Menü İcon

Peter Jackson'la, Hobbit Serisinin Son Filmi Hobbit: Beş Ordunun Savaşı Üzerine

Neredeyse 20 yıl süren Orta Dünya macerasının sonu geldi. ‘Hobbit’ yönetmeni Peter Jackson, Time Out Londra'dan Dave Calhoun'un ve son Hobbit filminde rol alan suç ortaklarının sorularını cevapladı.

Röportaj Gazetesi

Peter Jackson'la, Hobbit Serisinin Son Filmi Hobbit: Beş Ordunun Savaşı Üzerine

Neredeyse 20 yıl süren Orta Dünya macerasının sonu geldi. 'Hobbit' yönetmeni Peter Jackson, Time Out Londra'dan Dave Calhoun'un ve son Hobbit filminde rol alan suç ortaklarının sorularını cevapladı.

Peter Jackson'da hiç sinema sektörünün en güçlü isimlerinden biri havası var mı? Çekim yapmak için buluştuğumuzda üzerinde dolabının diplerinden çıkardığı besbelli, buruşuk bir gömlek vardı. Ayakkabılarından bahsetmeyelim bile - 'Sadece çekim yapacağımız için giydim bunları!' diyerek pek de ayakkabı meraklısı olmadığını afişe ediyor. Ama kimse sinema dünyasındaki ihtişamını yadsıyamaz: 53 yaşındaki bu Yeni Zelandalı, JRR Tolkien'ın 'Yüzüklerin Efendisi' ve 'Hobbit' kitaplarının sinemaya uyarlaması için Hollywood'un 1 milyar dolar bahşederek güvendiği adam. Şu ana kadarki filmlerin hepsi de gişede 1 milyar doların üstünde hasilat getirerek bu güveni boşa çıkarmadı.

Bu arada Peter Jackson fantastik dünyaları 'cool' yapmayı da becerdi ('Yüzüklerin Efendisi' ünlenmeseydi 'Game of Thrones' da olmazdı mesela). Yeni Zelanda'yı özel efektler geliştirme konusunda dünyaca ünlü bir nokta haline getirdi (fantastik dünya meraklılarının hayallerini süsleyen bir seyahat noktası olması da cabası). Jackson'ın başka bir keşfini de takdir etmek veya yermek gerek: Epik filmlerin sürece uzun olmasını da ona borçluyuz. Toplamda 'Yüzüklerin Efendisi' ve 'Hobbit' filmleri 17 saatin üstünde bir vakit çalıyor - üstelik bu daha da uzun 'Director's Cut' versiyonlarını saymadan yapılan bir hesap.

Bugün ise Jackson'ın hali harap. 'The Hobbit: The Battle of the Five Armies'in galası yaklaşırken buluştuğumuzda, filmi tamamlamak için canla başla çalışıyordu Jackson. Londra sınırlarında, Pinewood Stüdyoları'ndayız. Jackson'ın yakınlarda bir evi var ve gala öncesi oraya sığınmış. Soğuk algınlığıyla cebelleşiyormuş gibi derinden geliyor sesi, elinde bir fincan çay kanepeye bırakıyor kendini. Filmlerinde beraber çalıştığı oyunculardan gelen soruları sıralamaya başlayınca canlanıyor hemen. Sorgulayanları ise yakından tanıyorsunuz; Martin Freeman'dan (Bilbo Baggins), Andy Serkis'e kadar uzuyor liste. Onu beklerken yeni 'Star Wars' fragmanını izlediğimizi söyleyince ipucu vermememiz için yalvarıyor. Daha sonra izlemek için can atıyormuş meğer.

15 yıl önce ilk 'Yüzüklerin Efendisi'ni çekmek için Yeni Zelanda'ya gelmiştin. Bunca sene sonra son 'Hobbit' filmini tamamladıktan sonra bu yolculuğun sonunu bir partiyle kutlama fırsatı buldun mu?

Son rötüşları ancak bir hafta once tamamlayabildik. Günde 20-22 saat kadar, deli gibi çalıştık. Hatta son düzlükte uykusuz 40 saat aralıksız çalıştık. Ekibim vardiyalı olarak değişiyordu ama ben hep oradaydım. Ama ardından beyaz takım elbiseli bir adam geldi ve işimizi alıp götürdü. Hemen parti yapmak mı? Aksine, eve gidip uyudum!

Neticeden memnun musun?

Son üçlüden favorim. Her filmin ayrı bir havası var - hepsini aynı anda çekmiş olsam bile. Hepsinin bir kişiliği var, üç birbirine benzemeyen çocuğum varmış gibi. Aynı gen havuzundan besleniyor olabilirler ama hepsinin özellikleri farklı, aralarından gerilim filmi olan da bu oldu.

Ian McKellen (Gandalf) şunu soruyor: "Sence Tolkien'ın mirasçıları Florida'daki Harry Potter parkı gibi Orta Dünya temalı bir eğlence parkına izin verir mi? Verirlerse, tasarımcısı veya küratörü olmak ister misin?"

Cevapları çok büyük ihtimalle "hayır" olur. Böyle bir park görmek isteyeceklerini sanmıyorum. Aslında ben bir koleksiyoner olduğum için filmden kostümleri ve eşyaları saklıyorum, ama bir eğlence parkının kurulacağını hiç sanmıyorum.

Richard Armitage (Thorin Oakenshield) soruyor: "Pete, topladığın onca eşya arasından favorin ne?"

Favorim 1933 yapımı 'King Kong' filminden kalma original stop-motion canavar modeli. Yıllar once bir Christie's müzayedesinden almıştım, depoda duruyor. Böyle şeylerin olduğu bir koleksiyonum var, evimin dışında güvenli bir depoda tutuyorum onları, ziyaretçilerle de ufak turlar yapıyoruz. Bu modelin de baş tacı edildiği özel bir yeri var. Ziyaretçileri ise gerçekten bu eşyaların değerini bileceğini düşündüğüm insanlar oluyor, pek büyük bir kalabalık değil yani.

Bu koleksiyonu halka açmayı düşünüyor musun?

Önümüzdeki sene yapmak istediğim şeylerden biri de Yeni Zelanda'da bir film müzesi açmak. Sadece 'Yüzüklerin Efendisi' ve 'Hobbit'ten değil, başka filmlerden de eşyaların bulunacağı genel bir film müzesi açmak amacım. Yani sıradaki projem bir film değil, bu müze.

Ian McKellen tekrar soruyor: "Yeni Zelanda'yı terk etmen gerekse, en mutlu olacağın yer neresi olurdu?"

Hiç bilmiyorum. Belki İngiltere. İngiltere'ye gönlüm var aslında, annem-babam İngiliz zaten. Cevabın Amerika olmayacağı kesin: Amerika'dansa İngiltere'ye meyilli biriyim, İngiliz tarzı bir yaşam benim için çok daha cazip.

Martin Freeman (Bilbo) soruyor: "'Hobbit'in dizginlerini Guillermo del Toro'dan teslim almak zor bir karar mıydı? ['Pacific Rim' yönetmeni del Toro 2010 senesinde 'Hobbit'in yönetmenliğini bırakmıştı.]

Evet, zordu. Hiç planlarımızda yoktu. Guillermo filmleri çekecekti, biz de yapımcısı olacaktık. Fran [Walsh, Jackson'ın partneri, filmleri beraber yazdığı ortağı ve yapımcısı] ve benim planlarımızda başka filmler vardı. Guillermo'nun çok ilgi çekecek bir film yapacağından emindim. Ama Guillermo dışında kafamızda filmi teslim edebileceğimiz başka bir yönetmen yoktu. Bu yüzden benim devreye girmem en kolayı oldu.

Komik olan başa geçince çok mutlu olmam. Film yaparken en çok eğlendiğim dönem oldu, çok şey öğrendim. 'Hobbit' bir yönetmen olarak olgunlaştığım nokta oldu, bundan çok memnunum. Başka filmler yapmaya hazırım, moda girdim bile.

Stephen Fry (Göl Kasabası'nın Efendisi) "Ne zaman 'The Dam Busters'a başlıyoruz?" diye soruyor.

Başladık bile. Stephen ve ben senaryoyu epey once yazdık. 1950'lerdeki İngiliz İkinci Dünya Savaşı filmlerine bayılıyorum. Guillermo del Toro 'Hobbit'i yaparken yapmayı planladığım filmlerden biri de bu tarzdaydı. Önümüzdeki bir-iki sene içinde bu fikre geri dönmeyi planlıyorum. Mahsuru yoksa Stephen'a iletir misin bunu?

Evangeline Lilly (elf Tauriel) soruyor "Ayakkabı giymenin en kötü yönü ne?"

Normalde hiç ayakkabı giymem. Çok rahatsızlar, giymeyi hiç seviyorum. Ama sosyal dünyada, kırmızı halılarda, restoranlarda giymek gerekiyor. O kadar da asi değilim. Setler tehlikeli olabildiği için de giymek zorunda kalıyorum. Biri ayağıma bir şey düşürse başımıza bir sürü sigorta belası açılır sonra. Evangeline de set dışında ayakkabı giymeyen biri, yani yalnız değilim bu konuda.

Ayrıca "Dünyanın en iyi kulak memelerine sahip olmayı nasıl becerdin?" diye de soruyor.

Açıklamam lazım: Evangeline'in kulak memelerine masaj yapmak gibi garip bir huyu var. Sebebini kendisine sormanız gerek, ama benim kulak memelerime epey masaj yaptı. İtiraf ediyorum, hoş bir histi.

Filmlerini ne kadar çok insanın izlediğini düşünüp dehşete kapıldığın oluyor mu?

Tabii ki! Çok heyecan verici bir durum bu. Özellikle düşük bütçeli filmlerde yetişen, kısıtlı bir izleyici kitlesine alışmış biri olarak çok heyecanlandırıyor beni. Başka bir ülkeye gidip etrafıma bakındığımda filmlerimden birinin posteriyle karşılaşıyorum ve kendime soruyorum "Buradaki insanlar gerçekten benim filmlerimi mi izliyorlar?" diye. Buna alışmak pek kolay değil. Ama böyle dev kitleler için film yapamazsın, filmleri kendin için yapman ve başkalarının da içgüdülerine güvenmesini beklemen gerek.

Stephen Fry herkese 'Bad Taste' (1987) ve 'Braindead' (1992) dönemlerindeki canını dişine takarak çalıştığın zamanları anlatmanı istiyor. Böyle mütevazı dönemleri özlüyor musun?

Belki tam olarak doğru değildir ama 'Hobbit'i yapma şeklim diğer filmlerinden çok da farklı gelmiyor bana, bu sebeple de mumla aramıyorum eskileri. Stephen eski günlere de tanık olmuş olsaydı benzerliğe çok şaşırırdı. Bütçelerin ve sorumlulukların artmasıyla risk de büyüdü tabii, ama Stephen 'Braindead' setinde olsaydı eminim gördükleri çok tanıdık gelirdi. Ortamdaki hava 'Hobbit'ten pek de farklı değildi.

Andy Serkis (Gollum) soruyor: "Tarihten, edebiyattan, sinemadan veya popular kültürden bir diktatörle karşılaşıp onu alaşağı etme fırsatın olsa kimi seçerdin?"

Çok zor bir soru. Tabii ki Hitler listenin başını çekerdi. Bu sorunu büyümeden halledebilseydik eminim dünya şu an çok daha güzel bir yer olurdu. Ama açıkçası bu üzerinde pek de düşündüğüm bir konu değil. Bu soru benden çok Andy'nin nasıl biri olduğunu anlatıyor olmalı. Sorduğuna gore üzerinde epey düşündüğü bir durumdur.

Sence 'Yüzüklerin Efendisi' ve 'Hobbit' sinemadan beklentilerimizi değiştirdi mi?

Bilmiyorum, bu soruya cevap verebileceğimi sanmıyorum. Umuyorum ki bir gün, takdir edilesi bir yönetmen bana gelip "Yedi yaşındayken 'Yüzüklerin Efendisi'ni izledim ve senden ilham alarak sinemayı seçtim." gibi bir şey der. Ben de 'King Kong'da oynayan Fay Wray ile tanışma fırsatı bulmuştum. 90 yaşlarındaydı, hayatını kaybetmeden kısa bir sure önceydi. Sinemacı olmamın sebebinin 1933 yılında çektikleri o film olduğunu söylemiştim. Garip bir deneyimdi.

Steven Spielberg, James Cameron gibi dünyanın en büyük film üreticileri tavsiye için sana geliyor. Nasıl bir his?

Şanslıysanız erişebileceğiniz mertebelerden biri: Büyürken hayranlık duyduğunuz insanlarla çalışabilmek. Steven'a söylediğim gibi mükemmel bir yaştayım. 'Jaws' izleyip de suya girmekten korkan 12-13 yaşlarındaki çocuklardandım. Sahil yakınında yaşıyorduk ve aylarca yüzmeye giderdik. Ama 1974 Noelinde 'Jaws'ı izleyince hayatım mahvoldu! Steven ve Jim Cameron gibi insanları tanıyınca anlıyorsunuz, onlar da benden pek farklı değil. Hepimiz büyük çocuklar gibiyiz.

Benedict Cumberbatch (Smaug'un sesi) cevap istiyor: "Soru sorulmasından gına geldi mi?"

Henüz gelmedi. Yeni 'Hobbit' ile ilgili ilk röportajım bu. Ama eminim iki hafta sonra, galadan ve tüm karmaşadan sonra bu soruyu sorsan cevabım "evet" olur.

Benedict'ten bir soru daha: Hayatta en gurur duyduğun şey ne?

Bu tarz sorulardan nefret ediyorum. En çok insanları eğlendirmekten gurur duyuyorum. Neticesinde yaptığım iş de bu. Eğlence sektörünün içindeyim ve bunun pek de dramatikleştirilecek bir tarafı yok. İnsanları eğlendirmek zorundayım, zaten bundan da büyük zevk alıyorum. Warner Brothers da benden insanları eğlendirmemi bekliyor, aksi takdirde para kaybederler. Ama şahsen gurur duyduğum taraf insanların hayatlarından, stresten kaçıp bir-iki saat boyunca eğlenebilmesi. Tabii benim filmlerimde bunun süresi üç saat oluyor!

Gelmiş geçmiş en başarılı serilerden birini tamamladın, hayattaki amaçlarından birine eriştin. Sırada ne kaldı?

Üzerine düşündüğüm şeylerden biri de eğlence sektörünün geleceği. Bundan 100 yıl sonra nasıl olacak? Hiçbir fikrim yok. Sanal gerçeklik, zenginleştirilmiş gerçeklik gibi şeyler ilgimi çekiyor. Bir kulaklık takıp başka bir dünyaya girdiğin bir sanal gerçeklikten bahsetmiyorum. Daha çok bir gözlük takıp, kapıdan dışarı adımını atıp, etrafta yürüyen zombiler gördüğün bir şey. Elinde plastik bir tabanca var ve onları avlıyorsun mesela. Bunun gibi şeyler ilgimi çekiyor. Bundan 10 yıl sonra her yerde görürüz böyle şeyleri. Oyun değil, henüz daha var olmayan bir çeşit eğlence. Beyin hücrelerim şarj olduğunda zihnimi böyle bir şeye odaklamak istiyorum.

Söyleşi: Dave Calhoun

,

Yorum Yaz