Menü İcon

Tuğçe Eyilik röportajı ile tasarım dünyasına yolculuk!

Tasarımcı ve balerin olan Tuğçe Eyilik, 'HELLO!' dergisine verdiği röportajda samimi açıklamalarda bulundu.

Röportaj Gazetesi

Tuğçe Eyilik röportajı ile tasarım dünyasına yolculuk!

Eyilik, ilkokulu bitirir bitirmez Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvar Bale Bölümü sınavını kazanmış. Baleye dört yaşında, Yıldız Alpar ve eski bir balerin olan annesi sayesinde başlamış. Sonra daha iyi bir eğitim almak için yurtdışına ağabeyinin yanına gitmiş.

tuAAe_eyilik

İsviçre’de Uluslararası İlişkiler ve Siyasal Bilimler den mezun olmuş. Tuğçe o dönemi, "Uluslararası bir ortamda büyümek insana anlatılmayacak kadar fazla donanım ve hayat eğitimi veriyor" diye belirtiyor. Bu eğitim süresince de bale ve tasarım üzerine kurs ya da akademilere devam etmeyi bırakmıyor... Derken yüksek lisansını Miami Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Reklam Pazarlama üzerine yapıyor. O dönem Türkiye'ye döner dönmez aile şirketi Etv'de çalışmaya başlıyor... Çalışmayı her zaman seven Eyilik, "Ancak ne iş yaparsam yapayım iş bir şekilde dönüp dolaşıp tasarıma geliyordu" diyor ve biz de o günden bugüne tasarım yolculuğuna çıkıyoruz...

tuAAe_eyilik_rAportajA

Tuğçe Eyilik, uzun bir boşanma sürecinin ardından bizimle samimi duygularını da paylaşıyor. Onun için en önemli olan EfePasha! Onu korumak ve ruhuna, benliğine iyi bakabilmek! "Ancak yaşamınızın yönü belirlendiği an, yaşama sarılarak devam etmek her şeyi yoluna koyuyor zaten" diyor ve hayata geçirdiği Bon Objet'nin hikâyesini, mermer, demir, koltuk-döşeme atölyelerini, Tuğçe ile birlikte gezerek dinliyoruz ve hatta mermer atölyesinde bale ile olan bağını da keyifle izliyoruz...

HELLO!: Tasarım alanına geri döndünüz... Bu kararı nasıl verdiniz?

Tuğçe Eyilik: Marka tasarım ve tanıtım üzerine olan şirketim Trend Tiger ile 2002 senesinden bugüne birçok markaya hizmet verdik. Kurumsal kimlik, isim, logo, reklam ve iletişimi ile entegre bir hizmet vermekle beraber, yaratıcılık ve onu hayata geçirirken markanın tüm detaylarını üç boyutlu hale getiriyorduk. Bu da ürün ya da kurumun ambalaj tasarımından mekân tasarımına kadar düşünüldüğünde, gerek endüstriyel tasarım gerekse mimari boyutlara aktarılan bir süreçten oluşuyor. Tabii ki bu süreçler en keyif alıp en yaratıcı anların hayata geçirilmesini ve markanın doğru yansıtılarak ortaya konulmasını sağlıyor. İste en keyif aldığım bu süreç ise her zaman ilgimi çeken yaratıcılığın devreye girdiği, mobilya ya da bir objenin tasarlanması ve hayata geçirilmesiydi..

HELLO!: "Bon Objet, içimdeki o durduramadığım yaratıcı yanımın artık yasayan kalıcı objelere dönüşmesini istediğim anda başladı" diyorsunuz...

T. Eyilik: Yıllar içinde evimi dekore ederken ve çevremdeki yakınlarıma, hatta ofisleri mi de hep kendi tasarladığım mobilyalardan üretmiştim. Hatta yaptıktan sonra bu tarz bir ürünün piyasada satılmadığını, yani kendi tasarımım olduğunu bile sonradan fark ediyordum. Sanırım süreç kendi kendine başlamış 1. Ancak bu konuya nasıl geçiş yapacağımı bilmiyordum. Ve süreç üç-dört yıl hazırlanmak ve alayhi üniversitesi olarak adlandırdığım mobilya ustalarımın mekanlarında hayallerimi, tasarımlarımı nasıl yapabilirim, ergonomik mi, estetik açıdan ve teknik açıdan oluru var mı ya da oldurtabilir miyim diye aldığım çeşitli seçmeli dersler tadında geçti diyebiliriz (gülüyor). Bu adımı ilk attığımda çok temkinli davrandım, tepkilere bakmak istedim. Mağaza ya da ev dekorasyonunu daha sonraki adımlar olarak düşündüm. Ve gerçekten de ilk koyduğum ürünlerim değerli mağazalar four&more ile başlayıp ilerledi. Bugun Harvey Nichols ve Brandroom'da yer alan ürünlerim gerekli ilgiyi görmeye başladı.

Instagram mecrası da beni ayrıca tetikledi. Oradan aldığım beğeni ve yorumlar mutlu edici. Hatta Amerika ve Kuzey Avrupa ülkelerinin ilgisini çekiyor. Dünya, cep telefonunuzun altında tam bir ticaret tufanı... Bence çok heyecan verici...

HELLO!: Tasarım alanında kendinizi geliştirmek için nasıl bir yol izliyorsunuz?

T. Eyilik: Bon Objet, bale sanatı, uluslararası siyasal bilimler eğitimi, televizyonculuğun üzerine marka tasarımı: yani aslında yaşadıklarımın bir yansıması. Bu yansımalar ise Bon Objet'nin üç boyutlu tasarımlara do nüşmesi ve kalıcı hal almaları demek. Yaşamımın sanatla yorumlanıp hayata aktarılması Bon Objet'yi oluşturmuş oldu. Tabii ki gelişmek; dünyayı, tasarımcıları, sanatı, modayı hatta siyaseti dahi yakından takip etmeyi gerektiriyor. Ancak bunların yanı sıra insanları gözlemlemeyi, alışkanlıklarına, ihtiyaçlarına bakmayı pratik, yaratıcı, estetik çözümler bulmak adına çok önemli buluyorum.

 

Vakit buldukça sanat tarihi ve hatta mobilya tarihi gibi kursların yanı sıra mimari deklarasyon sertifika programlarına katılıyorum. Sanırım hayalimi gerçekleştirmek için gerekli cesareti gösterebilmek en önemli deneyim oldu.

HELLO!: En beğendiğiniz tasarımcılar? Sizin için ikon olan tasarımcılarınız var mıdır?

T. Eyilik: İlk olarak belirtmeliyim ki galiba babam Yılmaz Eyilik'in yüksek mimar oluşu beni çocukluk yıllarımdan beri etkiledi. Evde büyürken T-cetvelleri, çeşitli kâğıtlar, ölçüm aletleri vs. vardı. Babamın her konuyu ya da bir yeri incelerken 'mimari gözü' diye adlandırıp öne çıkarttığı detaylar gerçekten de hep ilgimi çekmiştir.

İş hayatıma devam ederken hayran olduğum Karim Rashid ülkemize geldi. Seminerde tasarım anlayışını, yaptıklarını aktardığında içimde zaten Bon Objet doğmuştu. Ancak ne zaman ve nasıl yapacağımı hiç düşünemiyordum. Bu arada tabii ki birçok yerli, yabana tasarımcıları, mimarları tutkuyla beğeniyor ve takip ediyorum.

HELLO!: Önümüzdeki süreçlerde tasarım nasıl bir noktaya ulaşacak?

T. Eyilik: En önemli ve keyiflisi uçsuz bucaksız oluşu. Fakat tasarım dünyası, elimizin altındaki akıllı telefonlar ve internetin bitmeyen bir hazine oluşu ve aynı zamanda ulaşılabilir olmasıyla avantaj gibi gözükse de bu avantajlar kopyalanma, taklit gibi sıkıntıları da yanında getiriyor.

HELLO!: Pekiyi dekorasyon trendleri nereye gidiyor?

T. Eyilik: Dünyada trendler insanların yaşam tarzlarıyla yani moda, müzik ve teknolojiye kadar birçok dalda şekilleniyor. Belki farklı bir tanım olacak ama trendler insanların ilgi alanlarına bağımlı gidiyor. Biraz yeme-içme dünyası gibi, biraz da insanların yeni trendleri yoga-pilates gibi, spor şekilleri gibi. Hatta sağlıklı yaşam, diyetler, eskiye dönüş 'vintage' gibi akımlar çok etkiliyor. Asıl olan giyim ve modada, dünya markaları trend belirleyiciliği yapmakta oldukça öncü ve etkili. Bu büyük markalar da doğa ve sağlıklı yaşam felsefesini işleyerek akımlarını giyimden mobilya dünyasına kadar yansıtıyor.

HELLOI: İnsanların yaşam alanlarındaki arayışlar neler?

T. Eyilik: Herkese göre değişen bir konu. Zaten öyle de olmalı. Bir insanın hayatının en önemli yeri ve uzun yaşadığı alan genelde kendi evidir. Bu ev, 'yuva' oldukça değerli bir alandır. Bana göre evler ve yaşadıkları alanlar insanların kendilerini iyi hissettiren en konforlu alanlar olmalı ve en önemlisi onların yasayanların kimliğini, karakterlerini yansıtma1. Buna biraz da günümüzün trendleri ekseninde oluşturduğumuzda güzel bir sonuç elde edebiliyorsunuz.

HELLO!: Yeni koleksiyonu ve çıkış hikayesini anlatır mısınız? İlham kaynaklarınız nelerdi?

 

T. Eyilik: Koleksiyondan daha öte Bon Objet mobilya tasarımlarının genel bir konsepti ve felsefesi var diyebiliriz. Eski ile yeniyi harmanlayan, mobilyanın baskın olduğu 18. yüzyıl Louise döneminden kapitone ve ahşap de tayları. Ve en önemlisi, mobilyanın kullanışlı olmasının yanı sıra fonksiyonel olması, yani birden fazla işe yaraması özellikleri arasında Obje yani mobilya kullanışlı ve kalıcı olacaksa bu detaylar çok önemsediğim yaratıcılığın da eklendiği bölümler...

 

Dolayısıyla koleksiyonların hepsinde tanıdık mobilya tatlarının modernize olması ve fonksiyonel olmaları Bon Objet'yi yansitiyor. Ancak koleksiyon renk ve dönemin trendlerini, modasının kendi yorumu ile yansıtmalı. HELLO!: Atölyede de çalışıyorsunuz...

T. Eyilik: Atölyede çalışmaya bayılıyorum! Diğer isimde de grafikerlerle sürekli yan yana çalışırdım ve elimde karakalemle detayları çizmek en sevdiğim işlerimdendi...

Tabii ki burada daha da eğlenceli. Üç boyut işin içinde. Makineler, kumaşlar devrede ve çok keyif aldığım şeyler. Hayal ettikleriniz ancak ustalarla ve ürünün nasıl şekil aldığını öğrenmek ve görmekle gerçekleşebilir. Sevdiğin işi yapınca tüm detaylarda bulunmak keyif veriyor.

HELLO!: Bir tasarımcı olarak sanat ile bağınız nedir? Özel ilgi alanlarınız, çalışmalarıniz var mı? Resim, heykel, tiyatro vs.

T. Eyilik: Sanatın her dalını gerçekten se ver, dinler ve takip etmeye çalışırım. Özellikle tabii ki bale halen ilgi alanım! Artık kendim yapamasam da iyi bir izleyici ve hobi tadinda miniklere severek ders veren bale öğretmenliği yapıyorum. Yani eski meslek yine bir şekilde beni yakaladı. Çizim yapmayı seviyorum. Karakalem çok ilgi alanımda ve bazen yağlı boya seviyorum. Karakalemde ressam Suat Candemir ile zaman zaman eğitim tadında deneme çalışmaları yaptım. Muhteşem dev boyutlarda çalışabilen, karakalem ve kuru boya sanatçısı. Sanırım ilerleyen yıllarda yapmak isteyeceğim bir hobi olabilir.

HELLO!: Yurtiçi ve yurtdışında sanata nasıl takip ediyorsunuz?

T. Eyilik: En yakın arkadaşlarımdan biri Mutlu Tanberk, Türkiye'nin ilk bale eleştirmen ve sanat yazarlarından. Onun sayesinde tüm dünyadan ve tüm eserlerden haberdarım ve onunla geziyorum.

HELLO!: Sanatta en sevdiğiniz alanlar?

T. Eyilik: Bale, resim, heykel, contemporary sanatlar diyebiliriz. Müziğin ise her dalını severim.

HELLO!: Bale de yaşamınızın vazgeçilmezi... Bale dersi vermeye devam ediyorsunuz... Baledeki fit bale sisteminizi anlatır mısınız?

T. Eyilik: Bale eğitimi aslında tütüler, pembe patikler ve hatta parmak ucuna çıkmak değil maalesef. Çok büyük disiplin isteyen, çok ciddi antrenman isteyen, zor acımasız bir sanat dalı. "Balerinim" diyene kadar çok uzun zaman ve emek harcamak gerekiyor. Sistem çok çalışmak üzerine kurulu ama isteyerek ve ruhunu emeğine yansıtarak. İşte bu felsefe eğitmen olduğunuzda da aynı şekilde devam ediyor. "Fit Bale Barre egzersizleri aslında bugün yoga, pilates gibi popüler vücut çalışma şekillerinin temeli diyebiliriz. Amerika'da Madonna ile başlayan akım oldukça etki yarattı. Tabii ki bale antrenmanından çok daha hafif ancak kendi kas gücünü kontrollü çalıştıran, duruş bozukluklarına müthiş iyi yönde etkisi olan bir çalışma biçimi. *Fit Ballet Barre' benim de içine kattığım akıcı, egzersizler ve bale müziği ile güzel, aktif bir hal aldığından keyifle yapılıyor diyebilirim.

HELLO!: Çocuklara da bale dersi veriyorsunuz... Onların ilgi alanları neler?

T. Eyilik: Yıllar sonra döndüğüm mesleğimi 'Little Ballerinas Point' isimli bir grup altında topladım. Bunu ayrıca Fit Point' olarak büyükler için de düşündüm.

Çocukları çok seviyorum. Bale eğitmenliğim çok eski değil; ancak büyük keyif aldığım bir alan. Gerçekten muhteşem bir iletişim. Tatlı oyunlarla aslında bu minik balerinlere bugün bir gerçek balerinin yaptığı tüm temel hareketleri uygulayabiliyorsunuz. Çocuklarda bale eğitimi onların duruşlarından vücut koordinasyonuna ve ritim algılamaya kadar çok fazla detay içeren, olumlu ve vücudun hiç unutmayacağı bir temel beden eğitimi kazandırıyor. Derslerimiz keyifli ve her yılsonu verdiğimiz resitallerle taçlanıyor.

HELLO!: En beğendiğiniz balerin ya da balet? En beğendiğiniz oyun?

T. Eyilik: Fransız balerin Sylvie Guillem, 1980'lerin Paris Opera ve Balesi'nin dans ÇISI ve bana göre dünya Pirima Balerina'sını görmelerini isterim. Günümüz dansçıların dan Rus dansçı Natalia Osipova bugün Royal Opera House bas dansçılarından. Harika performansını Londra'da geçen yıl izledim. Eserlerden klasik olarak 'Don Quixote, 'Uyuyan Güzel' ve 'Fındıkkıran' balesi diyebilirim. Türkiye'de ise "Hürrem Sultan Balesi' ve birçok değerli modern, çağdaş yapıtlar görülmeye değer. Ve tabii ki Türkiye'nin efsane bas dansçıları Meriç Sümen, Hülya Aksular ve Oktay Keresteci'yi söylemeden geçemeyiz. Bu arada Tan Sağtürk'ü de unutmayalım. Sağtürk hem yurtdışında ülkemizi temsil etmiş bir dansçı hem de Türkiye'nin bale kurslarının babası... Sağtürk'ün ülkemizde baleyi yaygınlaştırmış olmasını takdir ediyorum.

 

HELLO!: Artık yaşamınızda her şey daha yoluna giriyor... Yaşamdan beklentiniz nedir? Hedefleriniz neler?

T. Eyilik: Evet... Biraz gereğinden fazla uzun süren boşanma dönemi geçirdik. Ancak sağlıklı olmak ve yaşamınızın yönü belirlendiği an, yasama sarılarak devam etmek her şeyi yoluna koyuyor zaten. Keyfim yerinde, kendimi daha iyi tanımamı sağlayan dünya kadar yeni dostluklar kazandım. Bu dönem sayesinde arkadaş çevrem daha da genişledi. Yaşamda seçimler insanların en büyük özgürlük alanı, iyiliği ya da iyi olmayı seçersen genelde mutlu oluyorsun. Bazen zorunlu kalsan da seçim doğruysa kazanan sen oluyorsun. Bizim hikâyede ben biraz klasik olarak iyi bir aile, yuva kurmak ve is hayatımda ilerlemek istedim ama bu klasiklik asla sıkıcı anlamında değil; beni tanıyanlar bilir. Diğer taraf biraz marjinal seçim yapmak istemiş o kadar. Olayın tek sıkıcı yani, evladınızı korumak ve onun ruhuna, benliğine iyi bakabilmek. Elimden geldiğince bu konuda çok çaba sarf etmeye özen gösteriyorum.

Bugün yeni adımlar, yeni ilgi alanları, yaratıcılık, kendini geliştirecek kitaplar, eğitim. Hatta eski mesleğimin değeri, hepsi bu süreçte oluşmuş oldu. Hedefim yine mutluluk. O da beni hiç bırakmadı zaten. İnsan sevdiği kişilerle, sevdiği yerlerde ve sevdiği işlerde olunca mutluluk tam hayatının merkezinde kalıyor.

HELLO!: Kendinizi yenilemek, rahatlatmak adına neler yapıyorsunuz?

T. Eyilik: Sizin ekiple yapılan bu beklenmedik boyuttaki HELLO! Çekimi, söyleşi ve geçirdiğimiz zaman, rahatlamak ve yenilenmekti... Tekrar çok teşekkür ederim. Beni mutlu ettiniz...

HELLO!: Bir anne olarak EfePasha'yı nasıl eğitiyorsunuz? EfePasha ile ilişkiniz nasıl?

T. Eyilik: EfePasha ile birçok konuda anlaşıyoruz, yemekler hariç (gülüyor). Pasha çok yönlü bir çocuk, fazlasıyla sosyal ve arkadaş canlısı. Okulu Bilfen'de basket takımında ve aynı zamanda Fenerbahçe Basketbol Okulu'na gidiyor. Bir basket oyuncusu olma yolunda oldukça hevesli, ayrıca futbolda da ciddi bir Fenerbahçe taraftarı. Doğaya olan tutkunluğu benim en sevdiğim yanı. O şimdiden bir balıkçı ve balinalara bağımlı bir deniz adamı. Oğlumla aramızdaki bağ o kadar iyi ki, biz her şeyi aramızda çözebiliyoruz. Fazlasıyla sosyal bir kişilik ve dersle. Rinde de olumlu bir çizgisi var. Umarım bu yolda ilerler. En büyük umudum, bir dünya vatandaşı olması ve ülkemize faydası dokunacak etkili ama sevdiği bir meslek seçmesi.

HELLO!: Onun da tasarıma, sanata ilgisi var mı?

T. Eyilik: Sanata olan ilgi alanı piyano ve keman! İki senedir kemanla ilgileniyor hem okulda hem de C.K. Müzik ve Sanat Okulu'nda eğitim alıyor. Tabii ki çok zor bir enstrüman ancak ileride iyi bir kontrbas olma hayali ile bu yola çıktı. Keyifli bir çocuk. Ben de onun seçimleriyle keyif alıyorum.

Söyleşi: Figen Nalan Özkan

Tuğçe Eyilik röportajı tasarım dünyasına yolculuk, Tuğçe Eyilik röportajı ile tasarım dünyasına yolculuk!

Yorum Yaz