Menü İcon

Pierre van Hooijdonk: ''Fenerbahçe ile Trabzonspor taraftarı birbirinden nefret eder!''

Süper Lig'te Fenerbahçe formasıyla efsanevi gollere imza atan Hollandalı forvet Pierre van Hooijdonk, futbolculuk kariyerini ve teknik direktörlük planlarını anlatıyor.

Röportaj Gazetesi

Pierre van Hooijdonk: ''Fenerbahçe ile Trabzonspor taraftarı birbirinden nefret eder!''

NAC Breda sizi gençken yeterli bulmayıp göndermiş ancak daha sonra geri almıştı. Sizce neden böyle bir şey yaptılar?

Altyapıda orta saha oynuyordum ve 14 yaşıma geldiğimde beni yeterli bulmadıklarını söylediler. O yaşta bir çocuk için hayallerinin sona erdiğini duymak pek de iyi bir şey değildi. Aslında haklıydılar; zira takımdaki en iyi oyunculardan biri değildim. Yıllar sonra, 21 yaşımda beni yeniden aldıklarında forvet oynuyordum ve bir sürü gol attım. Çocukluktan beri desteklediğim, beni bir dönem yetersiz bulan kulübe dönüp öyle bir performans sergilemek harika bir duyguydu.

Pek göz önünde olmayan bir kulüpte forma giyerken Hollanda Milli Takımı’na çağırılmak nasıl bir duyguydu?

NAC Breda’da oynarken milli takıma çağırılan son oyuncuyum! İlk maçımda bitime 15 dakika kala sahaya girdiğimde içimden “Bu son maçım olsa bile umurumda değil!” demiştim. Kendimi bir taraftar gibi hissediyordum. “Aaa Bergkamp da burada, De Boer da var…” Clarence Seedorf da o maçta ilk kez milli olmuştu. Maçtan önceki akşam aynı odada kaldık. İnanılmaz bir fiziği vardı. Ben de gençken sürekli vücut çalışırdım ama onunki gibi bir fiziğe hiçbir zaman sahip olamadım! İşin ilginci, bir gün ona sorduğumda hiç çalışma yapmadığını söylemişti. 17 yaşındaydı ve tamamen doğal bir fiziğe sahipti.

1995 senesinde Celtic’e nasıl transfer oldunuz? İskoçya’ya gitmeden önce kulüple ilgili neler biliyordunuz?

Hollanda formasıyla ilk maçıma çıktıktan iki hafta sonra birçok kulüpten teklif almıştım çünkü artık uluslararası bir oyuncuydum. İmza töreninde de beni “Hollanda Milli Takımı oyuncusu Pierre van Hooijdonk” olarak tanıttılar. Celtic hakkında pek bir bilgim yoktu. Çocukken masaüstü futbol oyunları oynardım ve hep yeşil-beyaz çizgili takımı alırdım. Sanırım oradan bir aşinalığım vardı!

PA-1011134

Siz transfer olana kadar son altı yıldır kupa kazanamamışlardı. İskoçya Kupası finalinde galibiyeti getiren golü attığınızda bunu biliyor muydunuz?

Lig Kupası finalinde bir alt lig ekibi Raith Rovers’a yenilmişlerdi. Durumları gerçekten de içler acısıydı! Celtic forması giydiğim ilk maçta Hearts’a karşı harika bir gol atmıştım. O gol, bütün taraftara güven verdi. İskoçya Kupası finalinde başka bir alt lig ekibi Airdrie’ye karşı üzerimizde büyük bir baskı vardı. Kupayı getiren golü atınca taraftarın gözdesi haline geldim. Altı yıldır hiç kupa kazanamamış onca Celtic hastasının gözünde kahraman oluvermiştim. İnanılmaz bir duyguydu.

Paolo Di Canio ve Jorge Cadete’yle birlikte oluşturduğunuz üçlüye “Üç Amigo” deniyordu. Aranızda en çılgın kimdi?

Andreas Thom’u unuttunuz! Bizden daha sakin biriydi ama birlikte oynadığım en iyi oyunculardan biriydi. Jorge de müthiş bir santrfordu. Aklındaki tek şey gol atmaktı! İlk başta ceza sahasına daha fazla girmem söyleniyordu ama o geldikten sonra buna gerek kalmadı. Paolo’nun benim için özel bir yeri var. Her antrenman öncesi spor salonunda çalışırdı ve ben de onu gördükten sonra aynı şeyi yapmaya başladım. Sahada takımı adına elinden gelen ne varsa yapardı.

Celtic’ten ayrıldığınıza pişman mısınız?

Hayır. Fazla para kazanmıyordum ama oraya yeni bir heyecan bulmak için gitmiştim zaten. Sözleşmem biterken yenisini teklif ettiler. Maaşımı ikiye katlamışlardı ama yine de o seviyedeki oyuncuların aldığının yarısı kadardı. Milli takım hocam Guus Hiddink’e danıştım. Bana “1998 Dünya Kupası kadrosunda yer almak istiyorsan düzenli olarak forma giydiğin bir kulübe gitmelisin” dedi. Yani milli takım işin içinde olmasa belki kalırdım ama o turnuvayı ayrı bir heyecanla beklediğimden ayrılma kararı aldım.

PA-274829

Nottingham Forest’ı 1997-98 sezonunda Premier Lig’e çıkarırken 34 gol attınız. Kariyerinizin en iyi sezonu muydu?

En iyisi değildi ama gayet iyi bir sezondu. Ligden düştükten sonra takımı dağıtmadan devam ettik. O kadroyla Premier Lig’e çıkmasak sürpriz olurdu! Championship’te mücadele etmek ilginç bir tecrübe oldu ama benim için önemli olan, İngiltere’deki futbol ortamıydı.

1998 Dünya Kupası yarı finalindeki Brezilya maçında hakem Ali Bujsaim olmasa finale çıkar mıydınız?

Kesinlikle çıkardık! 15 dakika kala oyuna girdim, 10 kişiyle gerideydik. Patrick Kluivert’ın golüyle beraberliği yakaladık. Son anlarda Wim Jonk’un ortaladığı topa koşarken arkamdan biri beni çekti. Hakemin düdüğünü duyunca penaltı kazandık diye sevindim ama kendimi yere attığım için bana sarı kart gösterdi! O pozisyonun fotoğrafını hâlâ saklıyorum.

Forest’ta efsane mertebesine erişecek seviyede olmanıza rağmen neden greve gittiniz?

Aralık 1997’de PSV’den teklif almıştım ve ayrılmak istiyordum. Menajerimiz Dave Bassett’a bunu söylediğimde “Seni bırakamam. Premier Lig’e çıkmak istiyoruz ve en golcü oyuncumu satarsam taraftar beni affetmez!” dedi. Ben de sezon sonunda ayrılmak istediğimi söyledim. “Bizi Premier Lig’e çıkar, ben de seni satayım” cevabını verdi. Ertesi gün gazetede bir haber gördüm. Newcastle’ın benim için 7 milyon pound teklif ettiği ancak Bassett’ın “10 milyondan aşağı satmam!” dediği yazıyordu. O dönem benim için o parayı istemek, “Oyuncum satılık ama hiç kimse alamaz!” demek gibi bir şeydi! Bu olay üzerine futbol direktörümüz Irving Scholar’la konuşup ayrılmak istediğimi ve olayın maddi gerekçelere dayanmadığını söyledim ama o da herhangi bir şey yapmadı. Ben de “Peki, siz bana zarar vermek istiyorsanız ben de size veririm!” diyerek greve gittim.

fener-ek

O kararınızdan pişman mısınız?

Şimdi düşününce, açıkçası biraz daha bekleyebilirdim. Tabii beni yine satmayabilirlerdi. Herkes birkaç önemli oyuncuyu sattıkları için greve gittiğimi söyledi ama esas neden bu değildi. Kulüpler sırf oyuncuya maaş ödedikleri için onları istedikleri gibi kullanamaz! Antrenmana çıkmadığım için para cezası vermeleri umurumda değildi. Sadece o durumun çözüme kavuşmasını istiyordum.

İlk teknik direktörlük deneyiminde Jose Mourinho’yla birlikte Benfica’da çalışmak nasıldı?

İlginç bir tecrübeydi. Şu anki Mourinho’dan çok farklı bir profili vardı. O dönem benim için sıradan bir teknik direktördü ve harika bir ilişkimiz vardı. İleride bu kadar başarılı olabileceğini tahmin ettiğimi söylersem sizi kandırmış olurum ama çok farklı çalışma metotları olduğu ortadaydı. Barcelona’da görev yaptığı dönemden edindiği tecrübeleri çok iyi kullandığı anlaşılıyordu. Benfica’da fazla uzun kalmadı ama herkes tarafından sevilen bir teknik direktördü. Yeni bir başkan göreve gelince hem o, hem de ben ayrılmak zorunda kaldık.

Kariyerinizin en belirleyici anı hangisiydi?

2002 senesinde Feyenoord’la UEFA Kupası’nı kazanmak! Diğer yarı finalistlerin Dortmund, Milan ve Inter olduğunu düşünürsek gerçekten de beklenmedik bir başarı elde etmiştik. Dortmund’la oynadığımız finalde attığım iki gol de beni ayrıca mutlu etti.

Fenerbahçe’de oynadığınız dönemde yaşadığınız en çılgın olay neydi?

Rizespor maçından sonra başımıza korkunç bir şey gelmişti. Fenerbahçe ile Trabzonspor arasında ciddi bir rekabet vardır; iki takımın taraftarı da birbirinden nefret eder! Rize deplasmanında dönerken Trabzon’daki havaalanına Karadeniz kıyısından otobüsle gitmek zorundaydık. Yol bir hayli karanlıktı ve denizle aramızda sadece bir bariyer vardı. Aniden bir gürültü koptu. Şoför aracı kenara çekip aşağı indi. Sağdan soldan atılan tuğlalar nedeniyle camlar kırılmıştı. Yola devam ettik ama tuğla saldırısı bitmek bilmiyordu! Polis konvoyu sayesinde havaalanına ulaşabildik.

O dönem Alman kaleci Robert Enke’yle oynama fırsatı buldunuz. 2009’da intihar ettiğini öğrendiğinizde neler hissettiniz?

Benfica’da da birlikte oynamıştık. Yakın arkadaşımdı. Ailecek görüşürdük, eşlerimiz de çok iyi anlaşırdı. Fenerbahçe’ye gittiğimde takımı Christoph Daum çalıştırıyordu ve Enke’yi transfer etmişti. Sezonun açılış maçında iç sahada İstanbulspor’a 3-0 yenildik. Gollerin ikisinde şans yanında değildi. Birkaç gün sonra bana gelip “Almanya’ya dönüyorum. Şu an bir şey söyleyemem ama gidince seni arayacağım” dedi. Hemen hocama gidip durumu sordum. Bana Enke’nin psikolojik sorunları olduğunu söyledi ama yıllardır onu tanıyan biri olarak böyle bir izlenim edinmemiştim. Yıllar sonra televizyonda haberini görünce şoke oldum. Oturduğum yerde kalakalmıştım, gözyaşlarına boğuldum.

PA-514094

Robin van Persie’yle de Feyenoord’dan takım arkadaşısınız. Peki ona neden “Y..şak” dediniz?

Dünya Kupası’nda televizyon yorumculuğu yapıyordum ve kötü bir turnuva geçirdiğini düşündüm. İspanya’ya gol attı ama hiçbir zaman Manchester United’daki formunu sergileyemedi. Daha sonra bir röportajda beni eleştirdiğini duydum. Bana bu durum sorulduğunda da sinirlendim çünkü tamamen düşüncelerimi dile getirmiştim. O iyi oynadığını düşünüyor olabilir ama bence öyle değildi.

Kariyeriniz boyunca sorun yaratan biri olarak anıldınız. Bu etiketten memnun musunuz?

Öyle biri olup olmadığımı birlikte oynadığım, soyunma odasını paylaştığım kişilere sorun! Kibar olmadığımı söyleyebilirler ama bir an bile profesyonelce davranmadığımı söyleyeceklerini sanmam. Formasını giydiğim takımlar için daima elimden geleni yaptım. Zaten istatistiklerime bakarsanız herhangi birinin tatmin olmadığını göremezsiniz!

Teknik direktörlük planları nasıl gidiyor?

Türkiye’yi çalıştırırken Guus Hiddink’in yardımcılığını yaptım ve antrenörlük kursuna gittim. Şimdi önümde Pro Lisans kaldı. AZ Alkmaar’dan yardımcı antrenörlük teklifi aldım ancak doğru zaman değildi. Yakında bir şeyler yapabilirim.

Söyleşi: Fourfourtwo

Fenerbahçe'nin eski golcü forveti Pierre van Hooijdonk röportajı,

Yorum Yaz