Menü İcon

Sadi Celil Cengiz: ''Oğlum dedesine çektiyse futbolcu olabilir!''

Çocukluğu soyunma odalarında geçmiş, sokakta tozun toprağın arasında geçirdiği futbol macerasının ardından okulun takımına bile seçilememişti. Sadi Celil Cengiz futbolculuk kariyerini değil, futbollu hikayelerini anlatıyor…

Röportaj Gazetesi

Sadi Celil Cengiz: ''Oğlum dedesine çektiyse futbolcu olabilir!''

Futbolculuk denemenin sonu bir yere varamamış. Neden? Bu işe hiç asılmadın mı?

Aslında çabuk vazgeçmedim, futbolcu olabilmek için çok direndim. Ordu’da liseyi okurken ilk günlerde krampon, tozluk, formamla tam teçhizat top oynuyordum. Beni öyle görünce iyi oynadığımı düşünüyorlardı ama okul takımına bile giremedim! 21 kişilik sınıf, 14 erkek var ama beni yedi kişi arasına almadılar. “Beni neden almadınız?” diye sorduğumda bir arkadaşım “Sadi, sana söylemem lazım, iyi oynayamıyorsun!” dedi. O an futbolcu olamayacağımı anlamıştım.

En sonunda uzun boyun bir işe yarasın diye kaleye mi geçirdiler?

Yok, boyum o zamanlar uzun değildi, bir sene sonra birden uzamıştım. Kaleci lazım olunca ben geçtim ve beton zeminde harikalar yarattım. Finale kadar çıkarmıştım takımı!

Baban çok sert bir antrenörmüş. Futbolcu olamamanda bunun etkisi olmuş olabilir mi?

Aslında babam futbolculuğumla ilgilenmedi. Herhalde bir ışık göremediği için üzerimde hiç durmadı bile! Takımlarında hiç oynamadım ama rakip olmuştuk. Onun çalıştırdığı okula karşı oynadığımız maçta yedek kaleciydim. İlk maçı 9-0 kazanmışlardı, ben de son dakikalarda oyuna girip iki gol yemiştim. İkinci maçı 3-1 kazandık, yine son dakikalarda girip penaltıdan gol yedim!

Ekran-Resmi-2016-09-27-15.21.29-732x1024

Oynadığın yıllarda oyun tarzın kime benziyordu?

Galatasaraylıydım ama top oynadığım dönem Elvir Baliç’in Bursaspor’da çok iyi olduğu zamanlara denk geldiği için ona hayrandım. Solak olduğum için Cevad Prekazi’ye de benziyordum. Tabii benzetilmiyordum, kendimi benzetiyordum! Tarzımı herhangi bir profesyonel futbolcuya benzetebilecek kimseye denk gelemedim!

Babanın antrenör olması hiç mi işine yaramadı?

Babamlarla Bulancak ve Pazarspor deplasmanlarına gitmiştim. Yatılı okuduğum için babam beni de yol üstünden alır, yanında götürürdü. Benim için çok önemliydi tabii. Gerçi futbolculardan pek hoşlanmazdım. Çok küfürlü konuşuyorlardı. Kıskançlıktan da olabilir. Babamı onlarla paylaşmak istemiyordum.

İzlediğin maçlarda babana küfredildiği oldu mu?

Termespor’u çalıştırdığı dönemde Çarşamba’ya maça gelmişti. Babamı Çarşamba’da herkes tanır. Ben de deplasman değil, Çarşambaspor tribününde oturuyordum. Biri ısrarla babama “Kulübeye gir!” diye bağırıyordu. Tribünde tanıdıklar vardı, “Karışmayın, o da bizim hoca!” diye ikaz etmelerine rağmen adam ısrarla “Kulübeye gir, soyunma odasına gir” şeklinde tehdit etmeye devam etmişti. Çok canım sıkıldığı için başka bir tribüne geçmiştim. İyi ki öyle yapmışım. Yaşım 17’ydi, o dönem kavga etmeme sürekli ramak kalırdı!

Ekran-Resmi-2016-09-27-15.21.10-1024x700

Samsunspor takımının geçirdiği trafik kazasını hatırlıyor musun?

Altı yaşındaydım ama çok net hatırlıyorum. Kazanın detaylarını da çok iyi biliyorum çünkü o konvoyun arkasında Çarşambaspor’un konvoyu vardı. Babam da kaza geçiren futbolcuları hastaneye taşıyanlardan biriydi.

Futbolcularla birlikteyken yaşadıklarından hangilerini net hatırlıyorsun?

Alt liglerde çok kaliteli bir oyun oynanmıyordu, daha çok mücadeleye ve karambole dayalıydı. Hatır şikesi vardı. Tabii o zaman bahis olmadığı için çok da önemsenmiyordu. Bir de deplasmanda hakem komitesi başkanının gelip, hakemin para karşılığında şike yapabileceğini ima ederek zarf attığını görmüştüm.

Kardeşin fanatik Beşiktaşlıymış ama sen Galatasaraylısın. Bu nasıl oldu? Belli bir dönemden ya da bir futbolcudan mı etkilendin?

Aslında o nasıl Beşiktaşlı oldu, onu sormak lazım! Mahallede Ümit adında Beşiktaşlı bir arkadaşımız vardı, kardeşimi bir şekilde Beşiktaşlı yaptı. Şu an siyah-beyaz olmayan bir iç çamaşırı bile yok herhalde! Babam, annem, halam, dayım, hatta damat ve gelin bile Galatasaraylı. Özel bir nedenden sarı-kırmızılı renklere gönül vermedim yani ama daha iyi oldu. Mesela maç yaparken o Beşiktaşlı bir oyuncu olurdu, ben Galatasaraylı.

karagumruk-macIA-kopya

Şu an iki yaşında ama ileride çocuğunun tutacağı takıma karışacak mısın?

İstediği takımı tutabilir, tabii Fenerbahçe hariç! Futbolcu olmasını da çok isterim, bana değil de dedesine çektiyse olabilir!

Senin için unutulmaz bir Galatasaray maçı var mı?

Çok var ama Leeds United maçının yeri biraz ayrı. Karşılaşmanın kendisinden çok orada bulunmak enteresandı. O kuyruğa girmek, maçtan önce 9 saat statta beklemek… Daha önemlisi, Ali Sami Yen’de izlediğim ilk maçtı. İstanbul’daki bir akrabamız bilet alacağını söylemişti ama kuyrukta bekleyemediği için alamamış. Biletleri maç günü karaborsadan bilet satan bir polisten bulmuştuk. Düşünsene, polisten!

Başka maç anıların var mı?

Öğrencilik yıllarımda çevik kuvvet yeleğiyle maça girmiştim! Maçlara gittiğim arkadaşımla yine harıl harıl bilet ararken bir polis arkadaşım “Ben sizi sokarım” dedi. Arkada bekleyip yelekleri aldık ve içeri girdik. İçeride bir yerde bekleyip yelekleri bıraktıktan sonra maçı izledik. Böyle illegal tribün anılarımız da vardır yani!

Maçları nasıl izliyorsun? Başka birine dönüştüğün oluyor mu? Hiç olay çıkardın mı mesela?

Panama’da Acun Ilıcalı’nın ekibiyle reklam çekiyorduk. Süper Kupa finalindeki Galatasaray-Fenerbahçe maçını izliyoruz. Oradaki tüm arkadaşlar da Fenerbahçeli. Bir pozisyonda bağıra bağıra ekranın içine kadar yürüdüğümü hatırlıyorum! Arkamı döndüğümde herkes susmuş, bana bakıyordu. Bir gün de maç izlerken kayınvalidem denk gelmişti, o da ciddi anlamda ürkmüş! “Bu kadar sakin bir çocuk, nasıl böyle delirebiliyor?” demiş. Önceleri yenildiğimizde televizyon açmaz, ertesi gün gazete almaz, futbol konuşabilecek hiçbir arkadaşımın telefonlarına cevap vermezdim. Arada sırada hâlâ olsa da aştım bunları. Yaş ilerliyor tabii!

Ekran-Resmi-2016-09-27-15.21.49-1024x752

Galatasaray seni en çok ne zaman mutlu etti?

Gheorghe Hagi’nin oynadığı dönem, 16 dakika bekleyerek kazandığımız ve Süper Final saçmalığına rağmen şampiyon olduğumuz sezonlar benim için unutulmazdı. 2011-12 sezonundaki son maçı izleyememiştim. Hatta kaldıramayacağımı bildiğim için sızmak istedim, maç saatine kadar içtim ama nafile! İlk yarı bitmeden uyanmıştım ve kalan 45 dakika hayatımın en zor anlarından biriydi. Sonucu kardeşimden öğrenmiştim.

Kulübün şu anki durumunu nasıl buluyorsun? Transferler sana kombine aldırabildi mi?

Yok, yönetime tepki olarak almadım. Bunun transferlerle doğrudan bir ilgisi yok, Galatasaray’ı iyi yönetemediklerini düşünüyorum. Kulüp, Ünal Aysal dönemindeki duruşundan geri adım atıyor. Bu söylediğim sadece politik bazda değil, ezeli rakiplerin karşısındaki duruş da bunun içinde. Yönetim istifa!

Yurt dışında soyunma odası atmosferini çok iyi yansıtan filmler çıkarken, Türkiye’de başarılı örneğini çok göremedik. Sen bunu neye bağlıyorsun?

Biyografik, otobiyografik hikayelerde özgüven sorunu yaşıyoruz. Ünlülük, Türkiye’de halkla arana bir mesafe koymak gibi görüldüğü için, insanlar gerçek yüzlerini göstermek istemiyorlar. Hep bir gizlilik hali! Bunun yanında taraftarlığın futbolseverliğin önüne geçmiş olması da objektif işlerin yapılmasını zorlaştırıyor. Bir de futbol, çekim açısından çok kolay bir şey değil. Güzel bir şey çıkacak sanıyorsun ama çekilen çoğu sahneler tırt oluyor!

Bir filmde yer alsan hangi futbolcuyu oynamak isterdin?

Babamdan yola çıkarak bir teknik direktörün hikayesini çekmek istemiştim, belki ileride tekrar gündeme gelebilir. Mesela Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’da Erkan Can’ın rolü gibi bir karakter oynamak isterdim. O yüzden önümüzdeki maçlara bakacağız!

Birlikte maç izlediğiniz, şakalaştığınız oyuncu arkadaşların var mı?

Maçlara Burak Satıbol’la gidiyoruz ama takıldığım tek kişi Çetin Tankoç. O da Fenerbahçe, örneğin Başakşehir’e yenildiyse “Ne oldu yaa, sular mı kesildi?” boyutunda olur!

Bahiste iddialı mısın?

Yok, çok başarılı bir bahisçi değilim. Haftada bir, ayda bir, “Dur bakayım, bu hafta programda hangi maçlar varmış” diyerek cüzi miktarlarla oynarım ama onun goygoyunu yapmayı çok seviyorum.

Ekran-Resmi-2016-09-27-15.20.46-1024x685

Kupon yapma sürecinde neler oluyor? Nelere dikkat ediyorsun? Farklı ligleri takip ediyor musun?

Genelde favori takımlarıma oynarım. Liverpool, Barcelona, Milan, Borussia Dortmund gibi favori takımlarım var, uygun oranı (genelde 1.55 civarı) varsa bunlarla dolduruyorum kuponu. Bir keresinde Ankara’da aynı odayı paylaştığım bir arkadaşımla kupon yapmıştık, 1.500 lira gibi bir para kazanacaktık. Son dakikaya kadar gol bekledik, gol geldi çılgınlar gibi sevindik. Sonrasında hatalı oynadığımızı öğrenip yıkılmıştık.

Kazandığın en yüksek para neydi?

İki sene önce falan 300 lira almıştım. Kalabalık bir kupondu.

Uğur Uçar, sana benzerliği nedeniyle İşler Güçler dizisinde rol almıştı. Bu nasıl oldu? Siz de birbirinize benzediğinizi düşünüyor musunuz?

Uğur’la Twitter’da konuşmuştuk, ikimiz de “Beni sana benzetiyorlar” diye girdik lafa. Selçuk Aydemir’e “Böyle böyle bir şey var, kullanalım bence. Uğur oynar” dedim. Sonra geldi, bir bölüm oynadı. Güzel de oldu. Hâlâ ara sıra görüşüyoruz.

Bilgisayar oyunlarıyla aran nasıl?

El becerisi yüksek biri olmadığımdan hep strateji oyunları oynadım. FM’de Samsunspor olmadığı için Orduspor’la 16 sezon oynayıp Şampiyonlar Ligi’nde yarı final görmüşlüğüm var. Bir ay eve kapanıp çıkmadan oynamıştım!

Söyleşi: Çağatay Çelik

Galatasaray tutkunu Sadi Celil Cengiz röportajı,

Yorum Yaz