Menü İcon

Gücün ve şöhretin adamı: Osman Sonant

Gücün ve şöhretin adamı: Osman Sonant

Dizideki tüm karakterler, bazı yönleriyle çok uç da olsalar, puzzle gibi bir bütünün parçalarını oluşturuyorlar aslında. Peki, Sadık Murat Kolhan’ın bu denklemdeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Dediğiniz gibi, bütün karakterler çok uçta duyguları olan karakterler ve bu, bütün oyuncu arkadaşlarım için de benim için de çok büyük bir oyun keyfi anlamına geliyor. SMK, sıradan bir iş adamı ya da medya patronu değil; o da aşkın, tutkunun ve kendine has bir hayat matematiğinin peşinde. Gücüyle yapamayacağı şey yok ama gücü değil zekası ve duygularıyla yapmak istiyor yapacağını. Karanlık bir tarafı var bir de tabii ki ve o karanlık taraf beni çok cezbediyor çünkü alacalı bir karanlık onunki. Işık nerede başlıyor, gölge nerede giriyor çıkıyor belli değil. O yüzden puzzle’ın ortalarında, hem her rengi ve deseni içeren hem de ayırt edilmeyen bir parça.

Karaktere hazırlanırken üç kitabı da okudunuz mu? Sadık Murat Kolhan’ın en etkileyici ve en zayıf taraflarının neler olduğunu düşünüyorsunuz?

- Valla okuyamadım daha hepsini, sadece bir özet okudum ve karakterle ilgili bilgi aldım. Dizi bitince okuyacağım o yüzden çok az bilgim var kitaptaki akışa dair. Bu da karakteri kurmak konusunda daha çok heyecan veriyor bana. SMK’nın en etkileyici yönü, fotoğrafa en geniş haliyle bakıp geneli görme becerisi, pratik zekası, olgunluğu ama buna rağmen Özge’ye karşı tuhaf zaafı, bunun farkında olması ve buna zaman zaman teslim olmayı göze alması bence…

Dengenizi çabuk kaybeder misiniz? Canınızı sıkan olaylara çabuk sinirlenir ya da tepki verir misiniz?

- Çabuk sinirlendiğim zamanlar oluyor maalesef, duygusal kontrolümü kaybettiğim de oluyor. Üstünde çalıştığım bir konu bu, tam anlamıyla çözebilmiş değilim ama umudum var.

Sektöre ilk adımı tiyatroyla attığınızı biliyorum. Peki, günümüzde tiyatronun hala önemini koruduğuna, toplumu eğitme görevini taşıdığına inanıyor musunuz?

- Bence tiyatronun eğitmekten ziyade farkındalık yaratmak gibi bir fonksiyonu var. Eğitim görevi bence hiçbir zaman yoktu ve olmamalı da ama farkındalık yaratıp bakış açısı kazandırabilir. Fakat asıl görevi eğlendirmek ve hikaye anlatmaktır. Eğlenceden kastım kişiye göre değişir, ruhsal ve derinlerde bir entelektüel eğlence olabildiği gibi anıra anıra güldüren ya da şarıl şarıl ağlatan bir eğlence de olabilir bu. Türkiye’de ise şu an her türlü ihtiyaca yönelik tiyatro yapılmakta ve meraklısı hiç de az değil.

Bugüne kadar mesleğinize dair aldığınız en iyi tavsiye neydi?

- Konservatuvardaki hocam Engin Uludağ’ın tavsiyesi, bir rolü kabul edip etmemek üzerine yaptığı tatlı bir tavsiye… Demişti ki; ‘Evlenip yuva kurmayacaksın rolle, oyna gitsin.’

,

Yorum Yaz