Menü İcon

Özlem Gürses: ''Evden kaçmış bir kızım ben''

Özlem Gürses: ''Evden kaçmış bir kızım ben''

KİTAPTAKİ KATILIMCILARDAN NELER ÖĞRENDİM?

Cem Yılmaz: Kafasındaki başarı normları çok farklı. İnsanlara, “işini severek ve iyi yap” kriteri üzerinden bakıyor. Yetenekle-yapabilmek arasındaki ilişkiyi şahane anlattı! Sonuçta, ne yazık ki her hayal ettiğini beceremiyor insan. Bir de evliliği konusunda söyledikleri ilginçti. “Ben, boşanmayı başarısızlık olarak yaşadım!” dedi…

Muhtar Kent: Hiç Türk gibi değil! Dünya vatandaşının tam karşılığı. Zaten her işini kendi yaparmış, tamirat, alışveriş, bavul taşıma vs. 11 yaşında evden çıkmış, hep yatılı ve uzakta okumuş. En üzüldüğü bu. “Annemi ve babamı tanımıyorum çok!” diyor. Alıp satmak zorunda kaldığı şirketleri, kaçırdığı iş fırsatlarını anlattı. Ama bana en ilginç gelen hiç kendi işini kurmayı düşünmemiş olması…

Cem Boyner: Yeni Demokrasi Hareketi’ni anlattı, ilk defa bu kadar açıklıkla… Pişman değil ama “Bir daha asla!” diyor. Siyaset defterini hiç açmamak üzere kapatmış. Çocukken pilot olmak istiyormuş. Sadece o değil, Arda Turan ve Abdülkadir Konukoğlu da! Sanırım uçmak aslında özgür olmak. Ve hepimiz bunu hayal ediyoruz galiba çocukken…

Zeynep Bodur Okyay: İnanılmaz bir baba-kız hikayesi. Zeynep hep babasını aşmak için tırmalamış yıllarca… Bir gün odasına hışımla girip şu soruyu sormuş, “İşin mi, ben mi?” Ve ne yazık ki bir cevap alamamış. İbrahim Bey öldükten sonra odasını toplarken bulduğu mektupta almış cevabı. Zeynep’e yazılmış bir mektup. Çok dramatik anlattı, ağlayarak, ben de öyle dinledim. Biliyor musun -biliyorsun tabii ki!- bu ülkede herkesin babasıyla bir meselesi var. Kitaptaki herkes babasını anlattı hikayesini anlatırken. Bu da mı tesadüf?

Ali Sabancı: İlk defa bu kitapla tanıdım ben kendisini. Bayıldım! Sürekli kendini dönüştürme derdinde, hep yeni düşünceler, yeni açılımlar… Şahane! O kadar açık ve şeffaf ki… Kendisiyle dalga geçebilen, komplekssiz. Çok sevdim Ali Sabancı’yı. Ve ona minnettarım, kitaba katkısı inanılmaz. Eşiyle ilgili anlattıkları de çok etkileyici idi. Vuslat Hanım’ı, olağanüstü güzel anlattı. Ve tabii bir koca holdingi bırakıp gitme hikayesini…

Abdülkadir Konukoğlu: Oğlum Uzay’ın bu kitapta Reis diye hitap ettiği tek kişi! Fotoğrafına bayıldı Uzay, Muhsin nefis çekmiş hakikaten! Küçükken helikopter yapmayı denemiş kendisi. Büyük bir imparatorluğun sahibi. 3 özel jeti var, Türkiye’nin ilk 10 zengininden biri. Yat imalatı işinde büyük para batırmış. “Kadınlar işyerinde daha sadık” diyor, “Kolay bırakmıyorlar, pes etmiyorlar, vazgeçmiyorlar!” “Gaziantep’te başardınız, ABD’de de başarır mıydınız?” sorusuna “Evet” dedi, cesareti enteresan.

Hanzade Doğan Boyner: Ne kadar titiz biriymiş, onu da ilk bu kitapta tanıdım. Fotoğraflarını iki kere çektik, beğenmedi. Çok akıllı, çok yaratıcı. Dünyayı iyi takip ediyor, çok da çalışkan. E-kolayın nasıl kapandığını anlattı. Bir de babasından habersiz üniversite sınavını nasıl boş bıraktığını! Oyunculuk dersleri almış NY’ta… ama devam etmemiş. Çok istemiş oysa ki. Zaman içinde nasıl değiştiğini anlattı, eskisi kadar hırslı olmadığını, çalışırken bir anlam aradığını…

Mustafa Denizli: Âşık oldum ben ona! Zarafeti, bilgeliği, derinliği, sükuneti… Acaip etkilendim. Çok da yakışıklı, hala. Altay’da önce, “Senden futbolcu olmaz!” demişler. Ama sonra büyük pişman olup, “Geri gel!” diye yalvarmışlar neredeyse. Egosundan nasıl tamamen vazgeçtiğini anlattı. Ve yine o da, babasını…

Hüsnü Özyeğin: Değişik biri. Kolay açılmıyor… Tamamen iş jargonuyla konuştu, kalbini göremedim pek. Fakat işi müthiş anlatıyor! Hayatı iş. Çok sade. Her şeyi. Kılığı kıyafeti, iş merkezi, mobilyalar, çalıştığı insanlar… Turkcell fikrini nasıl kaçırdığını anlattı. Bir de Rusya’da üzerine para koyarak sattığı bir şirketi!

Arda Turan: Ne çok seveni ve ne çok nefret edeni var bu çocuğun! Hayatını değiştiren bir kitaptan söz etti, o bölüm enteresan. Ve ne yaparsa yapsın ‘topçu’ kalmaktan! Tabii Arda’nın da bir baba hikayesi var, o da çok duygusal…

,

Yorum Yaz