Menü İcon

Selçuk Yöntem: ''Dondurma bahane, yaşasın Fenerbahçe''

Aşk-ı Memnu dizisinden sonra Kim Milyoner Olmak İster yarışmasıyla gönüllerde taht kuran oyuncu ve sunucu Selçuk Yöntem, Galatasaraylı ailesini bir dondurmaya “satarak” canı gönülden Fenerbahçeli'nin renklerine sevdalandı.

Röportaj Gazetesi

Selçuk Yöntem: ''Dondurma bahane, yaşasın Fenerbahçe''

Fenerbahçeli olmadan önce bir Galatasaraylılık geçmişiniz varmış. Nasıl Fenerbahçeli oldunuz?

Esasında ona “geçmiş” bile denemez. Her insanın futbolla ilgili hatırladığı bir ilk anısı vardır. Ben de dört yaşımdan bir şey hatırlıyorum. Bütün ailem Galatasaraylı olduğu için ben de herkese Galatasaraylı olduğumu söylüyordum ama aslında hiçbir şeyin farkında değildim. Maçları radyodan dinliyoruz, gazete okuyoruz; beni çeken bir şey var ama karar veremiyorum. Bir akşam bir misafirliğe gittik. Orada evin sahibi hangi takımlı olduğumu sordu. “Galatasaraylıyım” dedim. “Neden?” dedi. “Babam da Galatasaraylı” dedim. “Bir dondurma alsam Fenerbahçeli olur musun?” dedi. Ben de direkt “Olurum!” dedim.

O anı bekliyormuş gibi…

Bahane bekler gibi, evet! Ondan sonra Fenerbahçeli oldum.

appiah-906x1024

Sizi çeken neydi peki? Renkler mi? Futbolculardan biri mi?

Renklerden, futbolcuların güzelliğinden… Basri Dirimlili’nin olduğu kadroyu ezbere sayabilirim çünkü spor sayfalarını okumaya çok meraklıydım. Daha sonra para biriktirip maçlara gitmeye başladım. Ankara’da Fenerbahçe’nin Adana Demirspor’la bir maçı vardı. Karlı, buz gibi bir havada kale arkasında, ayağımda lastik pabuçlarla oturuyorum. 12 yaşımdaydım. Fenerbahçe maçı 4-1 kazandı. Bitiş düdüğü çalınca ayaklarımın hissizleştiğini fark ettim. Panikledim ve içgüdüsel olarak koşmaya başladım. 19 Mayıs Stadı’ndan Bahçelievler’e kadar durmadan koştum! O sayede ayaklarımı çözdüm. Ciddi bir donma tehlikesi atlattım. Hayatım boyunca unutmayacağım.

Bu durumu babanıza nasıl açıkladınız?

“Bizi bir dondurmaya sattın!” dediler. Ben de “Dondurma bahane, yaşasın Fenerbahçe!” dedim onlara.

Daha sonra düzenli olarak maçlara gitmeye mi başladınız?

O zamanlar stada gitsem de heyecandan izleyemiyordum ama konservatuara başlayınca sadece haberleri takip edebildim. Konservatuardan önce maçlara Can Bartu için gidiyordum. Onun o klas, estetik futbolunu seyredebilmek için… Sonra Rıdvan Dilmen dönemi başladı. Devlet Tiyatrosu’na başlayınca biraz ara verdim. O arada da unutamadığım bir maç var. Maçlara girebilmek için saatlerce kuyrukta beklerdik. Bir Türkiye-Rusya maçı… Maçtan önce kuyruklar birbirine karışmış. Ben de şeref tribününün önüne gidip girenleri takip ettim. Onlar gibi kapıya doğru kararlı bir şekilde yürüdüm. Üzerimde takım elbise ve palto var. Kapıdaki güvenlik görevlisi “Buyurun” dedi. Ben de girdim. Talebeyim yahu!

schumacher-RIdvan

Sonra ne zaman yeniden maçları izlemeye başladınız?

Hiçbir zaman kopmadım ama yoğunlaşmam Zico zamanına denk gelir. Takımla iki kere Avrupa’ya gittim. Anderlecht ve PSV Eindhoven maçlarıydı.

Deplasmanlara giderken neler yaşadınız?

Çocuklaşıyorsunuz bir kere. Sanki bir bayram sabahı. Eindhoven seyahatinde bir anım var. Dolaşırken bir sokak çalgıcısına para verdik. Sonra yemek yerken aynı adamı aynı şarkıyı çalarken duyduk. Başka bir mekana gidip oturduk, bizi takip ediyor gibi aynı şarkıyı çalarak oraya da geldi! Aynı adam, aynı şarkı. Aziz Yılmaz adama büyük bir meblağ verip “Al bu parayı, başka şarkı çal” dedi. “Düt!” dedi, “Büt!” dedi, başka şarkı çalamadı.

Kadıköy’de izlediğiniz maçlarda da deplasmanlardaki gibi uğurlu geliyor musunuz?

Yaklaşık 15 yıldan beri statta izlediğim hiçbir maçı kaybetmedik. Önemli maçlarda Aziz Yıldırım da davet ediyor.

Çocukluğunuzda siz de Can Bartu olmak istiyor muydunuz?

İstemem mi! Futbol oynamayı çok seviyordum. Mahalle maçlarına çıkardık. Bir kere büyüklerin oynadığı bir maçta, üstümde babamın aynı gün aldığı bir pantolonla kalecilik yaptım. Bir türlü gol yemiyorum diye bırakmıyorlar ama annem de ısrarla çağırıyor. Maçın son dakikalarında bir pozisyonda atlayıp pantolonumu yırttım. Neyse ki ağlamama dayanamayıp affettiler. Babam subay olduğu için sık sık tayini çıkıyordu. Öyle olmasa Ankaragücü altyapısında oynayacaktım.

Daha sonra futbolcularla arkadaşlık da kurdunuz mu?

Rahmetli Selçuk Yula, adı geçince çok kötü hissediyorum, eşimin okuldan arkadaşıydı, ailecek görüşürdük. Ümit Özat’ı, Semih Yuvakuran’ı, Mehmet Topal’ı, Arda Turan’ı çok severim. Hatta Galatasaray’da oynarken Arda’yla bir derbi için iddiaya girdik ve kaybetti. Ne kaybettiğini kendisi bilir, ben daha fazla bir şey söylemeyeyim!

Turkey_0087851-1024x683

Çalışma programlarınızı Fenerbahçe’nin maçlarına göre düzenlediğiniz oluyor mu?

Provaları ayarlayabiliyorum ama bazen maç saatleriyle oyunlar çakışıyor. Deli Dumrul’u oynarken sahneden hiç inmiyordum, diğer arkadaşlar girip çıkıyor. Bir gün oyun derbiye denk geldi. İçeri gidip skoru öğrenen bir arkadaşım eliyle 2-1 işareti yaptı. Ondan sonra oyunda tempo yükseldi! Burada bir itirafta da bulunmak istiyorum. Maçlardaki o coşku artık kalmadı. Yaşadığımız olaylar heyecanımızı yok etti. Bunu tekrar başlatacak, kitleleri bir araya getirecek de sanat ve spor bana göre. Toplum, bu sayede toplum olmayı başardığında da paralel olarak yükselme gelecek.

Fenerbahçe özelinde kitleler bir araya geldiğinde siz de orada mıydınız? Ne hissettiniz?

Yürüyüşlere ben de katıldım çünkü Fenerbahçe, kumpaslara karşı en diri duran camiaydı. Büyük bir direniş gösterildi. Bugünlerde ne kadar doğru bir şey yapıldığını, nasıl bir facianın eşiğinden döndüğümüzü daha iyi anlıyoruz. O yürüyüşlerde hem coşku, hem hüzün vardı. “Neden enerjimizi daha iyi şeylere harcamıyoruz?” diyerek hayıflanıyorduk. Tarif edilebilir bir hareket değildi. “Fenerbahçe Cumhuriyeti” kavramı bu camiaya çok yakışıyor.

Maç izlerken totem yapar mısınız?

Yapmam ama maçta olacakları hissederim.

“10 dakika sonra Alex gol atacak” gibi mi?

Evet. Alex’in, Roberto Carlos’un olduğu dönem… Eskiler de çok keyifliydi. 3-0’dan 4-3’e çevirdiğimiz derbi, 6-0’lık maç unutulur mu?

O maçlarda statta mıydınız?

6-0’lık maçta bir oyun için Belçika’daydım. Maçın sonucunu resepsiyonda tanıştığım birine sordum. “6-0” dedi ama altı golü kimin attığı belli değil. Olduğum yerde kaldım. “Kim 6, kim 0?” diye sorunca “Fenerbahçe kazandı” dedi ve ben de o gün tanıştığım adamın boynuna sarıldım!

salih-1024x574

Fenerbahçe, şampiyonluğu son maçlarda iki kez kaybettiğinde nasıl tepki vermiştiniz?

Çok acıydı. Hele ikincisinde önce sevinip, sonra durumu fark ettiğimizde yaşadığımız… Bir de Denizli’de Appiah’ın atamadığı o golü hiç unutamam. “Bize bir şey olmaz” psikolojisi Fenerbahçe’ye çok büyük zararlar verdi.

Maçları izlerken her zamanki kişiliğinizden farklı bir kişiliğe dönüşüyor musunuz?

Benim için bu konuda milattan önce ve milattan sonra var. Öncesinde bağır çağır, münasebetsiz laflar ederek maç izliyordum ama artık öyle şeyler yapmam imkansız.

Milat, evliliğiniz mi oluyor?

Onunla birlikte dikkat etmeye başladım. Hatta bir maçta arkadaşım hakeme küfür ediyordu, ben de “Yapma, gerek yok” diyordum. Bir oldu, iki oldu, sonunda ben de dayanamayıp “Aaa hakem, sen de gerçekten terbiyesizmişsin be!” demişim.

Kongre üyesi olmaya nasıl karar vermiştiniz?

Fazıl Say’ın Fenerbahçe Senfonisi konseri vardı. Orada Aziz Yıldırım’la tanıştık. Bana “Hâlâ kongre üyesi değil misin?” diye sordu, ben de başvurumu yaptım. Çocukluğunda maçını izlemek için ayaklarını kaybetme korkusu yaşamış bir insan olarak benim için bu çok büyük bir gurur. 2006 yılından beri tek bir kongre bile kaçırmadım.

Diğer takımların maçlarını ve diğer ligleri de takip edecek kadar futbol hastası mısınız?

Kaçırılmaması gereken maçlar oluyor elbette. Premier Lig ve La Liga derbilerini kaçırmamaya çalışıyorum. Futbol estetik ve zeka işi. Eskiden basketbolla kıyaslanırdı ama artık onu da aştı. Kondisyon, beden, beyin ve zekanın bir araya gelip koordinasyonla bir estetik yaratması çok önemli. Beni de o estetik belki de sanatçı kişiliğimden dolayı çok etkiliyor. Artık Süper Lig’de daha fazla futbolcudan etkileniyorum çünkü birçoğu canavar gibi. Salih Uçan’ı başından beri takip etmek büyük bir zevk. Fenerbahçe’den devam edersek, Robin van Persie’yi izlemek müthiş. Fenerbahçe transferlerde her zaman turnayı gözünden vuruyor ve kadro kalitesini hiçbir zaman belli bir seviyenin altına düşürmüyor. Toni Schumacher’i düşünsenize mesela! Ona yapılan tezahüratları…

Kim Milyoner Olmak İster? yarışmasını sunarken futbolla ilgili sorular geldiğinde sizin de ifadeniz hemen değişiyor… Yarışmacılarla birlikte kendinizi sınıyor musunuz?

Bazen yarışmacı yanlış cevap verdi diye üzülürken kendi cevabımın yanlış olduğunu fark ediyorum! Programdan önce soruları görmediğim için benim de bilemediğim çok soru oluyor. Fenerbahçe logosundaki yaprağın meşe ağacı yaprağı olduğunu, güç ve kudreti temsil ettiğini oradan öğrendim mesela. Fenerbahçe Müzesi’nden de çok şey öğrendim.

Müzede en çok etkilendiğiniz parça hangisiydi?

Kurtuluş Savaşı zamanlarından kalma parçaların tamamı. Kulübün silah sevkiyatına yardım etmesi çok etkileyici. Herkes gidip görmeli.

Söyleşi: Hilal Gülyurt

,

Yorum Yaz