Menü İcon

Prof. Dr. Şenol Durgun: Kopya Değil Türk Tipi Başkanlık

Başkanlık sisteminin teknik bir konu olduğunu ancak siyasal sistem arayışının salt teknik çalışmalarla halledilebilecek bir konu olmadığını söyleyen Şenol Durgun, Başka ülkelerin uygulamalarını kopya etmek doğru değil, birikimi gözardı edememeyiz dedi.

Röportaj Gazetesi

Prof. Dr. Şenol Durgun: Kopya Değil Türk Tipi Başkanlık

Başkanlık sisteminin teknik bir konu olduğunu, ancak siyasal sistem arayışının salt teknik çalışmalarla halledilebilecek bir konu olmadığını söyleyen Prof. Dr. Şenol Durgun, “Başka ülkelerin uygulamalarını kopya etmek doğru değil, birikimimizi gözardı edemeyiz. Kopya değil, Türk tipi başkanlık olmalı” dedi.

Başkanlık sistemi Türkiye'de yaklaşık 30 yıldır tartışılıyor. Başlarda daha çok entelektüel bir düzlemde gerçekleşen bu tartışma 2010 referandumundan sonra, ama özellikle de Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesini takiben güncel ve sıcak bir tartışma başlığı haline geldi. Aslında bu tartışma cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden sonra ortaya çıkan fiili bir durumun yasal bir zemine oturtulması ile ilgili. Ben de bu bağlamda sorularımı siyaset bilimci Prof. Dr. Şenol Durgun'a yönelttim. Mevcut sistemin sıkıntılı noktaları, Türk tipi başkanlık sistemi, parlamenter sistemden ilk sapmanın ne zaman yaşandığı ve konuyla ilgili merak edilen başlıkları konuştuk.

Hükümet sistemleri içinde, uygulanan modeller arasında, demokratik olma bakımından hangisi öne çıkıyor?

Demokratik siyasal sisteme sahip ülkeler içinde ana hatlarıyla üç model bulunmaktadır. Bunlar, başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistemlerdir. Parlamenter sistem bunlar arasındaki en eski modeldir. Hatta başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri, parlamenter sistem üzerinden kurulmuştur diyebiliriz. Bugün dünyadaki demokratik ülke uygulamalarını bu üç model üzerinden kategorize etsek de, çeşitli ülkelerde uygulanan modeller arasında farklılıklar görülmektedir. Yani ülkelerin ihtiyaçlarına göre uygulanan sistemde farklılıklar olabilmektedir.

Birikimimiz Gözardı Edilmemeli

Tek bir model olmadığı gibi mevcut modellerin ülkeden ülkeye uygulanışında farklılıklar görmekteyiz. Nasıl bir model uygulanmalı başkanlık sisteminde?

Demokratik ülkelerdeki farklı uygulamalara bakmak gerekiyor. Konu bu anlamda uzmanlık gerektirmekte ve teknik boyutu olan bir konudur. Ancak bu çalışma yapılırken nasıl bir siyasal kültüre, sosyolojik yapıya ve tarihsel birikime sahip olduğumuz göz ardı edilmemelidir. Yani siyasal sistem arayışı salt teknik çalışmalarla halledilebilecek bir konu değildir. Nitekim İngiliz tarzı parlamenter sistem, Fransız yarı başkanlık sistemi veya Amerikan başkanlık sistemi kendi tarihsel deneyimleri üzerine inşa edilmiş yapılardır. Dolayısıyla teknik çalışmalar önemli olmakla birlikte başka ülkelerde bulunan modeller ya da uygulamaları tıpatıp kopya etmemeliyiz.

Kendi Tarzımızı Geliştirmemiz Lazım

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk tipi başkanlık ifadesini kullanıyor. Siz bu Türk tipi başkanlık sisteminin oluşturulması ile ilgili neler söylersiniz?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tespiti prensip olarak doğru bir yaklaşımdır. Bizim kendi tarzımızı yaratmamız lazım. Kendi tarzımızı yaratmamız dediğimiz şey sadece bir kanun değişikliğiyle olabilecek bir şey değildir. Mevcut sistemi öncelikli olarak bir düzenlemeden geçirmemiz gerekiyor. Ancak başka ülkelerde kendi ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmuş düzenlemeleri aynen almak da bir çözüm değil. Geçmişte İsviçre'den medeni kanunu, Almanya'dan ticaret kanunu, İtalya'dan ceza kanununu vs. aldık ama bunların uygulamalarında sorunlar yaşadık ve bu düzenlemeler ülke yaşamında daima tartışma konusu oldu. Kendimize uygun bir sistem kurma meramını anlatmak için Türk tipi başkanlık sistemi tabiri uygun bir tabirdir. Sanırım Sayın Cumhurbaşkanı da kendimize özgü bir yapı istemini bu ifadelendirme ile beyan etmiş oluyor.

Oy isteyeceği için aktif olmak zorunda

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi de sistemde kendiliğinden bir değişikliği beraberinde getirdi. Bunun somut örneğini Cumhurbaşkanı Erdoğan'da görüyoruz. Bu doğal mı?

Cumhurbaşkanı halkın oyuyla (5+5 formülüyle) seçiliyor. Yani bir dönem halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı, eğer ikinci kez halk onu seçerse yeniden cumhurbaşkanı seçilebilme durumu var. Böyle bir yasal hakkı bulunan bir cumhurbaşkanı, ikinci kez seçilmek için siyaseten aktif olmak ve halka icrai anlamda bir şeyler söylemek durumundadır. Dolayısıyla mevcut Cumhurbaşkanlığı yetkileri, kendisini bir ikinci dönem seçtirebilmek için yeterli olmayacak ve yetkilerinin genişletilmesi talebini ister istemez doğuracaktır. Aksi halde mevcut yetkilerle etkili olamayan bir cumhurbaşkanının kendisini seçtirebilmek için halka söyleyebileceği bir şey olmayacaktır.

Önemli Olan Uygulama

Muhalefetin başkanlık sistemi eleştirilerinde tek adamlık ve diktatörlük söyleminin ötesinde bir argümana rastlanmıyor. Başkanlık sisteminde gerçekten de böyle bir risk var mıdır?

Başkanlık sistemi demokratik bir hükümet modelidir. Bu modelin uygulanmasında başarısız ülke uygulamaları gibi, başarılı uygulamalar da vardır. Başarısız ülke uygulamalarına bakarak bu modelin antidemokratik olduğu iddiasında bulunamayız. Aynı şeyi diğer demokratik sistemler için de söyleyebiliriz. Yani sistemin başarılı ya da başarısız olması ülkelerin uygulamasıyla ilgilidir, sistemle alakalı değil. Diğer bir ifadeyle hiçbir sistem tek başına bir değer ifade etmez; uygulamayla değer kazanır. Ayrıca bu tartışmalar ülkemizde sistem tartışmaları olmadığı zaman da yapılmış tartışmalardır. Nitekim bu tarz ithamlara demokrasi şehidi olan rahmetli Adnan Menderes de maruz kalmıştır. Çok partili siyasal yaşama geçişle birlikte halkın oyuyla gelen bir başbakan, demokratik yolarla iktidardan indirilemeyince, “yavuz hırsız ev sahibini basar” misaliyle diktatörlükle suçlanarak ve de anti demokratik yollarla iktidardan indirilmiştir.

Sistem değişmezse yeni sorunlara gebe

Selahattin Demirtaş'ın “Erdoğan'ı başkan yaptırmayacağız” açıklamasını bu bağlamda nasıl değerlendirirsiniz?

Maalesef biz siyaseti zihniyet/düşünce temeli üzerinden değil de siyasi aktörler üzerinden, kişilere endeksleyerek yapıyoruz. O zaman da bir arpa boyu yol alamıyoruz. Türkiye'de siyasetin sorunu şahıs sorunu değil, sistem sorunudur. Sistem tartışmaları Tayyip Erdoğan'dan önce de vardı, eğer bu sorunlar çözülemezse ondan sonra da var olacaktır. Yakın dönem göz önüne getirildiğinde bunu görmek mümkündür. Bunların en yakın olanı eski Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün seçimi döneminde yaşanmıştı. Bunu gidermek için referandum ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçimi, var olan sorunu çözüm için getirilmişti. Ancak bu düzenleme sistemde başka tür bir sorun ortaya çıkarmıştır. Bugün cumhurbaşkanı ile başbakan aynı siyasal geçmişten geldiğinden belki bu sorun çok iyi görülemiyor. İleride ola ki başka bir partiden cumhurbaşkanı veya başbakan olduğu zaman durum ne olacak? Yani, mevcut yapı ufukta başka sorunlara gebe olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu sorun Sayın Cumhurbaşkanı'nın şahsına indirgenerek konuşulacak bir konu değildir. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı da, "Bunu ben kendim için istemiyorum, ülke için istiyorum" diyor. Çünkü bu sorunun ileride başka tür krizlere yol açacağına inandığı için bunu söylüyor. Bunun için ülke siyaseti ile ilgili sorunlar konuşulurken, mümkün mertebe siyasal aktörler üzerinden konuşmamak gerekiyor. Aksi halde sorunlara çözüm üretebilme kabiliyetimiz daralmaktadır.

Yeni Anayasa Şart

Bu bağlamda Yeni anayasa ihtiyacı için neler söylersiniz?

Yeni anayasa ülkenin demokratikleşmesi ve siyasal istikrarın sağlanabilmesi için zorunlu bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin demokratikleşmesi süreciyle birlikte sivillerin bütün kesimleriyle hazırlayacağı bir anayasa şarttır. Böyle bir anayasa ile hukuka ve kanunlara bağlılık, sisteme güven tüm kesimlerin iştirakiyle yapıldığından çok daha kuvvetli olacaktır. Yani yeni anayasa, eğer başarılabilirse, devlete güveni de arttıracaktır.

Sistem 80'de saptı

Bizde sistem tartışmaları yeni değil. Sistem arayışının bizdeki tarihçesi hakkında neler söylersiniz?

Bizde sistem tartışmaları modernleşme sürecinden bu yana devam eden bir durumdur. 60 ile 80 arasındaki dönem klasik parlamenter sistemin özelliklerini barındırmaktadır. 80 darbesi ile birlikte parlamenter sistem ana hatlarıyla sürmekle beraber yarı-başkanlık sisteminden ilhamla cumhurbaşkanının yetkilerinin arttırıldığı görülmüştür. Bu durum parlamenter sistemden ciddi bir sapma olup, bir sistem sorunu ortaya çıkarmış ve cumhurbaşkanına sorumlu olmadığı yetkiler verilmiştir.

Amaç Devlet İçi Dengeydi

Başkanlık sistemi Özal döneminde de gündeme gelmişti. Özal neden başkanlık modelini gündeme getirmişti?

Rahmetli Özal sistemde yaşanan sıkıntıyı çok defa dile getirmişti. “Tokmak başkasının elinde, davul bizim sırtımızda” diye serzenişte bulunuyordu. Yani rahmetli Özal sistem içindeki atanmış kesimlerin ve yetki bakımından sorumsuz cumhurbaşkanının işlemlerinden hükümet olarak sorumlu tutulmalarından yakınmaktaydı. 1982 Anayasası ile getirilen cumhurbaşkanının sorumsuz yetkili olması durumu, günümüze kadar daima hükümetlerle cumhurbaşkanı makamı arasında sorunlar yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Zaten Cumhurbaşkanlığı makamına tanınan bu yetki, sistemin işlerliğini sağlamaktan ziyade devlet içi dengeleri muhafaza etmek ve bürokratik kesimin sistem içindeki konumu korumaya dönük yapılmıştı. Nitekim 367 garabeti bunun tipik bir örneğidir.

Söyleşi: Nil Gülsüm

Prof. Dr. Şenol Durgun,

Yorum Yaz