

Denemek hem de her şeyi ve hiç pişmanlık duymamak. Şu ana kadar hayatta yaptığım ve pişmanlık duyduğum hiçbir şey yok.

'Ulan İstanbul' dışında şu an kovaladığınız işler var mı?

Temmuzda 'Hayal Dayı' isimli bir sinema filminde oynayacağım. Ali Yorgancıoğlu çekiyor. Türkiye'de çok fazla yapılmayan fiziksel komedi tuvalet filmi.

Erkan Kolçak Köstendil/Çakal Karlos

Hem tiyatro sahnesinde hem sinemada bolca ödüllendirilen, Erkan Kolçak Köstendil, 'Ulan İstanbul'un Çakal Karlos lakaplı fırlaması rolünde.

Diziyi özetleyecek beş kelime hangileri sizce?

Para, aile, dostluk, aşk, İstanbul. Beni en çok etkileyen kelime ise 'ulan'.

Nasıl bir dizi 'Ulan İstanbul'?

Adaletli çalmaya çalışan bir hırsız çetesinin hikayesi. 'Suçluluğun fıtratında adalet vardır'dan yola çıkarak bunu yapıyorlar. Benim oynadığım karakter de Çakal Karlos; gerçeği ile alakası yok. Çünkü onun çok enteresan başka bir hikayesi var. Benim karakterim oyunculuğu seven bir fırlama. Her ortama ayak uydurabilen biri. Grubun gerçekten çakalı.

Hayatınızın dönüm noktası olarak gördüğünüz bir olay var mı?

Bursaspor'da kaleciydim, bırakıp oyuncu olmaya karar verdim. İki farklı hayat, çok uzun bir hikaye ama kısaca kafama esti ve bir gün bavulu toplayıp buraya geldim.

Hayatınızdaki en büyük yenilik ne?

Yaklaşık 2-3 senedir bu sorduğunuz şeyi yaşamadan yaşamaya çalışıyorum. İlk defa üç senedir aynı evde oturuyorum. Her sene ev değiştirirdim şimdi üç senedir aynı evde daha düzenli ve tertipli yaşamaya çalışıyorum.

Ne için hayatınızın akışını değiştirirsiniz?

Kafama estiği an değiştiririm.

Yaz aylarında gündeminize alacağınız yeni bir proje var mı?

Onur Aydın'ın 'Yağmur Kıyamet Çiçeği' isimli bir filminde oynadım. Bu yaz sonuna doğru o vizyona girecek. Çernobil hikayesini anlatıyor…

Şebnem Bozoklu / Yeni fenomen Yaren

'Canım Ailem'in Meliha'sı Şebnem Bozoklu, dizi yayınlanmadan Yaren'i tüm Türkiye'ye tanıttı. İnternet üzerinden klibi ilk üç günde tıklanma rekorları kırdı. Bozoklu bu karakterin onu tam kalbinden vurduğunu söylüyor!

Yaren karakteri daha dizi yayınlanmaya başlamadan fenomen oldu…

Evet, inanılmaz ilgi gördü. Benim için iki açıdan çok önemli bir karakter. Hep oynamak istediğim bir tip. Sahnedeyken son derece kadınsı, iddialı, fark edilen bir kadın. Sokağa çıktığında ise pavyonda çalıştığı ve kendini korumak istediği için çok erkeksi bir tavrı var. Yeşil parkası, jean pantolonu, spor ayakkabıları ve abartısız makyajıyla görünüyor. Bu değişim benim için çok önemli. İkinci önemli tarafı ise şarkı söylemesi. Sözü müziği Yaren'e ait olan 'Kezzapla Mayonez' şarkısı için stüdyoya girdim, şarkı söyledim ve bir klip çekildi. Bu klip müzik kanallarında gösteriliyor, radyolarda dinletiliyor, hit listelerine girdi! İnternette aldığı tık sayısı ile rekor kırdı. Bütün bunlar benim için fantastik, farklı şeyler. Yaren beni tam kalbimden vurdu.

Hikayeyi nasıl buldunuz?

Ben hikayenin tazeliğine ve az bulunurluğuna da vuruldum. Çünkü 'Ulan İstanbul'un hikayesi Türk televizyonlarında daha önce çok izlemediğimiz bir hikaye. Çok yeni, çok taze, çok genç bir beyin takımı tarafından üretilen, yazılan, yönetilen, oynanan bir iş. Altı kişinin hayata beraber tutunma mücadelesini ana hikaye olarak alıyor.

Üzülmek mi, kalp kırmak mı?

Kalp kırmayı hiç istemem. İkisini de istemem ama bence zaten az kalp kırarsan üzülmezsin hayatta.

Şu sıralar kafanızı yastığa koyduğunuzda en çok neyin hayali meşgul ediyor sizi?

Biraz daha sakin ve huzurlu bir ülkenin içinde yaşama hayali beni cezbediyor, geceleri bunu düşünüyorum.

Yaz aylarında başka bir proje var mı?

Evet, temmuz sonunda muhtemelen bir sinema filmi çekeceğiz. Ancak detaylar belli olmadığı için şu anda anlatamıyorum.

'Ben tam evlilik kadınıymışım' diyor musunuz?

Evlilik çok yolunda gidiyor. Hayatın merkezi değil bence insanların medeni hali. Yani evli olmak ya da bekar olmak hayatın merkezinde olmamalı. Nerede mutluysan, nasıl mutluysan öyle devam etmeli. Bu yüzden bana evlilik kötü gelmedi aksine iyi geldi. Keyfimiz çok yerinde, beş yılı bitirdik. Emre ile olan ilişkimi seviyorum!

Anne olmaya ne kadar yakın hissediyorsunuz kendinizi?

Olabilir, yakın hissediyorum.

Söyleşi: Sinem Gürleyük

,

Yorum Yaz