Menü İcon

Rapçi Onur İnal'ın gözüyle futbol

Gündüz İngilizce öğretmeni, mesai bitiminde rapçi! Onur İnal’la, ya da bilinen adıyla Kayra, şarkılarında eksik etmediği Karabükspor’u ve futbolu tanımladı.

Röportaj Gazetesi

Rapçi Onur İnal'ın gözüyle futbol

Çocukluğunda takımını hayatının neresine koymuştun?

Karabük, sonradan inşa edilen bir şehir olduğu için güzel bir planlaması varmış. Bir dönem kültürel açıdan önemli bir yer tutuyormuş. Türkiye’de punk denince akla ilk gelen isimlerden olan Tunay Akdeniz, Karabük’te estiriyormuş!  Fabrikanın işçileri, takımı kendilerinin simgesi olarak görüyorlarmış. Başladıkları yeni hayatın umudu olarak gördükleri için bağlanmışlar. Çocukluğumda fabrika da, şehir de çaptan düşmüştü. Mecburen yüzümüzü Karabükspor’a çevirdik. O dönemin futbolcuları bana Hakan Şükür gibi, Aykut Kocaman gibi etki ediyordu, yolda gördüğümde süper kahramanla karşılaşmış gibi oluyordum.

Gittiğin ilk maçı hatırlıyor musun?

Babamla beraber teneke tribünündeydik. Siirtspor maçıydı. Pardösülü, büyük, ciddi adamlar, sigara içilebilen tribünler vs. Sonra yeşil sahayı o tellerin arasından gördüğün ilk an…

Futbolcu olmak gibi bir hayalin var mıydı?

Birkaç sene öncesine kadar rüyamda Karabükspor formasıyla gol atıyordum!

15 Mayıs 1994 belgeseli nasıl gelişti? Sen nasıl dahil oldun?

Kırmızımavi.org diye bir site açıldı, normal taraftar forumlarındaki basmakalıp durum yoktu. Sonra onlarla arkadaşlığımız ilerledi. Kafamda Zeytinburnuspor maçına bir şarkı yapmak vardı. “Böyle böyle bir belgesel yapıyoruz” dediklerinde ben de bir şarkı değil, albüm yaparım diye düşündüm. Şehrin o maç evresindeki tüm ruh halini anlatmak istedim.

O maçta tribünde miydin?

Maçtan önce şehir televizyonlarında hiç görmediğim bir şımarıklık vardı. Her zaman mütevazı olan İlyas Tüfekçi bile “Bu iş bitti, ligde kaldık” diye demeçler veriyordu. Maç günü inanılmaz bir kalabalık vardı, zar zor girdik. Kıpırdayacak yer olmadığından tuvalet ihtiyacımı tribünde gidermiştim! İlk golü yiyince herkes şoke olmuştu. Uzun süre gol bekledik. Skor 1-1’e gelince yere oturup kulaklarımı kapamıştım. 89’da 2-1 geriye düştüğümüzde statta çıt çıkmıyordu. Eve dönerken babamla hiç konuşmadık. Çocuktum, sokakta kaldım. Herkes doğal afet olmuş gibi davranıyordu!

Deplasman maçlarını nasıl takip ediyordun?

Yerel radyolar, şaşırılacak bir şekilde deplasmanların hepsine gidiyordu ve kesintisiz yayın yapıyordu. Maçı dinliyorsun, annen bakkala yolluyor. Apartman falan çok yok, hep iki katlı. Sokağa bir çıkıyorsun, vardiyası denk gelen işçiler atletle balkonda radyodan maçı dinliyor. Tüm sokak boyunca maçı dinleye dinleye bakkala giderdim.

Şarkılarında neden bu kadar çok futbol metaforu kullanıyorsun? Futbolun rap müzikle bir ilişkisi olduğunu mu düşünüyorsun?

Zeytinburnuspor maçı benim hayatımda önemli bir yer etti. Ağırbaşlılığı, mütevazılığı, büyük konuşmamayı kendime ders çıkardım. Bir de futbol özellikle erkeklerin bir araya geldiğinde etkileşimi en iyi kuracağı unsur. Bazen bir söz yazıyorum, o kadar soyut geliyor ki gözüme herkes anlasın diye mecburen futbolla ifade ediyorum onu!

Öğretmen ile rapçi olmak arasındaki çizgiyi nasıl tutturuyorsun?

İki hayatım arasında keskin bir çizgi yok. Ben konserden çıktıktan sonra metrobüse yetişmek için koşturan adamım.

Türkiye’nin taraftar pastasını Üç Büyükler götürüyor. Öğrencilerin Karabüksporlu olduğunu öğrendiğinde nasıl tepki veriyor?

“Karabükspor ne ya?” diyen de oluyor, “Florin Cernat size nasıl geldi hocam yaa, çok iyi topçuydu” diyen de! Karabükspor üzerine konuştukça rahatlıyorum çünkü bağımı kopardığım an mazimi kaybedecek gibi hissediyorum. Zaten ülke değişmiş, şehir değişmiş, çocukluğuna dair bir şey kalmamış; görsel hafızam çöplüğe dönmüş, geçmişle bağımı da koparırsam içimi fesatlık kaplayacakmış gibi hissediyorum.

Söyleşi: Çağatay Çelik

,

Yorum Yaz