Menü İcon

Şükrü Özyıldız: ''Oyunculuk bir şey göstermek değil, saklamak''

Şükrü Özyıldız: ''Oyunculuk bir şey göstermek değil, saklamak''

Çocukluğuna dair neler söylemek istersin?

– Annemin kaybı büyük travma tabii! Hiperaktivite teşhisi konmuş bana. İlaç tedavisi de görmüşüm. Çocuk dediğin biraz yaramaz olmalı di mi, ben sağlam yaramazmışım! Bir dakika bile yerinde durmayan, duramayan, aşırı hareketli, sürekli bir şeyleri kırıp döken sakar bir çocuk. Sokaktan da eve yara bere içinde dönerdim. Bayağı sokak çocuğuydum. Ama süper faydasını gördüm hiperaktivitenin…

Nasıl yani?

– Hiperaktivite aynı zamanda maymun iştahlılığı da beraberinde getiriyor. Her şeyi deniyorsun. Bu da iyi bir şey. Oradan kalan bir müzik yeteneği var mesela bende. Gitar denedim, piyano denedim, keman denedim. En son davulda karar kıldım, “Bana göre olan bu!” dedim. O arada hepsinden bir şey öğrenmiş oldum tabii. Sonra pek çok spor yaptım, okulda futbol, basketbol, hentbol denedim. Derken dövüşe merak saldım. O, hep devam etti hayatımda. Tüm bunların temeline de baktığın zaman ne yapacağını, neye kanalize edeceğini bilemediğin bir enerjin var, seni bir şekilde her şeye itiyor ve sen her şeyden biraz alıyorsun. Deneye deneye de, gerçekten yapmak istediğin şeyi buluyorsun…

İTÜ’de gemi makineleri mühendisliği okumuşsun…

– Evet, başladım İTÜ’ye ama sonra tüydüm. Çok düşünülerek verilmiş bir karar değildi. Bir sene okuduktan sonra, anladım ki 6 ay denize açıl, hep denizde ol, bana göre değil. Bir de İTÜ’nün Tuzla’daki kantininin içine girdiğinizde sıra sıra genç insanların fotoğrafları vardı. Güzel, hayat dolu gençler. Altlarında da küçücük yazılar. Merak ettim gittim baktım, hepsi ölmüş, seferde ölmüş. Bana göre olmadığını anladım. Denizi de ölecek kadar sevmediğimi anladım…

,

Yorum Yaz