Menü İcon

Galatasaray'ın büyük abisi: Raşit Çetiner

Galatasaray'ın yıldızı “Baba” lakabına yükseldiğini yıllarını sanki daha dünmüş gibi bahsetti. Raşit Çetiner, Beşiktaş’a transferi neden yattı? Çalıştırmaktan en çok keyif aldığı takım hangisiydi? Çetiner'in bilinmeyenlerle dolu dünyası...

Röportaj Gazetesi

Galatasaray'ın büyük abisi: Raşit Çetiner

Sokaktaki, okul bahçesindeki en unutulmaz anınız hangisi? Neler yapardınız?

Florya doğumlu olduğum için bende anı çok! Florya o zamanlar çok güzel bir sahil kasabasıydı. Babam da amatör olarak futbol oynuyordu. Aynı zamanda dozer operatörüydü, top oynadığımız sahayı bize o yapmıştı.

İstanbul’da yaşadığınız için keşfedilmeniz zor olmamıştır…

Yaz aylarında yaptığımız turnuvaları yaklaşık 10 bin kişi izlerdi. Ben de kendimden yaşça büyüklerle oynar, kafa toplarını kimseye bırakmazdım. Kasımpaşa’yla oynadığımız bir hazırlık maçında amatör olmamıza rağmen yeni kurdukları takımı yenmiştik. Kasımpaşa’nın patronu da o zaman herkesin çekindiği Sultan Demircan. Maçı izlerken beni göstererek “Bu çocuğu istiyorum” demiş. Babam korkusundan beni hemen İstanbulspor’a gönderdi!

İstanbulspor’a gittiğinizde kaç yaşınızdaydınız?

16 yaşımdaydım. İstanbulspor o dönem bugünün 1. Lig’indeydi. İlk maçımda Sarıyer’e gol atıp Genç Milli Takım’a çağırıldım. Aslında daha önce de çağırmışlardı ama ailem “Önce liseyi bitir” dediği için gidememiştim.

Altyapı eğitiminizi nerede aldınız?

İstanbulspor’da aldım.

Ama doğrudan A takımda oynamaya başlıyorsunuz…

İşte İstanbulspor’da oynamak böyle bir şey! Tam bir eğitim yuvası. Oradan çok fazla futbolcu yetişmiştir. İki yıl oynadım ve çok şey öğrendim. İkinci senemde Genç Milli Takım’la 1975’te Avrupa dördüncüsü olduk. O dönemde hepimizi Beşiktaş istemişti.

Neden gitmediniz?

Kulüpler anlaşamamıştı, ben de Göztepe’ye transfer oldum. Amatör olarak oynuyordum o zaman ama takım günümüzün Süper Lig’indeydi. Oradan Kocaelispor’a transfer oldum. Şampiyonluğa oynayan önemli bir takımdı. Türkiye Kupası’nda yarı final oynamıştık, Trabzonspor’un üst üste şampiyon olduğu yıllarda onları yeniyorduk. Ben de attığım bir golden sonra talihimi çevirmiştim. Galatasaray o golden sonra beni çok istemişti. Sonra Ümit Milli Takım’ın kaptanlığını yapmaya başladım.

x_IMG_9657

Neden Fenerbahçe’ye transfer oldunuz?

Rahmetli Turgan Ece’yle anlaşmak çok zordu. Çok severdim ama gerçekten de zor bir insandı. Amatör olarak transfer olmamı istemişti. Beni yıllar sonra Galatasaray’a Alp Yalman transfer etti. Adından bahsederken bile ayağa kalkmak geliyor içimden. O kadar saygı duyarım.

Bundan önce Kocaelispor’da gol krallığınız var…

Hemen sonraki sezondu. Transfer döneminde beni ilk olarak Fenerbahçe istemişti ve söz vermiştim. Sonra Beşiktaş ve Galatasaray geldi. Beşiktaş’ın imkanları hepsinin önündeydi. Baba Hakkı, Süleyman Seba ve Sanlı Sarıalioğlu evime gelip babamla konuşmuştu. Fenerbahçe’ye söz verdiğim için kabul edemedim.

Galatasaraylı olduğunuzu neden hiç saklamadınız? O dönemde futbolcuların takım tutması anlayışla mı karşılanıyordu?

Yapacak bir şey yok. Fenerbahçe’de oynadığım için gurur duyuyorum. Galatasaray maçlarında çok önemli işler yaptım. Fenerbahçe de beni Raşit Çetiner yaptı. A Milli Takım’a orada seçildim.

Galatasaray’a transfer olmanız hayatınızda neleri değiştirmişti? Taraftarlar tepki göstermiş miydi?

Ali Şen, Fenerbahçe’ye başkan olduğunda takımı neredeyse tamamen değiştirmişti. Ben de Adana Demirspor’a gidecektim. Galatasaray’ın da Adana Demirspor’la ilişkileri iyi. Mukavele imzalamak için başkanın ofisine gittiğimde Alp Yalman’la karşılaştım. “Sana bir soru soracağım. Galatasaray’da oynamak ister misin?” dedi. “Başkanım, ben Galatasaraylıyım ama bu beyefendilere söz verdim” diye yanıtladım. “Sen ‘İsterim’ ya da ‘İstemem’ de sadece” diye üsteledi. Cevabım belli! Ertesi gün Galatasaray’dan “Hayırlı olsun” demek için aradılar. Fenerbahçe de transferimden kârlı çıkmıştı. Son derece medeni bir transferdi.

OIZKAN-1

Galatasaray’da mevkinizi değiştiren Özkan Sümer miydi?

Evet. Santrfor oynuyordum, sezona çok iyi başlamıştım, ilk maçımda iki gol attım ama sonra bir sakatlık yaşayıp 10 gün oynamadım. İlginç bir şekilde o sezon Galatasaray’da çok fazla santrfor vardı ve sakatlıktan yeni çıkmış biri olarak benim hiç şansım yoktu. Trabzonspor deplasmanında takım açıklandı ve ben sağ bek oynuyordum!

Bu değişiklik yapıldığında toy bir çocuk değildiniz ve gol krallığınız bile vardı. Zorlanmadınız mı?

A Milli Takım’da, Fenerbahçe’de bile hep santrfor oynamışken tabii ki zor geldi. Daha önce antrenmanda dahi beni bek denememişti. “Yapabileceğine inanıyorum” dedi. Oynadım. Hiç de sırıtmadım. Yan toplarda ve hava toplarında çok başarılı oldum. Bir gün orta sahada oynatıyor, bir gün sağ tarafta oynatıyor, bir gün santrfor… Türkiye Kupası’nı kazandığımızda stoper oynuyordum.

Milli Takım’da mevkiniz ne şekilde devam etti?

Galatasaray’daki değişiklikten sonra orada da değişti. Milli Takım’da hem uzun süre santrfor, hem de uzun süre stoper oynayan başka biri var mı bilmiyorum. Bu benim için çok önemli. Özkan Sümer beni iyi bir futbol bilgimin olduğuna; gücümle, kuvvetimle oynadığım her mevkide başarılı olacağıma inandırmıştı. Ben de söylediği hiçbir şeye burun kıvırmadım. “Adam tut” dediler, tuttum; “Gol at” dediler, attım; sağ bek, sol bek, orta saha, nerede istedilerse oynadım.

Mustafa-Denizli-Derwall-1024x677

Gol atmanın tadına vardıktan sonra egonuz geri çekilmeye nasıl el verdi?

Tatminle ilgili bir şey. Golü tek başına atmıyorsun, onu hazırlayan insanlar da var. Futbol bir takım oyunu. Kendimi hep “Çok iyi bir takım oyuncusuyum” diyerek tatmin ettim. Misyonum değişti. Sonra buna abilik misyonu eklendi. Santrfor değildim ama yan toplardan her sezon 6-7 gol atıyordum.

“Abi” sıfatını aldığınızda Galatasaray’da hangi gençler vardı?

Bülent Korkmaz, Metin Yıldız (Büyük Metin), Semih Yuvakuran, Köylü Yusuf (Altıntaş), Arif Erdem… Daha birçok isim var. Hepsi bizim zamanımızda büyüdü.

Yusuf Altıntaş’ı “Köylü Yusuf” olarak hatırlıyorsunuz ama o dönemde ikinize de “Rambo” lakabı takılmış…

Kocaelispor’da oynadığım dönemde genç takımdaydı. Köyüne gidemediği zamanlarda benim yanımda kalıyordu. O zamanlardan abisiyim. Yusuf’la Galatasaray’da çok iyi bir ikili olmuştuk. Gördüğüm en güçlü, kuvvetli oyunculardan biriydi. A Milli Takım’da da birlikte stoper oynuyorduk.

rasit-cetiner-2

Bir penaltı atışında kalecinin parmaklarını kırdığınız doğru mu?

Toplara çok sert vururdum ama abartmış olabilirler! Ben öyle bir şey hatırlamıyorum. Kolay bir iş değil. Kaleciye şaka bile yapılmaz, kürek gibi elleri var!

Penaltı konusunda nasıl uzmanlaşmıştınız?

Galatasaray’da oynuyordum. Erhan Önal bir penaltı kullandı, kaçırdı. Bir sonraki penaltıyı Yusuf kullandı ama o da kaçırdı. Öner, Fatih abi derken sıra bana geldi. Aslında gelmedi de, ben “Durun bakayım bi!” dedim. Cüneyt Tanman kaptandı, ben de ikinci kaptandım. Vurdum, gol oldu. Hakem penaltıyı tekrar ettirdi, yine gol oldu. Ondan sonra sakatlanıncaya kadar ben attım ve sadece birini kaçırdım.

Kendinize özel bir teknik geliştirmiş miydiniz, yoksa şans mıydı?

Kocaelispor’da başlamıştım buna. Herkes köşelere atardı, ben hep ortaya vururdum. Kaleciler diğerlerinden alışık olduğu için bir tarafa atlar, benimkiler gol olurdu. Tabii arada sırada kenarlara da vuruyordum ki özelliği kaybolmasın!

1983-84 sezonunda Mustafa Denizli ve Fatih Terim’le aynı takımdaydınız. Takımda nasıl bir güç dağılımı vardı?

O kadro, ligi çok uzun süre lider götürüp sonunda şampiyon olamamıştı. Mustafa abinin de, Fatih abinin de benim için yerleri özeldir. O sezonun efsane bir maçı vardır, hiç unutmam. Adana Demirspor’la bir sene önce bir maçımız vardı. Şampiyonluğa çok yakındık ve o maçı kazanacağımızdan neredeyse emindik. Çok gol kaçırdık ve sonunda 3-0 yenilerek şampiyonluk iddiamızı kaybettik. O gün “Seneye İstanbul’da görüşürüz!” demiştik çünkü inanılmaz bir performans çıkarmışlardı. Ertesi sezon Denizli ve Terim’le o maça çıktık. 9-2 kazandık. Ne kadar hırslandığımızı anla!

Fatih Terim ve Mustafa Denizli’nin farklı düşündüğü konularda kararlar nasıl alınıyordu?

Liderlik böyle bir şey işte. Herkes nerede duracağını, nerede müdahale edeceğini bilirdi. Hiç çatışmadılar. İkisi de birbirine saygı, diğer oyunculara sevgi duyardı. Sezon kupayla bitmese de huzurluyduk.

Arka tarafta oynarken ileri çıkıp hücuma katkıda bulunmanızı teknik direktörleriniz mi istiyordu, yoksa içgüdülerinizi mi dinliyordunuz?

Tamamen içgüdüsel. Bir gün Kadıköy’de Fenerbahçe maçına çıktık. 1-0 gerideydik. Yusuf sağ bek oynuyor, ben stoperim. Yusuf ortalıyor ve ben atağa çıkıp kafayla güzel bir gol atıyorum. Bu nasıl bir iş? Duran top değil, bir şey değil. Ne işim var orda? Teknik direktör olsam futbolcuma “Hop! Ne yapıyorsun? Yerine gel!” derim.

ALP-YALMAN-1024x576_1

Galatasaray taraftarından “Baba Raşit” lakabının ilk olarak ne zaman duydunuz? Nasıl aldığınızı düşünüyorsunuz?

Büyük Mehmet’ten (Mehmet Oğuz), Fatih abiden, Mustafa abiden öğrendiklerimle aldım. Fenerbahçe’de Mehmet abi babam gibiydi. Fatih abi de saha içinde ne kadar agresifse saha dışında o kadar örnek bir adamdı. Onun bu vasıflarını daha sonra kaptan olarak Cüneyt Tanman devam ettirdi. Sakinliğiyle çok sorun çözdü. “Baba Raşit” lakabı da bana takımı sahiplenmekten, içselleştirmekten geldi. Seyirci beni takımı için her yere koşan, kafasını gözünü yaran bir adam olarak gördü.

Kanamalı sakatlık geçirip oynamaya devam ettiğiniz çok maç oldu mu?

Çok! Bir gün Fenerbahçe’yle kupa maçı oynadık, 1-0 kazandık. O maç kardan dolayı daha önce iptal edilmişti. Sağ bek oynuyordum, Repcic’i oyundan attırmıştım. Cem Pamiroğlu ayağıma bir bastı, diz kapağımdan bileğime kadar çivili kramponla derimi parçaladı! Maçtan sonra bacağım mikrop kaptı ve davul gibi şişti. İki gün sonra Fenerbahçe’yle lig maçına çıkacağız. Jupp Derwall beni yanına çağırıp “Nasılsın?” dedi. “Herhalde oynayamayacağım” dedim. Ertesi gün bacağımı sarıp sarmalayıp idmana çıktım. “Ağrıyor” dedim. “Bence sadece ağrımıyor, sanki biraz korkuyorsun” dedi. Sonrasını hatırlamıyorum!

Maça çıktınız mı? Ne oldu?

Kafayla gol attım, Kadıköy’de berabere kaldık. Darbeden korumak için bacağıma sünger sardırmıştım. Bunlardan sonra da “Baba Raşit” olduk işte!

Galatasaray’ın şampiyon olduğu 1986-87 sezonundaki Samsunspor maçında bacağınız kırıldı ve futbolu bırakmak zorunda kaldınız. Böyle olmasa daha ne kadar oynamayı planlıyordunuz?

Kariyerim boyunca sadece tek bir ciddi sakatlığım oldu. Sık sık sakatlanan biri değildim ama çok ağlardım. Önce söylenir, sonra çıkar oynardım ve hakkını verirdim. Malum sakatlıktan önce A Milli Takım’ın kaptanı, Galatasaray’ın ikinci kaptanıydım; en önemlisi de performansımın zirvesindeydim. Galatasaray o sezonun sonunda şampiyon olmuştu ama ne zorluklarla! Hepsinin altından kalkmak için Cüneyt’le birlikte çok çalışmıştık.

Ani ayrılık, psikolojinizi nasıl etkilemişti?

Çok içimde kaldı tabii. Futbolda oynadıkça yaratıcılığınız artar ama ben o işin sefasını süremedim. Modern futbolu uygulamanın tadını almıştım ama daha sonucunu alamadan sakatlandım ve içimde ukde kaldı. Işık birden söndü ve elim ağzımda kalakaldım. Sakatlıktan sonra ameliyat oldum ve hemen takıma döndüm. Derwall bana Almanya’da çok yardımcı oldu, Mustafa Denizli dönmem için çok uğraştı ama olmadı. Hep bir umut vardı ama doktorum sonunda “Oynayabilirsen dünyanın en başarılı doktoru ben olurum!” demiş. Derwall yıkılmamam için bunu bana söylemedi. Kıkırdak sakatlığı tıbbın çaresiz olduğu bir konu, hâlâ da öyle.

AA_04590042815-1024x802

“Modern futbol” o dönem sizin için neydi? Derwall’le birlikte neler değişmişti?

Modern futbolun ilk adımlarını Iviç’le birlikte atmıştık. Topla yaptığımız çalışmalar, taktik antrenmanları… Derwall’le birlikte, çalıştığımız sahadan tutun da antrenmanda giydiğimiz trikoya kadar her şey değişti. Çabuk oynamaya, takım oyunu oynamaya başladık. Kaliteli malzemeler kullandık, çim sahada antrenman yaptık, tesislerimiz değişti…

Sizleri hızlandırmak için neler yapardı?

Düdüğü ağzından hiç düşmezdi. Çok sinirlenirdik. O ses sinirimizi bozardı. Sırf onu duymamak için hızlanırdık. Topla biraz oynasak çalardı düdüğü, kazandığımız topu rakibe bırakırdık. Sinirlenmez misin? Bir de maç içinde nabzını düşün! Biz de mecburen alışkanlıklarımızı değiştirdik.

Kariyeriniz boyunca kendinizi en çok ne zaman iyi hissettiniz?

Galatasaray camiası nasıl bir dönemde olursa olsun oraya hizmet ettiğim için kendimi hep şanslı hissederim. Şu an kongre üyesiyim, yakında Galatasaray Divan Kurulu üyesi olacağım. Bu benim için tarif edilemez bir gurur.

Hissettiğinizin aksine, Galatasaray hep futbolcularına karşı vefasızlıkla suçlanır…

Öyle bir şey yok. Bildiğim birçok eski futbolcuya büyük yardımlar yapıldı, hatta daha geçenlerde Galatasaraylılar Evi açıldı. Bu bence Galatasaray’ın değil, Türk futbolunun sorunu çünkü futbolcuların bir sendikası bile yok. Haksız mıyım?

Metin Kurt bunun için ömrünü harcadı…

Aynı şekilde antrenörlerin de yok mesela. Burada futbol çalışanlarının resmi bir yapısı yok ama dünyanın her yerinde var.

Sakatlığınızdan sonra sahalara nasıl döndünüz?

Alp Yalman “3. Lig’de çalışmanı istiyorum” dedi. Lisansımı almıştım ve Galatasaray’ın 3. Lig takımıyla çalışmaya başladım. Teknik direktörlük, yaşadığın ve gördüğün her şeyi kendi aklında süzüp uygulamaktır; ben de çalıştığım insanlar açısından şanslıydım. Mustafa abi beni yardımcısı olarak istemişti. İki yıl yardımcılık yaptıktan sonra Süper Lig’de Gaziantepspor’u çalıştırdım. Küme düşmek üzere olan takımı kurtarınca teknik direktörlükte işlerim hep yolunda gitti. 10 sene boyunca Ümit Milli Takım’ı çalıştırdım.

Türkiye şartlarında 10 yıl boyunca bir takımı çalıştırmak mucizeyken bunu milli takımlar gibi sirkülasyonun çok daha fazla olduğu bir yerde yapmıştınız. Bunu nasıl başardığınızı düşünüyorsunuz?

Herhalde yöneticilerimiz başarılı olduğumu düşünüp ayrılmamı istemedi. Gündüz Tekin Onay, Şenol Güneş, Mustafa Denizli, Ersun Yanal gibi çok değerli insanlarla çalıştım. Ben de ülke futboluna katkıda bulunmaktan gurur duyuyorum. 1999-2000 sezonunda Ümit Milli Takım’la Avrupa Şampiyonası finallerine gittik. Çok yetenekli oyuncularla çalıştım. Semih Şentürk, Fenerbahçe’nin PAF takımında oynuyordu ama ben diğer futbolcularıma rağmen hep Semih’i tercih ediyordum ve o da hep gol atıyordu. Sonra hem Fenerbahçe’ye, hem de A Milli Takım’a önemli katkı yaptı.

Kariyeriniz boyunca pişman olduğunuz neler yaptınız?

Pişmanlık duyduğum bir şey yok çünkü hep elimden gelen ne varsa yaptım. Ligde kalmak için oynayan takımları çalıştırdığımda ligde tuttum, şampiyonluk isteyene kupa kaldırttım, Ümit Milli Takım’da çok önemli nesillerin hocalığını yaptım…

En çok hangi kuşakla çalışmaktan zevk almıştınız?

1981-82 jenerasyonunu asla unutamam. Hamit Altıntop, Halil Altıntop, Tuncay Şanlı, Volkan Demirel, Servet Çetin, Selçuk Şahin, Okan Koç… Hepsi çok iyiydi.

Yanıldığınız futbolcular da oldu mu?

Tek hatam Hakan Balta’dır. O dönem sol bek olarak Mahmut Hanefi’yi tercih edip Hakan’ı geniş kadroda tutuyordum. Sonra Hakan öyle şeyler yaptı ki hatamı hep gözüme soktu!

Ümit Milli Takım’daki 10 yıllık yetiştiricilik tecrübenizi aktaramıyor olmaktan rahatsızlık duymuyor musunuz?

Kötü tabii ama kendimi iyi hissediyorum. Altyapılarda antrenörün misyonu yetiştiriciliktir, bununla övülürsün ama kaderin yarışmacılığınla çizilir. Bu doğru bir anlayış değil.

Her yaş grubunda bulunmuş, 65 kez milli olmuş bir futbolcu olarak en unutulmaz maçlarınız hangileriydi?

A takıma adım adım yükseldim. İlk kez 16 yaşımda çağırıldıktan sonra da sürekli olarak oynadım ve yine her yaş grubunda kaptanlık yaptım. Tabii ki unutamadığım çok fazla maç var. Mesela Avusturya’yla oynadığımız bir maça stoper olarak çıkmıştım. Teknik direktörümüz rahmetli Coşkun Özarı birden bire bana “Santrfora geç!” dedi. Ben de geçip iki asist yaptım! Maçı o asistler sayesinde çevirdik. Tabii unutulmaz mağlubiyetler de var. İngiltere’ye 8-0 yenildiğimiz maçta ben de vardım!

Söyleşi: Hilal Gülyurt

,

Yorum Yaz