Menü İcon

Paul Auster: ''Trump'tan daha önemli mesele 'İfade Özgürlüğü'

Paul Auster: ''Trump'tan daha önemli mesele 'İfade Özgürlüğü'

Paul Auster için sıradan bir cumartesi sabahı...  ‘Townhouse’ olarak bilinen üç katlı müstakil evinin giriş katında yalnız; sessiz, derli toplu ve düşünceli oturuyor.  New York Times’ın hafta sonu baskısını, çoktan satır satır okumuş.  Röportajı bekliyor.

“Bitiremeden öleceğim” korkusuyla yazımını üç yılda bitirdiği, önceki romanlarına benzemeyen, bir karakterin doğumundan yetişkinliğe kadar olan çağını dört farklı anlatıcının ağzından aktaran, yaklaşık 900 sayfalık mavi ciltli romanından birkaç kopya, kızı Sophie’nin yeni albümüyle yan yana, mutfaktaki küçük sehpanın üzerinde.  Göz nezlesinden, Brooklyn’e dikilen gökdelenlerden, Trump’tan, edebiyatı ve son kitabı hakkında sert yazılar yazan eleştirmenlerden şikâyetçi. Bir elinde mendil, diğerinde e-sigarası, sakin bir tonda konuşmaya başlıyor...

Henüz Trump şokunu atlatamamış görünüyorsunuz...

- Endişeli ve kaygılıydım. ABD halkının büyük bir kesimi Hillary Clinton’a ısınamadı bir türlü. Ona karşı nefret beslediler hatta. Bu yüzden yarışa ciddi bir dezavantajla başladı. Basın, en başından beri açığını aradı. Zaman zaman suçladı, hatta şeytanlaştırdı. Milyonlarca demokrat seçmenin, daha Cumhuriyetçilerin adayı ortada yokken bile Hillary’ye oy vermeyeceği belliydi. Seçimin seyrini Trump sempatizanlığı değil Hillary nefreti değiştirdi. Üstüne, cinsiyetinin dezavantajını tahmin ettiğinden daha çok yaşadı. Amerikalı, beyaz kadın seçmenin yüzde 52’si, bütün seksist, hatta kadını aşağılayıcı söylemlerine rağmen Trump’a oy verdi. Kulağa gerçekleşmesi imkânsız bir oran gibi geliyor ama oldu; gerçek bu.

,

Yorum Yaz