Menü İcon

Gücün ve şöhretin adamı: Osman Sonant

Gücün ve şöhretin adamı: Osman Sonant

Aklından taşan gözlerinden okunuyor. Adımları adeta yerde yankı yapıyor. Hem hayatta hem oyunculukta ‘gerçek’ insan bulmak hazine keşfetmek kadar ‘gerçek dışı’ bir hal almışken, Osman Sonant bunun aksini sadece var olarak kanıtlıyor.

Tam beklemekten vazgeçiyorduk ki girdi kapıdan içeri...
3-5 bölümü zar zor devirip apar topar kaldırılan diziler devrinde ilaç gibi gelen Fi’nin çekimleri malum son hız devam ettiğinden, nam-ı diğer Sadık Murat Kolhan’ı setten koparıp bizim sete getirmek kolay olmadı elbet. Ancak o günün kendi içinde sakladığı bir metafor vardı; tam diziler bitti derken Fi de aynen böyle girdi hayatımızdan içeri, aniden. Tıpkı, izleyiciler ‘Ah, nerede o eski oyuncular’ şeklinde nükseden nostaljik yakınmalar kıvamına gelmişken, yerden yükselen Osman Sonant gibi... Çok kitap okuyanlara olur bu, gerçek hayatın içinde bir roman karakteriyle tanışma beklentisi... Osman Sonant’ın canlı versiyonunu görmek de duruşu, ses tonu, yürüyüşü ve bakışları ile başlı başına özenle yazılmış çizilmiş bir karakterle karşılaştığıma ikna olmamı sağladı. Geri planda durmayı ve kalmayı seçerek esas adam olabilmek, hayatta her işin hakkını ve beklenenden fazlasını vermek, kendini her defasında sıfırdan yaratmak en açık söylem şekliyle her babayiğidin harcı değil. Osman Sonant has ve öz oyunculardan. Hikayesinin başlangıcını merak edenlere ise kısa bir özet geçeyim; lise son sınıfa giderken derslerden kaçmak için girdiği tiyatro kulübüyle yola çıkıp onun deyimiyle ‘işi sonradan ciddiye bindiren’ ve bugün mesleğine olan sevgisi, saygısı ve tutkusu ile canlandırdığı karakterleri besleyerek güçlendiren güçlü bir oyuncu. Sektöre adım attığı ilk günden itibaren, sadece fiziksel güzellik ile kolay yoldan şöhreti yakalayan güruhun aksine bu işin ustalık, emek ve özsaygı gerektiren bir iş olduğu bilinciyle ilerliyor. Leyla ile Mecnun ve Beş Kardeş gibi çok seyredilen dizilerin yanı sıra Pandora’nın Kutusu gibi bol ödüllü ya da Kırık Kalpler Bankası gibi ses getiren festival filmlerinde yer alan başarılı oyuncu eskiye de özlem duymuyor değil. Zira bugün onu tiyatroya dair en çok heyecanlandıranın, bir gün tekrar yapmak isteyebileceği duygusu olduğunu söylüyor. Tüm bunlar bir yana, Osman Sonant, karizmatik kelimesinin ayaklanmış, vücut bulmuş hali adeta. Bazı insanlar vardır ya onları sadece izlemek istersiniz, neyi neden ve nasıl yaptığını asla sorgulamadan, her sözünü ve her hareketini koşulsuz kabul ettiğiniz, tek bir bakışıyla isterse size dünyaları verip isterse de o dünyaları sizden olduğu gibi geri alabilecek güce sahip o insanlar... Fi’yi izlerken Sadık Murat Kolhan için bunları düşünmüştüm belki ama Osman Sonant ile tanışınca da aynen bunları düşünmeye devam ettim. Üstelik fazlası da var; o gerçekten güler yüzlü ve eğlenceli biri. Enteresan olan içtenliği her halinden okunan bir adamın esprili ve komik yanına da oldukça hızlı alışıyor olmanız. Hatta gülümsemesinin insan üzerinde öyle bir etkisi var ki, sanki hiç beklenmedik bir doğa olayına tanıklık ettiğinizi hissediyorsunuz. Elbette bunun en büyük nedeni, keskin ve gizemli bakışları ile gülen bir yüzün yarattığı tezat diyebiliriz. Son olarak, kendisinin evli ve Mercan adında dünyalar tatlısı bir kız çocuğu sahibi olması da güven emsali oluşturan adımlarının arkasındaki gücü anlatmaya yetiyor. Anlayacağınız, o gün kendisini beklediğimize fazlasıyla değdi. İşte, bu gerçeğin en sağlam kanıtları...

Uzun zamandır diziler gerçekten can çekişiyor, üç bölüm sonra kaldırılanlar bile oluyor. Sizce, Fi hangi yönlerden izleyiciyi bu kadar kendine çekmeyi başardı?

- Bence, Fi’nin bu kadar ilgi çekmesinin en önemli sebeplerinden biri, televizyonda görmeye alışmadığımız bazı karakterleri hikayesinde barındırması. Ayrıca görüntü, sanat çalışması ve reji dili, hikayeye cuk uyan oyuncu seçimleri, otosansürsüz bir anlatım biçimi, aşksa aşk, erotizmse erotizm, içkiyse içki, tutkuysa tutku, nefretse nefret ve detaylar… Şeytan ayrıntıda gizlidir!

Sadece internet üzerinde yayınlanacak bir dizi projesinde yer almak konusunda tereddütünüz ya da çekinceleriniz oldu mu?

- Aslında televizyona olacak deselerdi daha çok tereddüt ederdim çünkü televizyonların durumu malum. Burada daha özgür bir ortam var ve herkes mobilde yaşıyor artık. Sabit bir saat ve bir kanal sınırlayıcı oluyor. Bu değişim işimize geldi bizim, tabletinden, telefonundan bizi izleyen babaanne fotoğrafları dahi gördüm. İş kulaktan kulağa yayıldı ki bu tanıtımın en güçlü şekli zaten.

,

Yorum Yaz