Menü İcon

Uğur Yücel: Şero kadar kötüyüm!

5 Şubatta vizyona girecek animasyon filmi Kötü Kedi Şerafettin’de Şero’yu seslendiren Uğur Yücel Kübra Par’a konuştu

Röportaj Gazetesi

Uğur Yücel: Şero kadar kötüyüm!

Bülent Üstün’ün yarattığı efsanevi karakter “Kötü Kedi Şerafettin”in animasyon filmi, 10 yıllık çabanın ardından nihayet önümüzdeki cuma vizyona giriyor. Film hem animasyon kalitesi hem de şahane esprileriyle “Türkiye’de iyi animasyon çekilmez” diyenleri utandıracak cinsten. Tabii söz konusu Kötü Kedi Şerafettin olunca küfürler havada uçuşuyor. Yani sakın ola çizgi film deyip çocuklarınızı götürmeyin! Filmin seslendirme kadrosu da muhteşem. Başkarakter Şero’yu seslendiren Uğur Yücel ile hem filmden hem de hayattan konuştuk...

Kötü Kedi Şerafettin’i seslendirme teklifi nasıl geldi? Şero’yu animasyon çekme fikri ilk 2004’te ortaya çıkmış. Siz hangi aşamada dahil oldunuz?

Tam hatırlamıyorum. 2004 olmalı ilk teklif… Anima stüdyosunda kısa bir kayıt olmuştu. Adamlar ömürlerini vermişler bu filme.

Kötü Kedi Şerafettin’i, çizgi roman karakteri olarak da beğeniyor muydunuz?

Evet gülüyordum. Ben de çizgi sevenlerdenim. Şero klasik oldu.

SESLENDİRME STAND-UP GİBİYDİ’

Bugüne kadar pek çok reklam filmini seslendirmiştiniz. Animasyon seslendirmek daha zor oldu mu?

Bülent Üstün’ün yarattığı efsanevi karakter “Kötü Kedi Şerafettin”in animasyon filmi, 10 yıllık çabanın ardından nihayet önümüzdeki cuma vizyona giriyor. Film hem animasyon kalitesi hem de şahane esprileriyle “Türkiye’de iyi animasyon çekilmez” diyenleri utandıracak cinsten. Tabii söz konusu Kötü Kedi Şerafettin olunca küfürler havada uçuşuyor. Yani sakın ola çizgi film deyip çocuklarınızı götürmeyin! Filmin seslendirme kadrosu da muhteşem. Başkarakter Şero’yu seslendiren Uğur Yücel ile hem filmden hem de hayattan konuştuk...

Kötü Kedi Şerafettin’i seslendirme teklifi nasıl geldi? Şero’yu animasyon çekme fikri ilk 2004’te ortaya çıkmış. Siz hangi aşamada dahil oldunuz?

Tam hatırlamıyorum. 2004 olmalı ilk teklif… Anima stüdyosunda kısa bir kayıt olmuştu. Adamlar ömürlerini vermişler bu filme.

Kötü Kedi Şerafettin’i, çizgi roman karakteri olarak da beğeniyor muydunuz?

Evet gülüyordum. Ben de çizgi sevenlerdenim. Şero klasik oldu.

SESLENDİRME STAND-UP GİBİYDİ’

Bugüne kadar pek çok reklam filmini seslendirmiştiniz. Animasyon seslendirmek daha zor oldu mu?

Ben en az seslendirme yapan adamlardan biriyim. Hatta yeni başladım. Önceden kabul etmiyordum. Başka animasyon seslendirmedim. Çizgisi kült olmuş karaktere ses yapıştırmak zor. Ya tutmazsa? Yakışmazsa? Öyle tasalar var. Kendime biraz şaştım aslında çünkü yönetmenler ve ekip o kadar heyecanlıydı ki herkes bir şey söylüyordu. Yani ben ortada mikrofon başında,bunlar kanepelere diziliyordu sinema salonu gibi. “Abi bir de şöyle alsak mı?”, “Bir de böyle mi?”, “Ama bence şöyle”, “Yok canııım böyle”... Komikti. Arada yoruluyordum bu isteklerden. Yani sen ortada stand-up yapıyorsun, seyirci “Abi bir de şöyle tarz konuşarak oynar mısın aynı lafı” diyor. Ben seyirci kovan adamdım. Nasıl katlandım bilemiyorum. Çünkü iyi insanlardı ve heyecanlıydılar. (Gülüyor)

kotu_kedi

Kamera arkası videosunu izleyince sadece seslendirmediğinizi aslında büsbütün canlandırdığınızı görüyoruz… Kan ter içinde kalmışsınız!

Eğer oyuncu konuştuğu karakteri hissedemiyorsa çizgi canlanmaz diye vurduk kendimizi efor testine! Seslendirmede her gün check-up! (Gülüyor) Şero sizin konuştuğunuz mu yoksa çizgi mi? Bir süre sonra, bunlar birbirine karışıyor. Neyse Şero filmde hep aksiyon halinde. Durup konuştuğu az zaman var. Bir de eğlendim ben Şero’yla. Severek yaptım. Sonradan bazı yerleri beğenmeyip değiştirelim diye istekte de bulundum. Tabii bunlar boş laflar. Haftaya cuma bakacağız sinemada…

ŞERO KADAR KÖTÜYÜM!”

Bu süreçte sizin de içinize bir kötü kedi kaçmış olabilir mi? Ya da hayatta “Kötü Kedi Şerafettin” gibi hissettiğiniz oluyor mu?

Ya tabii metot oyunculuğuna falan kastırmadık olayı. Seni bir tırmalayayım mı birader içimden geliyor bilmediğim bir nedenle filan… İnsanın bütün halleri var Şero’da ya! Biz de iyiyle kötü arasında ne kadar çok gezinip dururuz. Benim kötülüğüm Şero kadardır herhalde diyeyim. Az değil yani...

ŞERO, BUKOWSKI VE BEN, ÜÇÜMÜZ DE KÜFÜRBAZIZ!’

Eyvah bu çağrışımcılar çok tehlikeli. Havaya sokarlar adamı! Bukowski mi? Şero ve ben. E yüzeyde benziyor. Davranış açısından. Yani Şero’yla. Üçümüz de küfürbazız. Abimiz kadınlara “Merhaba ben Bukowski sevişelim mi” diyor muydu acaba? Şero diyor. Ben demedim ama bana benzer bir tiyatrocu arkadaşıma bir vakitler gece kulübünde bir kız yanaşıyor. “Merhaba Uğur Bey sizi çok beğeniyorum”. Arkadaş bönleşiyor... “Baksana birlikte olalım mı hişşşşt sana diyorum”. Arkadaş bakıyor “Ben Uğur Yücel değilim” diyor. “Farketmezzzz canım!” diyor kadın. Anında sildi bizi. İşte dişi Şero!

Animasyon film konusunda Türkiye’de daha yolun başında sayılırız ama bu film belki de bugüne kadarkilerin en iyisi olmuş. Sizin için de özel bir yeri oldu mu?

Evet var. Bir kere seslendirme yapmak benim işim değil. Yapımcılar yönetmenler bu film ilk ortaya çıktığında beni düşünmüşler bir nedenle. Bundan hiç vazgeçmemişler yıllardır. Ben severim tutturuk insanları. Sonra Anima’yla aramızda bir benzerlik var. Tıpkı benim Yazı- Tura çektiğim günlerdeki gibi bir heyecan, titizlik ve sürekli cepten biraz daha erimek. Ne için? Sadece kendine yalan söylememek için. Kimseyi kandırmamak için. Bu filmin birçok nedenle ilk olacağını hissettim. Öyle de oldu.

Ayşen Gruda, Cezmi Baskın, Güven Kıraç, Ahmet Mümtaz Taylan, Demet Evgar, Yekta Kopan, Okan Yalabık… Kadro muhteşem. Provalar ya da stüdyo aşamasında esprili anlar yaşandı mı?

İki üç provada bir araya geldik. Çoğu ahbabım zaten. Gündelik hayatta öyle esprisi cebinde dolaşan insanlar değiliz. Tıpkı sıradan insanlar gibi dertlerimiz var. Yani birbirini görünce kopup kahkahalar atan insanlar değiliz. Herkes kendi telaşesinde artık.

Dublaj kaç gün sürdü?

Öyle şu kadar gündür diyemeyeceğim ama on günü geçmiştir. Çok revizyonlu, eklemeli çıkarmalı bir çalışma oldu. Titiz bir işti.

1188732_ac88929fdc0ec359bfe108c67f6b9201

NEŞET ERTAŞ’IN HAYATINI ÇEKECEĞİM’

Yağmur Kesiği’nden sonra kaleminizden bir şey okumadık. Yakın zamanda yeni bir şeyler karaladınız mı?

Yazıyorum ama öyle coşkuyla bir öykünün ya da romanın peşinde değilim. Şu aralar Neşet Ertaş biyografisi yazıyorum. Filmini çekeceğiz. Senaryo yazmayı çok seviyorum. Bir iki film de yürüyor yanı sıra, bakalım…

BAZI YILLARI KAYIP YAŞADIM’

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

Bazı yılları kayıp yaşadım. Şimdi kendimi sahiplenmem gerekiyor artık. Vücuda ruha minnet duyup onu korumak lazım. Sanırım daha sağlıklı ve tempolu bir zamana geçiyorum. Daha fazla film, sahne olsun artık.

Türkiye’deki politik atmosfer sizi nasıl etkiliyor?

Doğduk gidiyoruz aynı atmosferi soluyoruz. Şu memleket bir gün yüzü görmedi. Nefessiz kalıyorsun. Yeterince hava yok. Dünyanın en güzel kara parçasında soluksuz umutsuz göçüp gidiyoruz. En mutlu zamanlarım çocukluk ve ergenlikmiş.

Gidişatı nasıl görüyorsunuz?

O kadar bulanıklaştı ki yakın mesafe. Uzağı zaten göremiyoruz.

Bu gündemden kaçmak için sığınaklarınız var mı?

Var işte. Tekne, yelken... Ama nereye gidersen git kendinle gidiyorsun. Kendinde de koca bir memleket yatıyor.

ŞENER ŞEN SETTE ÇOK EĞLENCELİDİR’

Muhsin Bey, Eşkıya, Arabesk, Hayatımın Kadınısın, Ejder Kapanı ve diğerleri… Rol aldığınız filmler arasında en çok iz bırakanı hangisi oldu?

Muhsin Bey filmi ve Alacakaranlık dizisi. Muhsin Bey’de kendimi toprağımı daha derinden tanıdım. Alacakaranlık’ta “Oyunculuğu niye bırakmışım ki? Yeniden başlamalı” dedim.

Birlikte rol almanın en çok tat verdiği oyuncular kimlerdi?

Şener Şen. E var birkaç kişi de Şener Abi sette çok eğlencelidir. Seti ayakta tutar. Özlerim onunla çalışmayı.

Yazı Tura, Hayatımın Kadınısın, Ejder Kapanı, Soğuk… Pek çok film çektiniz. Yönetmenlik yapmanın en belalı tarafı ne?

Büyük tasarımı bulmaya çalışmak belalı bir yoldur. Yönetmenlik çok geniş bir alana hükmetmek. Aslında tasarımcılık. Yani yaratıcılık. Bakın İnarritu’ya. En son örnek diye konuşuyorum, son derece sıradan bir hikâyeyi nasıl anlattı The Revenant’ta. Zanaatkâr olmak en rahatı, diğeri zor iş.

HİÇBİR ŞEY SÜRPRİZ DEĞİL ARTIK, ŞAŞIRMAYI ÇOKTAN UNUTTUK’

En son kimi okudunuz?

Hemen önümde Travenian, Edgar Alan Poe, Tanpınar öyküleri, Zambra, Melville duruyor.

Kimi dinlediniz?

Müzikle çok yan yanayım. Öyle mutlak biri yok. Çok değişken. En son Cory Henry’ i dinledim. Hafifletiyor. Tavsiye ederim.

Son dönemde sizi çok etkileyen bir şeyle karşılaştınız mı?

Hiçbir şey sürpriz değil artık. Şaşırmayı çoktan unuttuk.

Peki şu boğucu ortamda ruhumuzu ferahlatacak birkaç öneri istesem…

Bir bilsem! Ama bu şehirde yaşayanların hatta şehirlerde yaşayanların fırsat buldukça ve artık bulabilirlerse kırlara bayırlara, ormanlara dalmasını tavsiye ederim. Sessizlik ve kendini dinleme... Bir de sinema, tiyatro. Bunlar bizi bizden alıp avunulacak yerler.

HİÇ HUZURUM YOK, BU RUH HALİ 20 SENEDİR VAR BENDE’

Çocukluk, ilk gençlik ve sonrası için birer episod istesem… Zihninizden silinmeyen birkaç anı...

Of cevaba kitap çıkar! Yakınlarımın sen hayatını yazmalısın dedikleri kadar vardır yaşadıklarımın. Zihnimden hiçbiri silinmiyor ki.

İstanbul’da kendinizi huzurlu hissettiğiniz yerler var mı?

Bir müzik belgeseli projesi için gen araştırması yaptırmıştım. Atalarımın yolculuğu Afrika’dan başlıyor Van Gölü kıyısında bitiyor. Bu toprağın adamıyım ezelden beri. Kuzguncuk’ta doğdum büyüdüm. Bu toprakların, denizlerin, bu dünyanın en güzel şehrinin âşığıyım. Ama son yıllarda ne Anadolu’m kaldı, ne İstanbul’um. Artık benim oturacağım semt yok. Bitti. Hiç huzurum yok. Bu ruh hali 20 senedir var bende. Giderek arttı.

DİYETTEYİM, YUMURTA YAPTIM EN SON’

Nerelerde yemek yersiniz?

Meyhane, balıkçı, esnaf lokantası.

Mutfakta iyi olduğunuzu duydum. En son ne pişirdiniz? Nede iddialısınız?

Yumurta yaptım en son. Diyetteyim. Yemek demeyin bana. Balık buğulama, makarna, salata, piyaz, wok’da pişirdiğim etler, deniz mahsulleri. İyiyimdir bunlarda. Tam balıkçı usulü...

Televizyonla aranız nasıl?

Amerikan dizileri izliyorum. Sinemalarını aştılar. Bizim dizilerden peşine düşülecek bir şey yok. Ama reyting alanlara bakıyorum. Hangi nedenle beğeniliyor diye merak ediyorum. Bir de oyuncu bakıyorum. Bir diziyi takip etmek için tüm geceyi kapatıyorsun. Yazık. Kimin işine yaradığını hiç anlayamadığım bir sistem. Yapımcı memnun değil, oynayan-çeken ıstırap içersinde, kanal memnun değil. Kimin çıkarı var bu 120-140 dakikalardan bir anlasam... Ama çok eminim kimse soruşturmuyordur. Çünkü bizde bir şey oturur ve öyle gider kimse “Neden?” diye sormaz. O öyledir sorulmaz çünkü soracak adamı da bulamazsınız. Süre uzayınca reyting artıyor. Ama kimse daha fazla gelir elde edemiyor. Neymiş? Gece birincisi. Bunda övünülecek ne var? Git İddaa oyna rahatla!

İNSANIN DOĞAYA HİÇBİR YARARI YOK’

Hayatın anlamını çözebildiniz mi?

Evet. Hiçbir şey bilmiyorum. Bu muhteşem dengeler kozmosunda insanın mevcudiyeti ne anlama geliyor? Bizim zararlı dediğimiz hayvanlar doğaya yararlı. İnsan zararlısının doğaya hiçbir yararı yok. O halde neden?

Söyleşi: Kübra Par

Uğur Yücel: Şero kadar kötüyüm!, Uğur Yücel: Şero kadar kötüyüm!

Yorum Yaz