Menü İcon

Uğur Yücel: ''Ruhun iyiyse her yeri kendi atmosferine çevirirsin''

Uğur Yücel: ''Ruhun iyiyse her yeri kendi atmosferine çevirirsin''

Peki bu hayatta dinlemekten hiç sıkılmayacağınız biri var mı?

- Hiçbiri hayatta değil. Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal hocalarım. Haldun Taner, Çetin Altan, Ertem Eğilmez. Haa bir de Şener Şen. En güldüğüm dostum, ağabeyim. Ahmet Abi’yi atlamayayım. Ahmet Gülhan, o da ustamdır. Kabarenin çalımını ondan öğrendik. Tabii ki Yıldız Kenter hocam. O da hayatımı değiştirenlerden.

Bu kadar önemli isimleri saymışken gençliğinizde aldığınız, unutamadığınız bir nasihat sorayım...

- Haa çok vardır. Ama Ertem Abi zekâ üzerine bir şey demişti. Zeki ya da zekâyla ilişkisiz kafalara onu anlatırım. Bir gün bir senaryo çalışmasında kendi fikrini çok beğendi. Ben genç aklımla filmin yapısının gereği bu sahnenin çok erken geliştiğini söyledim. Deli bir kafa adam. Sustu, düşündü. Esecek zannettim. Fikrimi kabul ederken bana ders verdi. “Evet doğru söylüyorsun. Biraz önce bir puşt kendi fikrine ağladı, hayran kaldı. O puşt benim. Unutma evladım, masada senden daha parlak bir fikir öne süren biri varsa ve sen bunu ıskalıyorsan zekân eksiktir. Attık bu sahneyi, paydos” dedi. Buyurun. Ben bunu hiç unutmadım. O yüzden gençlerle çalışırım ve deli gibi onların ne demek istediklerine dikkatimi veririm. Çünkü bir vakitler ben onlar gibiydim. Fikirlerim vardı. Gençtim.

Ezberiniz ne zaman bozulur? Anımsadığınız belirgin bir anı var mı?

- Şimdi bir şey söyleyecektim ama Ertem abivari bir cevap olurdu. O gülerken sinkaf ederdi. Ha mesela en iyi ezber bozan adam oydu. Bir İstanbul beyefendisi gibi koyu bir nezaketle konuşurken aniden karşısındaki yazar hanımın kişiliğiyle alakasız bir şekilde küfrederdi havaya. İnce bir küfür mesela. Eğer kadın gülümsediyse bütün sohbet sinkaflı sürerdi. Bir fikir karşısında çok bağlantısızmış gibi bir başka konudan virajla yepyeni bir fikir geliştirirdi.

Ünlü olmak ne zaman zor; yer aldığınız proje tutmadığında mı, aşık olduğunuzda mı?

- Aman ne ünlüsü be. Benim hiç öyle hislerim olmadı. Ama son yıllarda bu selfie ve paylaşım teranesi hakikaten yorucu oluyor. Kimseyi de kıramıyorsun.

Önce fotoğrafını çekip hikâyeyi kurgulamak mı yoksa hikâye üzerine görsel yaratmak mı sizi daha mutlu eder?

Ya o işler hiç öyle yürümüyor. Ben şahane bir ev yapmıştım. Bir çalışma odası ki muhteşem. Bütün iyi işlerimi trende, taşra kahvelerinde, turnede arabada yazdım. Şu karın karşısına oturayım da bir dökülsün ilhamlar filan olmuyor hayatta.

Hayatınızı bir fotoğraf ile anlatmak isteseniz bu nasıl olurdu? Rengi siyah beyaz mı renkli mi, nasıl bir mekân, kimler var o karede?

- En çok babamı anıyorum. Annem de çok şahane bir insandı. Bildiğin Adile Naşit karakterinin daha az kıkırdayanı. Ama babam benim hayatımı değiştirdi. Konservatuvar sınavında tek veli oydu. Utanç içindeydim. “Git” dedim, gitmedi. Okula kabul ettiklerinde bir el uzandı, onun eli. Sabri Baba her hafta bir gün rakıma eşlik eder hayalimde. Çocukluğumun bütün insanları olsun cevap.

Seyahat etmeyi sever misiniz, gittiğiniz yerlerden mutlaka neler alırsınız?

- Benim en büyük seyahatim, tutkum teknedir. Kimsesiz koylar... Ha bir yerlere uçunca da taşınabilir minik antikalar, kitap ve bazı elektronikler.

Bugüne kadar gittiğiniz ülkelerden en çok neresi sizi etkiledi?

- Size pek parlak cevap veremeyeceğim galiba ama kimi komşu adalarından çok etkileniyorum. Bildiğin 1980’ler Kuzguncuk. Hâlâ tahta atla oynuyor çocuklar. Teknoloji sıfır. Ve meyhanelerde öfkeli insan yok. “İçelim, pisleşelim” sıfır. Çalışmıyorlar. Üzmüyorlar birbirlerini. Neşeyle ellerindekiyle yetinip zeybek oynuyor, sonra gidip tumba yatak. Bunu onlara da çaktırmamak lâzım. Uyanırlarsa bozulurlar.

En son ne okudunuz, yeni keşfettiğiniz bir müzik grubu, şarkı var mı?

- Çok gençken okumuştum, tekrar okuyunca neler kaçırmışım. Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust. Müzikte Cory Henry, çok iyi klavyeci. Joey Alexander deha bir çocuk, cazcı. İçine Herbie Hancock kaçmış. Ürkütücü bir çocuk. Eğlenceli ve mutluluk verici bir grup var: Snarky Puppy... Bu ara yine klasik müziğe döndüm aslında, Glenn Gould’ın Bach yorumlarına tutkunum.

''Yağmur Kesiği’ bizi çok umutlandırmıştı. Yeni kitap gelecek mi?

- Yazıyorum aslında bazen. Ama pek hevesim yok yeni kitaba. Senaryo üzerindeyim daha çok.

,

Yorum Yaz