Menü İcon

Uğur Boral: ''Bu adama boşuna hayran olmamışım''

Türkiye'nin 5 büyüklerinden Beşiktaş ve Fenerbahçe'de forma giyen yetenekli oyuncu Uğur Boral'ın saçlarını hangi teknik direktör beyazlattı? Meşhur Sevilla maçından önce ve sonra neler yaşadı? Beşiktaş’ta “asker”leriyle neler yaptı?

Röportaj Gazetesi

Uğur Boral: ''Bu adama boşuna hayran olmamışım''

Amatör futbol hayatına kaç yaşında başlamıştın? Okul takımında mı fark edildin?

14 yaşımdaydım. Bir arkadaşım beden eğitimi dersinde bana kendi kulübünden bahsetti. Gaziosmanpaşa’da Karadenizspor vardı. Ben de bir şekilde orada, 3-5-2’nin solunda oynamaya başladım. 18 yaşıma kadar kaldım ve A takıma yükseldim. Futbolcu olmaya da orada karar verdim. Kendimi bu işe adamıştım.

Kendini geliştirmek için neler yaptın? Profesyonelliğe geçişin nasıl olmuştu?

Sakaryaspor’dan bir teklif almıştım. Play-off finalinde Malatyaspor’a kaybedince transferimden vazgeçtiler. Öyle olmasa amatör kümeden 1. Lig’e sıçramış olacaktım. Karadenizspor, Trabzonspor’un pilot takımıydı. Başkanımız bana yıllarca Trabzonspor’a transfer olacağımı söylemişti ama 18 yaşıma kadar amatörde kaldım. Sakaryaspor işi askıda kalınca da 2. Lig’deki Kartalspor’a vermek istediler.

Kartalspor’da oynadığını duymamıştım. Hiç oynadın mı?

Olmadı zaten! Beni deneme antrenmanlarına çıkarmışlardı. Hoca beni beğendi, kampa götürmek istedi. O zaman Volkan Demirel ve Egemen Korkmaz oradaydı, bir önceki sezon Servet Çetin ayrılmıştı. Orada da bana profesyonel imza attırmadıkları için bir gece kamptan kaçıp Alibeyköyspor’a imza attım.

MBT_6489-1024x683

Onlar kaçıncı ligdeydi? Trabzonspor hayali kurarken orada oynamak zor gelmedi mi?

3. Lig. Yırtık pırtık tişörtlerle antrenmana çıkıyorduk ama her işte bir hayır vardır diye düşündüm. Ailemden de futbolcu olmam için fazla destek görmedim. Daha sezon bitmeden neredeyse Süper Lig takımlarının tamamından transfer teklifleri aldım. Çok çabuk bir oyuncuydum, bu sayede kolayca fark ediliyordum. Hatta bununla ilgili bir derecem bile var.

Nerede aldın o dereceyi? Maç esnasında mı ölçüm yapılıyordu?

Ersun Yanal zamanında Gençlerbirliği antrenmanlarında sürat testleri yapılıyordu. Sonuca inanamadılar. Genetik bu bizde. Abim 40 yaşında ama hâlâ öyledir. Rahmetli babama çekmişiz.

“3. Lig’e düştüm” derken Süper Lig’den teklif almak sana neler hissettirdi? Yapamayacağın hiçbir şeyin olmadığını mı düşündün?

Saffet Sancaklı, o dönem Yıldırım Bosna kulübünün başkanıydı, biz de onlarla bir hazırlık maçı yapmıştık. Maç biter bitmez beni yanına çağırıp “Menajerin olmak istiyorum” dedi. Tabii ki hemen kabul ettim ve transfer görüşmelerine başladı. Bana “Kocaelispor’a gidiyoruz” dediği için de oraya gittim. Amatörden çok hızlı yükseldiğimden, herkes Almanya’dan geldiğimi sandı. Hâlâ bana “Alamancı” diyenler var!

Ailenden neden futbolculuk için destek alamadın?

Kocaelispor’a imza attığımda aileme söylememiştim. Zaten her şey çok hızlı gelişmişti. Yaptığım şeylerle ilgili konuşulması beni mahcup ediyor, kendimle alakalı konuşmayı çok sevmiyorum. Karakter olarak bu konuda biraz sıkıntılarım var. Kendi kendime “Kocaelispor’a imza attım ama ortada gururlanacak bir şey yok ki” diyordum. Bu yüzden kimseye söylemedim ama meğer bizimkiler haberi gazeteden görmüş! Ailem ne yaptığımı o zaman anlayıp “Bizim oğlan futbolcu olmuş” dedi.

LUGANO-MAC-MANISA-708x1024

Kocaelispor’a pek de iyi bir döneminde gitmemiştin. Pişmanlık yaşadın mı?

Evet, her anlamda kötüydü. Başkan Sefa Sirmen bırakmıştı. Hatta hâlâ paramı alabilmiş değilim! Çok iyi maçlar çıkarmıştım, İlhan Cavcav beni ısrarla beni istiyordu. Ben de hemen ayrılmak istediğim için devre arasında Gençlerbirliği’ne imza attım. Gerçekten çok bunalmıştım.

Ankara’ya gittin ve bir ferahlık geldi tabii…

Gençlerbirliği ile Kocaelispor arasında dağlar kadar fark vardı. Kulübün çok başarılı bir dönemine denk gelmiştim. Ersun Yanal’la çalışıyorduk ve gider gitmez formayı kapmıştım. Sonra ne oldu bilmiyorum ama yedek kalmaya başladım. Bunun sonucunda da bir şekilde oynamam gerektiğine karar verdim. Ankaraspor’a gidip altı ay oynadım, şampiyonluk gördüm. Oradan A2 Milli Takımı’na çağırıldığım için Gençlerbirliği beni geri istedi. Ben de elimden gelenin en iyisini yapıp yeniden büyük kulüplerin transfer listesine girdim. Yine bir ilk olarak devre arasında Fenerbahçe’ye imza attım.

İlhan Cavcav buna ne tepki verdi? Fenerbahçe doğru karar mıydı?

Gençlerbirliği tarafından çok eleştirildim ama perde arkasında bana yaşatılan büyük sıkıntılar vardı. Kontratımdaki sorunlu maddelerden dolayı sözleşmemi yenilemeyeceğimi söylemiştim. Fenerbahçe’ye imza attığımı bildikleri halde iyi oynadığım için beni takımdan kesemediler. Ligdeki sıralama belli olduğunda da kadro dışı kaldım. Büyük kulüplerin tamamından transfer teklifi alacak kadar iyi olmama rağmen oynayamadım.

Fenerbahçe o dönem senin için riskli bir kulüptü. Kadroyu inceleyip, kendine nasıl yer açacağını planlamış mıydın?

Benim bölgemde Ümit Özat oynuyordu ve takım kaptanıydı, yani büyük bir ağırlığı vardı. Yine de hep Fenerbahçe’yi istemiştim. Herkes yedek kalacağımı düşünüyordu ama risk almayı seçtim. Aldığıma da değdi çünkü orada çok güzel işler yaptım, A Milli Takım’a seçildim. Sakatlık yaşayana kadar geçirdiğim altı sene muhteşemdi.

827982-20514895-2560-1440-1024x575

Seni Fenerbahçe’ye transfer eden kimdi?

Christoph Daum almıştı ama Denizlispor faciasından sonra gönderildi, yerine Zico geldi.

Denizlispor maçını nasıl izledin? Senin için de facia olmalı…

Perişan olmuştum. Beni isteyen hocanın gitmesi iyi olmamıştı. Sezon sonunda Fatih Terim beni A Milli Takım kampına götürdü. Oradan Fenerbahçe’ye katıldım, her şey çok iyi gitmeye başladı. Bütün hazırlık maçlarında ilk 11 oynamıştım. 100’üncü yılda Tuncay Şanlı forvet oynamaya başlamıştı ve Tümer Metin transfer edildi. İlk lig maçında hoca beni kenara koyup Tümer abiyi oynattı. Sonradan oyuna giriyordum, kupa maçlarında oynuyordum ama bir türlü yerime geçemedim. Bir Avrupa maçında sol bekte ilk 11 başladım ve çok iyi oynadım. Tuncay’la çok iyi olacağımızı da böylece görmüş oldu.

Yedek kaldığın dönemde verdiğin röportajlarda Kadıköy’deki taraftar baskısının her şeyi daha kötü hale getirdiğini söylemiştin. Üzerinde nasıl bir baskı oluştu?

O sezona kötü başlamıştık ve kendime “Nereye geldim ben!” demeye başlamıştım. Bütün takım için geçerliydi bu baskı. Ne zaman ki böyle büyük bir camia için bunun normal olduğunu anladım, o zaman her şey daha kolay oldu. Büyük takımlar kaybettiğinde ihale hep zayıf halkalara kalır. Ümit abinin ve Tuncay’ın en güçlü dönemleri olduğu için dokunulmazlıkları vardı. Kalan isimlerin de tamamı dünyanın en iyi oyuncuları arasındaydı.

AA_02470042551-1024x739

Tuncay’la aranızda nasıl bir ilişki vardı? Kendi aranızda şifreler oluşturmuş muydunuz?

Şifreye gerek duymuyorduk ki! Zaten her maçta çok iyi oynuyorduk, maçın adamı seçiliyorduk. Tuncay çok koşuyordu, ben de çok çabuk olduğum için o koşularını boşa çıkarmıyordum. Bizim de katkımızla 100’üncü yılımızda şampiyonluk yaşadık.

O dönem Brezilyalı oyuncuların takım içinde çete gibi olduğundan bahsediliyordu. O ortamda kendinizi yabancı hissetiniz mi?

Takım iyi gittiği için fazla hissettiğimizi söyleyemem. Yabancı futbolcular, teknik direktörümüz Zico’ya çok büyük saygı duyduğundan bir huzursuzluk olmuyordu. Mesela bana Zico için “Çok iyi bir taktisyen midir?” diye sorarsan “Hayır” derim. “Çok iyi bir oyun okuyucu mudur?” diye sorarsan ona da aynı şekilde “Hayır” derim ama insani açıdan o kadar müthiştir ki, işte sırf bu özelliği bile onu mükemmel kılmaya yeter! Kariyerimde daha mütevazı bir insanla çalışmadım. Kimse futbolcusunun fikirlerine ve yeteneklerine bu kadar saygı göstermemiştir.

Seni ilk olarak hangi hareketiyle tavlamıştı?

Beni 16 maç boyunca kadroya bile almadığı bir dönem olmuştu. Buna rağmen ona kızamamıştım çünkü seviyordum. İyi insandı. Her gördüğünde gülümserdi, göz teması kurardı, bana o elektriği veriyordu… Bir gün yanıma gelip “Seni Denizlispor maçında oynatacağım” dedi. O maçta sahadaki en iyi futbolcu bendim çünkü oynamadığım dönemde kendimi hiç bırakmadım. Oynamaya devam ederken de Şampiyonlar Ligi maçlarına kadar gördüm. Hepsi Denizlispor maçının uzantısıydı.

Sevilla maçlarını performansının zirvesi olarak değerlendirebilir miyiz?

Çok iyi performans sergilediğim birçok maçım var ama Fenerbahçe’nin çıktığı en üst düzey maçlardan biri olduğu için benim için de zirve o. O gün sahadaki her futbolcu için en özel maç odur. Ne kadar ağladığımızı, tribünde bayılanları televizyondan izleyenler görmedi. Maçtan sonra salya sümük ağladım! Maçtan önce o kadar heyecanlıydım ki yerimde duramıyordum. Bunu Volkan Demirel’e söyledim ama o da aynıydı! İçim içime sığmıyordu. Ne zaman ki müziği duyduk, o zaman rahatladık. Hatta biraz fazla rahatlamış olabiliriz ki iki gol yedik!

AA_034700140039-910x1024

O maçlardan sonra birçok Avrupa kulübünden transfer teklifleri aldığın doğru mu?

Evet. Real Betis, Osasuna, Tottenham, Paris Saint-Germain gibi kulüplerden teklifler gelmişti.

Neden gitmedin? Hemen her futbolcunun bir Avrupa hayali vardır…

Beni göndermek gibi bir niyetleri yoktu. Ben de istemiştim, kendimi işime daha iyi verebileceğimi tahmin ediyordum ama Fenerbahçe’den ayrılmak zor geldi. Şimdi “Keşke gitseymişim” diyorum.

Luis Aragones zamanında neler yaşamıştınız? Zico’dan sonra onunla çalışmak zor gelmedi mi?

Zico’nun karakteri, o dönemki takıma çok uymuştu. Brezilyalı oyuncular da buna ortam sağlıyordu ama Aragones gelince işler tamamen değişti. Zico’dan sonra Aragones tam bir despot gibi gelmişti. Aragones, karşısındaki kimseyi dinlemiyordu. Oyun karakterimizi de tamamen değiştirmişti, bizi kontratak oynayan bir takım haline getirmeye çalıştı. Zico “Uğur, senin en büyük özelliğin dripling, çabukluk ve orta yapmak. Sen topu ayağına aldığın zaman bunları yapacaksın” derdi. Lugano’ya “Senin en iyi yaptığın şey kavga etmek. O zaman benim için kavga et!” dediğini biliyorum!

Takım içinde göz temasıyla bile Aragones’i sürekli eleştiriyordunuz ama hiçbir şey değişmiyordu. Bu çaresizlikle neler yaptınız?

Oyundan keyif almadığın sürece işin bitmiş demektir. NBA’de hangi oyuncuya mikrofon uzatsanız bunu söyler. Şimdi koşu mesafeleri çok önemli ya, oyundan keyif alırsan inan zaten farkında olmadan ortalamanın üzerine çıkarsın, yaptığın orta yerini bulur, topu bir şekilde kaleye sokarsın… Saçlarımdaki beyazların çoğu Aragones döneminde çıktı! Evimden sadece altı gün dışarı çıkabildim çünkü caddede yürümek istesem linç edilebilirdim. Bir gün taraftarlar beni arabamın içinde fark edip camlara vurmaya başladı.

Rıdvan Dilmen, performansına dair ya çok iyi olduğunu, ya da üst üste hatalar yaptığını söylerdi. Katılıyor musun?

Evet, çok doğru bir tespit.

Sebebini neye bağlıyorsun?

Futbola başladığım ilk günden beri konsantrasyon problemi yaşıyordum. Bazı maçlara çok iyi konsantre oluyordum, bazılarında oyunun içine hiç giremiyordum. Sebebini de çözemedim. Kendimce bahaneler üretiyor olabilirim. Aragones’in despotluğunu, takım arkadaşımın kötü oyununu…

Lugano tesisteki suları arabasının bagajına atıp evine götürürken dedikodusunu yapmıyor muydunuz?

O da biraz yetişme tarzıyla alakalı. Biz bir çorabı almaya, eşofmanı almaya utanırız ama onlarda öyle bir sıkıntı yok, bedava diye alıyor!

ARAGONES-KAMP35-1024x716

Roberto Carlos aklında nasıl kaldı?

Bana hangi takımı tuttuğumu sorarsan Real Madrid derim. Bunun sebebi de odur! Tesise ilk geldiğinde gözlerime inanamamıştım. Gözümde o kadar büyüttüğüm adamın o kadar mütevazı olduğunu görünce değeri beş kat daha arttı! “Bu adama boşuna hayran olmamışım” diye düşündüm. Hepimize insanlık öğretti. Onunla sürekli gülerdik ama neler yaptığını burada anlatamam. Alex de çok komikti mesela. Zeki bir adam olduğu için çok ince espriler yapardı.

Kariyerin boyunca dizinden yaşadığın sakatlıklarda depresyona girdin mi? İsyan ettiğin oldu mu?

Mizaç olarak depresyona yatkın bir insan değilim ama girdim. Fenerbahçe’de çapraz bağlarım koptuğunda verdiğim tepkiyi hocamız Aykut Kocaman hayretler içerisinde izlemişti. Çok rahattım. Çapraz bağ sakatlığı için altı ay derler. Bu benim için 18 aya çıktı. Dizim şişiyordu, istediklerimi yapamıyordum… “Futbolu bıraksam mı acaba?” diye düşünmeye başlamıştım.

Kendini eleştirdiğin başka konular da var mıydı?

Şu anki aklım o zaman olsaydı dünyanın en iyi takımlarında oynardım! İnsan bazı şeyleri yaşamadan öğrenemiyor. Hasar almadan tecrübe edinemiyorsunuz.

Mesela Samsunspor’a gitmek hata mıydı?

Sakatlığımdan sonra, o dönemki teknik direktörümüz Aykut Kocaman bana geri dönüş fırsatını bir türlü vermemişti. İnsanlar sakat olduğumu düşünüyordu. Öyle olmadığını göstermem için gitmem gerekti. Başka bir kulübe gidecektim ama araya bir bakan girdiği için Samsunspor’a gitmek zorunda kaldım. Son maçımızda Sivasspor’a yenilip küme düştük.

Samsunspor’dan Beşiktaş’a transferini maliyetinden, yaşından ve küme düşen takımdan geldiğin için eleştiren çok fazla Beşiktaş taraftarı vardı. Zorlandın mı?

Samsunspor’dan aldığım para Beşiktaş’takinden daha fazlaydı. Sadece bu kadarını söyleyeceğim.

Beşiktaş’taki en kıymetli anın neydi?

Orada çok güzel bir arkadaşlık kurmuştuk. Oğuzhan Özyakup, Olcay Şahan, Cenk Gönen, Necip Uysal, Atınç Nukan benim askerlerimdi. Kağıt oyunları oynardık, bir odada ne muhabbetler ederdik! Hiçbiri burada anlatılacak gibi değil. Fenerbahçe’de de başarılı olduğumuz dönemde Türk futbolcularla aramız böyleydi.

Takım gerçekten ikiye bölünmüş müydü?

Sadece kültürel farklarımız vardı.

Beşiktaş’taki sakatlığın kariyerini nasıl etkiledi?

Her şey çok iyi giderken olmuştu. 17 maçın 17’sinde oynamıştım. Feda sezonunda beklentilerin aksine çok iyiydik ama bu sefer de diğer dizimin çapraz bağları koptu. Ben toparlanana kadar Slaven Bilic geldi ve onunla hiçbir zaman aynı şeyleri düşünemedik. Çok iyi maçlar çıkardım ama beni tercih etmedi. Kampın yıldızı olmama rağmen bana fırsat vermedi.

Kendini o bunalımlı dönemlerde filmlere mi vurdun?

Bir günde beş film izlediğim olur! Vizyona her giren filmi izlerim, eskilerden eksiklerimi tamamlarım. Hem favori aktörüm Mel Gibson olduğundan, hem de içinde her şeyi barındıran bir film olduğu için Braveheart her zaman favorimdir. Breaking Bad en sevdiğim dizilerden biriydi. Şimdilerde de The Walking Dead vazgeçilmezim.

Tekrar saha içine dönersek… Dani Alves, Jesus Navas, Bastian Schweinsteiger, Philipp Lahm gibi futbolculara karşı çok iyi performanslar sergilemiştin. Hangileri en zoruydu?

En zor oyuncu Franck Ribery’di. Saydığın isimlerin hepsini terazinin bir tarafına koysan yine de Ribery ağır basar! Çabukluğunun, tekniğinin yanında fizik olarak o kadar kuvvetliydi ki baş edemezdiniz.

Hangi rakiplerin zor durumda kaldıkça çirkinleşiyordu?

Dani Alves tam bir çamurdu! Beni sakatlamaya çalıştı, cimcikledi, yapmadığı şey kalmazdı.

Forvet, sol bek ve sol açık mevkilerinden en çok hangisinde iyi olduğunu düşünüyorsun?

En iyi oynadığım yer sol açık oldu ama sol bekte oynamak her zaman daha kolaydır.

Teknik direktörlüğü neden düşünmedin? Nasıl bir gelecek planladın?

Yorumculuk yapabilirsem benim için tamamdır. Teknik direktörlük işinin kaosuyla mücadele edecek gücü kendimde göremiyorum. O güç bende yok. Tabii zaman ne gösterir bilmiyorum. Mesela Fenerbahçe gibi bir kulüp bir gün bana “Gel, gençlere birikimini aktar” der, seve seve giderim. Belki yurt dışına gidip spor yöneticiliğiyle ilgili eğitim alırım ama bu ülkede işlerin nasıl yürüdüğünü bilmek biraz hevesimi kırıyor.

Söyleşi: Hilal Gülyurt

,

Yorum Yaz