Menü İcon

Özgür Mumcu: Sinema ve Edebiyat insanı medenileştirir

Bugünkü röpseans konuğum, genç kuşağın da şevkle takip ettiği gazeteci Özgür Mumcu. Kendisiyle, yönetmenliğini Çağan Irmak’ın yaptığı ‘Unutursam Fısılda’ filmini izlemek üzere buluşuyoruz. Yeşilçam melodramlarını günümüze taşıyan, 70’lerden bugüne bir

Röportaj Gazetesi

Özgür Mumcu: Sinema ve Edebiyat insanı medenileştirir

Bugünkü röpseans konuğum, genç kuşağın da şevkle takip ettiği gazeteci Özgür Mumcu. Kendisiyle, yönetmenliğini Çağan Irmak’ın yaptığı ‘Unutursam Fısılda’ filmini izlemek üzere buluşuyoruz. Yeşilçam melodramlarını günümüze taşıyan, 70’lerden bugüne bir şöhret yolculuğunun acı-tatlı hikâyesini anlatan filmin başrollerinde; Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsur, Gözde Cığacı, Kerem Bursin ve Işıl Yücesoy ve Hümeyra var. Görsel işitsel retro bir şölen sunan atmosferik filmin belkemiğini oluşturan müzikler ise Kenan Doğulu imzalı. Farah Abdullah’ın seslendirdiği altı şarkının yanı sıra Hümeyra, Gözde Cığacı ve Çağan Irmak da birer şarkı seslendiriyorlar. Film çıkışı Özgür Mumcu’yla kahve içebileceğimiz bir yer bulup derhal dalıyoruz sohbete. İşte kayıt!

Nasıl buldun ‘Unutursam Fısılda’yı?

Bir Çağan Irmak filminden beklendiği şekilde buldum öncelikle. Filmlerinde genellikle gördüğümüz bazı temaları bu filmde de görmek mümkün. Bir kere küçük bir kasaba ve kasabaya dönüş hikâyesi. Ait olmak meselesi, ev meselesi. Ve en çok ‘Issız Adam’ filmiyle ortaya çıkan, 70’li yılların müziğine, eski 45’liklere, o yılların Türkçe sözlü pop müziğine olan merakı. Bu sefer bunu iyice ön plana almış. Bir müzikal melodram yapmış aslında. Bunun haricinde bir şarkıcının ünlü olma hikâyesi. Daha önce yurt dışında da örneklerini gördüğümüz kalıplara da burada rastlamak mümkün; bir besteci var, onun sevgilisi var ve aralarında bazı sorunlar yaşanıyor. Sinemada klişeleri iyi kullanırsanız gişede de çok başarılı olabiliyorsunuz, bu filmin de gişede başarı göstereceğini tahmin ediyorum. Bir de voiceover’ları çok kullanıyor Çağan Irmak.

Bir anlatıcı var fonda…

Evet, burada da cömertçe kullanmış onu.

En hoşuna giden yanları?

Sanat yönetimini sevdim. Özellikle şarkıların söylendiği sahneler, 70’li yılları yansıtması. Besteler çok iyi, onu söylemek lâzım. Ve bu film için özel yapılmış, kutlamak lâzım. Gerçekten iyi bir iş çıkartmış Kenan Doğulu. O dönemin müziğini iyi takip etmiş ve dilediği zaman dilediği türde eser verebileceğini de göstermiş böylelikle. Cast çok başarılıydı. Devamlılık. İki genç kızın hikâyesini izliyoruz abla kardeş ve onların şimdiki hali arasındaki bağlantıyı iyi kurmuş, tebrik etmek lâzım cast direktörünü (Arda Gözüaçık). Bunlar beğendiğim tarafları. Beğenmediğim demeyeyim ama kafama takılan da bir iki şey oldu. Sinemacı bir dünya yaratıyor tabii ama acaba bu kasabalar gerçekten bu kadar parlak, ışıklı, renkli yerler miydi? Kasabada dram var, baskı var evet ama bir yandan da herkes çok rahat, kılığıyla kıyafetiyle, kurdukları ilişkilerle. Sanki o kasabada öyle bir baskı olmazmış gibi…

Baskılı olmak için fazla mı parlak?

Evet, insanların ilişkileri fazla açık vb. Ama o yılların bir Ege kasabasını çok da bilmiyorum. Onu Çağan Irmak daha iyi biliyor, çünkü kendisi de öyle bir Ege kasabasında doğmuş, ‘Dedemin İnsanları’ filminden anladığım o. Bunun haricinde bir de melodram olduğu için, şöyle bir handikabım var; ben müzikal de çok sevmem, melodram da çok sevmem. Fakat buna rağmen sıkılmadan izledim. Uzunca bir film olmasına rağmen önemli bir kısmı hızlıca geçiyor. Demek ki dinamik bir senaryoymuş, özellikle başları. Müziği beğenmem de izlememi kolaylaştırdı.

Oyuncular, oyunculuklar?

Hümeyra’yı ve Işıl Yücesoy’u çok beğendim. Gençliklerini oynayan kızlar da çok iyiydiler gerçekten (Farah Zeynep Abdullah, Gözde Cığacı) İki erkek oyuncu da iyi iş çıkartmış (Mehmet Günsur, Kerem Bursin). 70’li yıllar kılık kıyafetleriyle izlemek çok eğlenceliydi. Gayet memnunum.

“FİLMİN ‘FİLM’ OLDUĞUNU UNUTMUYORUM İZLERKEN”

Bir karar çıkıyor (diyelim) ülkede, bugüne kadar çekilmiş bütün filmleri yok edecekler ve 3 filmi kurtarma hakkın var. Hangi 3 film onlar?

Böyle bir şey olursa ilk yapacağım şey film seçimi yapmak değil, filmleri yok etmesinler diye sokağa çıkmak olması lâzım ilk etapta. Sonra çok film var, bunlar arasından 3 tanesini seçmek hakikaten çok zor bir uğraş. Ama herhalde gelecek kuşaklara kalacak diye klasik örneklerden birini kurtarmak gerekir, ‘Ah Güzel İstanbul’ veya ‘Üç Arkadaş’ gibi. Bir tane Metin Erksan filmi. Artık hangisi olduğuna kurtarırken bakarız. Bir de Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi, ‘Kış Uykusu’ ya da ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’. Ama yine çok eksik bir liste olur tabii bu.

Hayatında sinemaya ilk gidişini hatırlıyor musun?

Hatırlıyorum. Ben nispeten geç gittim sinemaya. Çünkü 77 doğumluyum ve 80’li yıllarda darbe sonrası sinemalar çok canlı değildi. Öncesinde de zaten az gidilmeye başlanmış, sonra da işte yavaş yavaş canlanmaya başlamıştı. On yaşıma kadar belki gitmemişimdir o yüzden. 80’lerin sonu ya da 90’ların hemen başı olması lazım, ilk gittiğim film Michael Jackson’un ‘Moonwalker’ı (1988). Filme de benzemiyordu pek, uzun bir video klip gibiydi.

Nerede, kimlerle izlemiştiniz?

Ankara’da gittim. Ya Kızılırmak ya Akün Sineması, kardeşim ve kuzenimle. Tunalı Hilmi Caddesinde de bir sinema vardı, şimdi yıkıldı galiba onların hepsi ortadan kayboldu. Eski, büyük, iki katlı, localı sinemalar. Özellikle Akün öyle hoş bir sinemaydı, oralara gidiyorduk.

İzleyip çok etkilendiğin ilk film?

Bu söyleyeceğim çok naif, yaşımla alâkalı bir şey tabii ama ‘Indiana Jones’tan çok etkilenmiştim (Gülüyor). Heyecan, adrenalin, bir de arkeoloji ve tarihe de meraklıydım çocukken. Onların hepsini birleştiriyor. “Hem bunlarla ilgilenebilir, hem de kahraman olabilirsin. Bu illâ senin ‘nerd’ ya da ‘inek’ olduğun anlamına gelmiyor” mesajı da vardı belki, şimdi düşününce.

Beyazperdede kalbini çalan ilk kadın?

Çok hatırlamıyorum. (Düşünüyor) Hiç o gözle bakmamışım onlara. (Kahkahalar) İlki galiba çok ünlü biri de değil, yıllar sonra hiç anlamadım neden ondan etkilendiğimi, Jane Fonda’nın kızı mıydı? Bridget Fonda. 16-17 yaşlarındaydım, çok beğendiğimi hatırlıyorum. Sonra dönüp filmin afişine bakmıştım çünkü “Kim bu” diye. (Gülüyor) Daha önce öyle bir hissim yoktu, biliyorsun çünkü güzel kadınlar oynuyor, etkilemiyordu. Ama o etkilemişti.

“Aktör olsaydım o olurdum” dediğin biri?

Robert Downey Jr. mıydı? ‘Iron Man’de oynayan adam. ‘Sherlock Holmes’ta da oynuyor. Onun o eğlenceli, hafif ironik tarzı hoşuma gidiyor. Olsaydım o olurdum diyemem, öyle bir şey hiç düşünmedim (Gülüyor). Ama o karakterde rollerde oynamak isterdim.

Festival insanı mısındır?

Bu sene enteresan oldu, İstanbul Film Festivali’nde ayrı bir ödül vardı, Avrupa Konseyi’nin verdiği İnsan Hakları Ödülü. Orada jüri üyesi oldum. O sebeple en az takip edebildiğim festival oldu, yarışma kategorisindeki filmleri izleyebildim sadece. Adana Film Festivali’ne gittim yine bu sene. Daha evvel de Antalya’ya gitmiştim. Ara ara gidiyorum böyle fırsatım oldukça. Sinema camiasından çok eşim dostum da olduğu için onları görmeye de vesile oluyor.

Hiç oyunculuk teklifi aldın mı?

Oynadım bile! Ama şöyle, bir arkadaşım sinema yazarıydı sonra yönetmen oldu, Özgür Şeyben. Kendi imkânlarıyla, tek bir kamerayla bir ‘mockumentary’ çekti. Ben de orada beş dakikalık bir rol almıştım. ‘Bir Aylak Adam’ filmin adı. Vizyona girmedi ama Antalya Film Festivali’nde yarışma dışı bölümde gösterildi ve Vimeo’da var. Hatta IMDB’de adım ‘oyuncu’ olarak geçiyor o filmde.

Vay! Çok havalı.

Festivallere katılan filmler otomatik olarak girildiği için… Oyuncu arkadaşlarımla dalga geçiyorum ben de bu sayede, “Ben de sizdenim” diye.

“KORKU FİLMİ İZLEYEMEM, KORKARIM!”

Filmlerde ağlar mısın?

Çok nadir, belki bir iki kere ağlamışımdır. O da o anki ruh halimle alâkalıdır da o tetiklemiştir. Çok ağlatan filmlerde ağlamam genelde, duygulandığım elbette oluyor tabii ama gene de onun bir film olduğunu unutmuyorum galiba izlerken. Ağlamaya ramak kaldığı zamanlar oluyor tabii. (Gülüyor)

Filmi yarıda bırakıp çıkanlardan mısındır?

Çok kötü olması lâzım filmin. Ya da anlattığı hikâyenin, mesajın benim fikir dünyama çok ters olması lâzım.

Animasyon sever misin?

Çok sevmiyorum galiba. Mangaları izleyebilirim biraz ama Disney, Pixar o ailelerle pek gönül teması kuramadım. Çok iyi işler olduklarını biliyorum ama beni pek açmıyor.

Korku filmi?

Hiç sevmem. Hiç izleyemem, korkuyorum çünkü yani… Hayat yeterince gergin ve korkutucu bir şey, durduk yere niye korkayım şimdi, diye düşünüyorum. Birkaç istisnası var, Kubrick’in ‘The Shining’ini izlemiştim mesela. Ve onu beğenmiştim ilginç biçimde. Daha psikolojik durumlar varsa izleyebiliyorum belki, ama adam geldi onu doğradı, oradan kanlar fışkırdı gibi şeyleri izleyemiyorum. İnler, cinler, periler falanları da izleyemiyorum. Biraz ahmakça buluyorum onları daha ziyade, ondan izlemiyorum. Kanlı olanlardan da korkuyorum.

Komedi?

Türkiye’de yapılan komediyle genel olarak dilim pek tutmuyor. Sevdiğim komedi daha çok 70’lerde İngiltere’de çekilmiş olan ‘Monty Python’lar. İngiliz humor’unu yansıtan o komedileri seviyorum.

Film izlerken bir sonraki sahneyi tahmin etmecilerden misin?

Spoiler vermiyorum yanımdakine tabii (Gülüyor) ama eğer polisiye, dedektiflik, casusluk filmiyse deniyorum tabii ki, bulmaya çalışıyorum. Zaten o filmler de size onu yaptırmaya çalışıyorlar.

Favori türün?

Bilimkurgu çok severim. İşte casusluk, polisiyelik. Tuhaf şekilde, iyiyse eğer romantik-komedi izlemeyi de seviyorum.

Niye tuhaf? 

Erkekler çok izlemiyor ya, öyle bir efsane var. Ama ben niyeyse severim. Özellikle çoklu karakterli olanları, bir ara çok da kullandıkları bir tarzdı. ‘Love Actually-Aşk HerYerde’ meselâ, Fransızların da birkaç örneği var öyle. Tam romatik komedi değildir ama ‘Chacun Cherche Son Chat-Herkes Kendi Kedisini Arar’ı severim.

Sürpriz bir ülke sineması tercihin?

Bir dönem Hint Sinemasına takmıştım. Yurt dışındaydım ve kolay bulabiliyordum DVD’lerini. İyi film değiller galiba ama o kadar tuhaflar ki insan sürekli izlemek istiyor. 3,5 saat falan sürüyor, birden bire şarkı söylemeye başlıyor aynı adamlar, garip bir uzun hikâyeler. Kitsch’liğiyle büyüledi beni. Garip bir halet-i ruhuyideydim belki o dönem, bana iyi gelmişti.

Klasik Yeşilçam’daki ideal çiftin?

Tarık Akan – Gülşen Bubikoğlu galiba. Çok çift var tabii ama ben tırnak içinde “kimyaları tutmuş, elektrikleri tutmuş”luğu en çok o ikisinde hissetmiştim.

İlişkin şahane (diyelim), süper anlaşıyorsunuz ama sevdiğin bütün filmlerden nefret ediyor. Nereye gider bu ilişki? Önemli mi sence bu?

Pratikte çok önemli olmayabilir, aynı filmleri izlemezsiniz. Ama bu bir yandan da dünyaya başka yerden baktığınız ya da başka kaynaklardan beslendiğiniz anlamına gelir. Bir semptomdur, daha berbat bir şeylerin semptomudur büyük olasılıkla. O yüzden sorun yaratabilir. Elbette üç beş filmle ya da bazı türlerle ilgili anlaşmazlıklar olabilir. Ama yüzde yüz farklı filmlerden hoşlanılıyorsa, bir şeylerin yolunda gitmediğinin ya da gitmeyeceğinin göstergesidir.

Ergenlikte çok romantik bir yerdi ya sinema, şimdi nasıl düşünüyorsun? İlk öpücük için sinema hâlâ güzel bir yer mi?

Yok, şimdi daha başka yerler de düşünebiliyoruz artık (Kahkahalar). Şimdi için çok ergence olabilir. Ama olabilir de tabii bu arada, filmin yaşattığı duygu, ilişkinin geldiği boyut. İlk öpücük için ideal diye bir yer yok elbette, o ilişki için orası da idealleşebilir. Ama yıllardır öyle bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. En son lisedeydim herhalde. (Kahkahalar)

“BİR FİLM YAPSAM, BAŞROLLERİ MELİSA SÖZEN VE SERKAN KESKİN’E VERİRDİM.”

Türkiye’den en beğendiğin güncel oyuncular?

‘Kış Uykusu’ndaki son performansıyla Melisa Sözen. Erkeklerden de Serkan Keskin. Müthiş oynuyor ve zaten almadığı ödül de kalmadı. Onların dışında da çok var ama daha fazla sayarsam sayamadıklarıma haksızlık olur.

Dünyadan beğendiklerin?

Robert Downey Jr. ve kadın oyunculardan da Emma Thompson.

“Benim yönetmenim” dediğin isimler?

Klasik olacak ama Fellini’yi çok severim. Onun yarattığı dünya, atmosfer çok hoşuma gidiyor. En sevdiğim filmlerden biriydi ‘Amarcord’. Takipçisini yaratan, kendi türünü yaratan bir adam. Bir de Spielberg’i çok severim, yine aynı sebepten ötürü. Türkiye’den Yılmaz Güney, Erden Kıral, Ömer Kavur olabilir. Yeni dönemden Tolga Karaçelik’i beğeniyorum, ‘Gişe Memuru’nu (2010) çekti. İkinci filmi de yakında çıkacak galiba. Ozan Açıktan’ı beğeniyorum ama Ozan benim ilkokul arkadaşım, o yüzden çok subjektif olabilir. ‘Silsile’yi (2014) yazıp yönetti en son. Bir de ‘Sonbahar’ı (2008) çeken Özcan Alper. Ve Nuri Bilge Ceylan, ama o artık herkesin mutabık kaldığı isim zaten.

Perdede görünenin ötesinde nedir sence sinema?

Ben edebiyatta da sinemada da şunu seviyorum, birisi size bir hikâye anlatıyor ve bunu anlatırken de bir üslup ortaya koyuyor. Üslupla hikâye aynı faza girdiğinde de çok iyi bir eser ortaya çıkıyor. O da insanın hoşuna gidiyor. Beni mutlu eden ya da izlemeye teşvik eden o oluyor. Daha geniş bir insanlık ailesinin parçası olduğunu hissediyor insan o zaman, “A, bak yalnız değilmişim” ya da “A, bak bunlar da varmış”… İnsanı daha medenileştiren bir şey olduğunu düşünüyorum o sebeple de. Sinemanın da, romanın da, bütün sanat dallarının da.

Babanız Uğur Mumcu neler sever, neler izlerdi? Var mı bir hatıra?

Çok fazla bir hatıra kalmadı sinemaya ilişkin olarak. O da polisiyelerden hoşlanıyordu çok. Zaten o tip şeyler yazdığı için. Bağlantılar kurmak, bir şeyin arkasını bulmak, takip etmek. Polisiyeler de muhtemelen ona, yaptığı araştırmacı gazeteciliğe benzer bir deneyim sunuyordu. Onun haricinde tarihi, biyografik filmleri seviyordu. Meselâ ‘Gandhi’ gibi, ‘Arabistanlı Lawrence’ gibi. Yani ilgi alanlarına benzer dallarda filmleri seviyordu.

Bugüne kadar sinemada başına gelen en acayip şey?

Kavga çıktı, koltuk kırıldı, makine bozuldu, ışıklar yandı, film iptal oldu, “sonra gelin” dendi. Bütün bu aksaklıkların hepsini yaşadım, ama hiçbiri çok acayip gelmedi. Belki ülkenin kendisi acayip olduğu için, normal karşılıyorsunuz bunları. Ancak film izlerken sinemanın yanması falan lazım ki o bile oldu bir galada.

Ve seansımız burada bitiyor, sevgili MyBilet eDergiciler. Gelecek sayıda yeni bir konuk ve yeni bir filmle, bambaşka sinema tecrübelerinde buluşmak üzere, güzel seyirler herkese.

Söyleşi: Sevim Gözay

Gazeteci Özgür Mumcu ile Sinema ve Edebiyat Üzerine,

Yorum Yaz