Menü İcon

“Oğlumla aynı gün öleceğimi bilsem Otizm benim için sorun bile olmazdı”

Onunkisi çocuklarına adanmış bir hayat… Sevim Ofluoğlu’nun hayatı oğluna konulan otizm teşhisi sonrasında baştan aşağı değişmiş. En büyük kaygısı ise kendisinden sonra ne olacağı…

Röportaj Gazetesi

“Oğlumla aynı gün öleceğimi bilsem Otizm benim için sorun bile olmazdı”

Aslında anlattıklarından hepimizin çıkarması gereken dersler ve dipnotlar var. Sevim Ofluoğlu’nun hayatı oğluna konulan otizm teşhisi sonrasında baştan aşağı değişmiş. İşini bırakmış, varını yoğunu 16 yaşındaki Ömer Uygar’a adamış. Toplumun otizm bilinci gelişmemiş bireyleri her ne kadar ilk zamanlar canını sıksa da artık görmezden geliyor. Ayrıca şimdilerde bir kitap projesi var. Yaşadıklarını anlatacağı bu kitabın en önemli amacı ise otizmle yaşamanın zorluklarına dikkat çekmek. En büyük kaygısı ise kendisinden sonra ne olacağı… Durumu şu sözlerle özetliyor: Oğlumla aynı gün öleceğimi bilsem otizm benim için sorun bile olmazdı.

Öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz Sevim Hanım?

Bu konuya göstermiş olduğunuz duyarlılık için öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Adım Sevim Hoş Ofluoğlu. 48 yaşındayım. Üniversite mezunuyum. Çeşitli medya kuruluşlarında görev aldım. Oğlumun engel durumu sebebiyle iş hayatından uzaklaşmak zorunda kaldım. Vaktimin çoğunu çocuklarımla geçiriyorum.

Kaç çocuğunuz var?

16 yaşında Ömer Uygar, diğeri 9 yaşında Barış Kayra adında iki oğlum var.

Oğlunuz Uygar'ın otizmli olduğunu ne zaman ve nasıl anladınız? O süreci bizimle paylaşır mısınız?

Uygar her çocuk gibi sağlıklı dünya ya geldi. Doğum sonrası yapılan tüm kontrolleri normaldi. Ayrıca sorunsuz bir hamilelik dönemi geçirmiştim. İki yaşına kadar belirgin bir şeyi yoktu. 6-7 aylarında, dede, anne, mama gibi kelimeleri rahatlıkla çıkarabiliyordu. Otizmli çocukların büyük çoğunluğun da konuşma gelişmiyor. Uygar’ın konuşuyor olması bazı detayları gözden kaçırmamıza sebep oldu. Ancak iki buçuk yaşından sonra kullandığı kelimelerde bozulmalar başladı. Bir sayısına ‘birt’, verir misin kelimesi yerine ‘veriyim’. Kendinden bahsederken ben yerine ‘Uygar su istiyor’, ‘Uygar’ uyumayacak gibi kendinden üçüncü bir şahıs gibi söz etmeye başladı. Göz temasında ciddi bir azalma gözlemledik. Oyuncaklarla amacının dışında oynuyordu. Bir arabayı yerde sürmek yerine ters çevirip, tekerleklerini döndürüyordu. Atlıkarıncaya bindiğinde daha çok yukarıdaki mekanizmayla ilgileniyordu. Dönen nesnelere de ilgisi artmıştı. Çamaşır makinasını açmaya korkar olmuştuk. Makinayı çalıştırdığımızda saatlerce önünden kalkmıyordu. Parmak ucun da yürümeleri de sıklaşmıştı. Başlangıçta yürüteçten kaynaklanan bir alışkanlık olduğunu düşünmüştük. Fakat yürüteç kullanan diğer çocuklarda bu sorun yoktu. Kucağa alınmayı pek istemiyordu. Oyun kurmakta zorlanıyorduk. İşten döndüğüm de koşup bana sarılmasını beklerken o ilgisiz bir tavırla bana arkasını dönüp gidiyordu. Ekolali (tekrarlayıcı cümleler) artmıştı. Sebepsiz öfke nöbetleri ve huzursuzluk da başlamıştı. Bütün bunlar bir anda değil, belli zaman aralıklarıyla gelmişti. Çapa Tıp Fakültesi'nde konan teşhis Atipik otizmdi. Şunu özellikle belirtmek istiyorum. Çok küçük yaşlarda olsa bile mutlaka bir belirti veriyorlar. Özellikle biz kaçırsak bile çevrenin dikkatinden kaçmıyor. Bize sıradan gelen, çocuğa özgü diye düşündüğümüz şeyler çevremizdeki insanlara garip gelebiliyordu. Aklımıza takılan küçük şeyler de bile mutlaka psikoloğa danışmakta fayda var.

IMG-20170528-WA0002

‘Çevremizden uzaklaştık’

Peki, daha sonra neler değişti hayatınızda?
Çok şey değişti elbette. Bir kere kabullenmek uzun bir zaman aldı. Biz kabul etmediğimiz için, Uygar’ın durumunu başkalarıyla da bir süre paylaşmadık. Yanlış bir tanı olabileceğini düşündük. Atlatabileceğini düşündük. Çevremizden uzaklaştık. Onların rutin hayatı ve günlük telaşları bize anlamsız gelmeye başladı. Çok meşguldük ve enerjimiz bize lazımdı. Kalabalık ortamlar Uygar da öfke nöbetlerini tetiklediği için düğünlere de cenazelere de katılamaz olmuştuk. Başlangıçta dostlarımız bize darılsa da zamanla onlarda bize anlayışla yaklaştı. Artık kampa giren bir futbolcu misali bütün işimiz Uygar’ı daha iyi bir duruma nasıl getiririz çabasında geçti uzun bir süre.

Aslında her anne daha doğrusu her aile potansiyel olarak otizimli çocuk sahibi olmaya aday. Ama insanlar bunu düşünerek hareket etmiyorlar. Bunu en iyi siz anlarsınız muhakkak. Bu bağlamda Çocuğuna ömrünü adayan bir anne olarak günleriniz nasıl geçiyor?
Maalesef otizmin görülme sıklığı ürkütücü derecede artmakta. Bu da kaygı verici bir durum elbette. Yanımdan ne zaman hamile bir kadın geçerse mutlaka ona dua ederim içimden. Otizm illetiyle hiç tanışmamasını dilerim. Son derece yorucu ve maalesef ki yaşam boyu süren bir bozukluk. Hayatımız hiçbir zaman normal olmadı. Televizyon da bir film seyretmek, koltuğa uzanıp stressiz on dakika uyumak veya uzun ve keyifli bir akşam yemeği yemek gibi sıradan şeyler bizim için lüks. Büyümüş bir bebeği yaşam boyu korumak zorundasınız. Onun hissettiklerini anlamak, karmaşık beyin yapısını düzene sokmak, Ondan önce yürüyüp, önündeki taşları kaldırmak bir asker gibi her zaman tetikte olmayı gerektiriyor. Çünkü tehlikelere çok açıklar. Kısacası sadece hayatımı değil, beynimin yarısını da oğluma verdim. Onun yerine konuşuyor, onun yerine hissediyor, Onun yerine karar veriyorum.

sev1

“Gazeteyle oğluma vurdular”

Bir annenin ‘Otizmle yaşamaktan değil toplumun anlayışsızlığından yorulduk’ isyanına şahit olmuştum. Sizin bu konuya bakışınız nasıl?
Otizmli çocuk sahibi hangi anneye bu soruyu yöneltirseniz yöneltin. Hiç bitmeyen isyanla size saatlerce dert yanarlar. Maalesef sokakta elindeki gazeteyle oğluma vurmaya kalkanı da gördüm. Ne terbiyesiz çocuk diyeni de. Engelli dediğimde o zaman evden çıkarmayın diyenlere de çok rastladım. Eve dönüp saatlerce üzüldüğüm zamanlar çok olmuştur. Ancak sokaktaki herkese anlatmaya da onları değiştirmeye de bir ömür yetmezdi. Bu duruma bir tavır geliştirmek gerektiğine karar verdim. Artık sokaktaki insanlar beni ilgilendirmiyordu. Sahnedeki sanatçıların seyirciyle hiç göz göze gelmediklerini ‘kör bakış’ dedikleri bir bakış türüyle hareket ettiklerini okumuştum çok eskiden. Bu da bana ilham kaynağı oldu. Bir daha parkta, sokakta, alışveriş merkezinde onlarla göz göze gelmemeye çalıştım. Sadece benim için bir kalabalık ve gölge oldular. Bakmayarak, rahatsız olmamayı öğrendim. Sosyal alanlarda onlar kadar oğlumun da yaşamaya hakkı vardı. Bu kimsenin bize gösterdiği bir lütuf değildi. Şimdi daha rahatım. İnsanların çocuklarımıza hoşgörüyle yaklaşmalarını ancak farkındalık yaratarak sağlayabiliriz. Bu anlamda medya ya ve sivil toplum kuruluşlarına çok iş düşüyor.

‘Bir yanı çocuk, bir yanı adam’

Günlük hayatta ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?
Şu an ergenlik dönemin de ve yeni sorunlar eklendi hayatımıza. Doktor fobisi var. Bu yüzden hastalanmasından çok korkuyoruz. Ne kan aldırabiliyoruz, ne muayene ettirebiliyoruz. En büyük zorluğumuz bu diyebilirim. Sınırları olmadığı için canı ne isterse onu yapmak istiyor. Biz de yapabildiğimiz oran da ona ayak uydurmaya çalışıyoruz. Akşamları mutlaka arabayla gezdirmemizi istiyor. Trafik sıkışıksa o gezintiden keyif almıyor. Eve vardığımızda en az yarım saat 45 dakika arabadan inmiyor. Giderken babası, dönerken benim arabayı kullanmamı ister. Belli rutinleri vardır onun dışına kolay kolay çıkamıyor. Bazen yorulsak da küçük kardeşi Kayra da onun peşinden bizimle bir saatlik yolu yürümek zorunda kalıyor. Parkta salıncağa binmek, istediği gibi koşmak oynamak istiyor. Oysa ne o salıncağa sığabiliyor, ne de dilediği gibi koşuyor. Hareketlerine biz de ister istemez sınır koymak zorundayız. Farkındalığı yüksek ancak organize olamıyor. Bu da onda öfke yaratıyor. Ne de olsa bir yanı çocuk, bir yanı adam…

Türkiye’deki eğitim sistemi otizmli bir birey için ne kadar sağlıklı? Nelerin geliştirilmesi gerekiyor?


Otizme ciddi yaklaşımlar henüz yeni. Uygar 8 yaşındayken OÇEM’i (Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) bulmak bizim için büyük bir şanstı. O zamana kadar normal ilköğretim okullarının bazıların da özel alt sınıflar mevcuttu. Daha iyi durum da olanlar kaynaştırma programına alınıyordu. Biz okula kayıt yaptırmak için okulun bulunduğu semte taşındık. 90 kişilik kontenjanı olan bu okula birçok çocuk giremedi ve sıraya alındılar. Şimdi bu okulların sayısı artmaya devam ediyor. Ancak yetişmiş özel eğitim öğretmenleri çok az. Daha çok ücretli öğretmenlerle bu iş götürülüyor. Hevesliler ve elinden geleni yapıyorlar. Ne var ki alanında uzman olmayanlarla bir yere kadar gidilebiliyor. Bazı iş eğitim okullarında otizmliler çok zor yer buluyor. Davranış problemleri olanlar grup eğitimi alamıyor. Otizm ağırlıklı olarak birebir eğitim gerektiriyor. Her çocuk farklı. Uzmanların çoğu da bireyselleştirilmiş eğitimden yana. Daha çok yolumuz olduğunu düşünüyorum.

Bildiğim kadarıyla bir kitap projeniz var. Neler olacak bu kitap içerisinde. Kaleminizden sayfalara neler akacak?

Evet. Tamamlanmak üzere. Kitap bu röportajın geniş bir özeti diyebilirim. Rutin kontrollerimiz esnasın da hastanede henüz otizm tanısı almış ailelere rastlardım. Şiddetle bu tanıyı reddediyorlardı. Babaanne veya dede, anneanne gibi aile büyükleri,” baba da geç konuştu, o da hareketli bir çocuktu” der üstünü kapatırdı. Anne şaşkın ve yıkılmıştı. Kitap yazma ihtiyacı tam da bu sebeplerden doğdu. Çıkacakları yolu ve onları neler beklediği hakkın da küçük bir fikirleri olsun istedim. Diğer önemli bir sebep de bu konu da ciddi bir pazar olmuş. Herkes herkesin işini yapar hale geldi. Bir aktar rahatlıkla vejetaryenler için üretilmiş gıda takviyesini otizmli çocuk için, hem de büyük umutlar vaad ederek tavsiye etmekten çekinmiyor. Otizmin gizeminin tam olarak çözülememesi bu alan da birçok suiistimallere sebep olmaktadır. Bu kitapta otizme dair çok şey bulacaksınız.

“En büyük kaygım bizden sonra ne olacağıdır”

Kitabın ismi belli mi?

İçeriğiyle ilgili bir ismi var. Ancak tam karar vermiş değilim. Basım aşamasında bir kez daha gözden geçirebilirim.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Tüm engelli anneleri gibi benim de kaygım, bizden sonra ne olacağıdır. Kime emanet edebiliriz. Oğlumla aynı gün öleceğimi bilsem otizm benim için sorun bile olmazdı. Ama sonrası korkutuyor. Özellikle annelerin hastalanması durumunda gündüz bakımevlerine ihtiyaç var. Onlar büyüyor biz yaşlanıyoruz. Ailesi olmayan veya barınma ihtiyaçları için otizm yaşam köyleri kurulmalıdır. Birtakım çalışmalar var elbette ancak yeterli değil. Bir ilki gerçekleştirerek otizmli çocuklara sahip aileler olarak kendi imkânlarımızla İstanbul’a yakın bir yerde geniş büyük bir arsa aldık. Buraya otizmli çocuklar yaşam sitesini kuracağız. Şu anda çalışmaları devam ediyor. Bu ilk adım. Sponsorlarla projeyi genişletmek mümkün.

OTİZM TEDAVİ EDİLİR Mİ?

ÇADEM Psikoloji Özel Eğitim Uzmanı Fatih Çabuk, otizmin tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu belirterek, “Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde ellisinde otizmin belirtileri kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşlarından farkı kalmadığını gösteriyor” dedi.

Öncelikle Otizm nedir?

Otizm Spektrum Bozuklukları (OSB) doğuştan yada yaşamın ilk yıllarında gelen nörogelişimsel bir bozukluktur. Özellikle Sosyal -İletişimsel alanda yetersizlikler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranışlar, ilgi alanları ile seyretmektedir.

Otizmin genel belirtileri neler?

Otizm ile ilgili genel belirtileri paylaşmadan önce belli başlı olguları paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum.
Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.

Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir. Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500'de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 68 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan 4,3 kat fazladır.

Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.

Amerikan Psikiyatri Birliği'nin yayımladığı kılavuza(DSM-V’e) göre Otizm, “Otizm Açılımı Kapsamında Bozukluk” olarak adlandırılıp, kendini iki alandaki yetersizlikle kendini göstermektedir (APA, 2013):

Otizm ile ilgili semptomları iki başlık altında ele alacak olursak

1- Toplumsal İletişim ve Etkileşimde Güçlükler
İlişki kurma ve sürdürmede zorlanma
Göz kontağı kuramama
Duyguları ifade edememe
Etkileşim başlatma ve sürdürmede zorlanma

2) Sınırlı-Yineleyici Davranış Örüntüler (Tekrarlayıcı Davranışlar)
Basmakalıp ve tekrarlayıcı motor hareketler
Aynılıkta ısrar, rutine sıkı bağlılık
Sınırlı ve yoğun ilgi alanı
Duyusal az veya çok uyarılma

Otizmle ilgili toplumda 'doğru' olarak bilinen yanlışları paylaşır mısınız?

Otizm ile ilgili yaygın olarak doğru zannedilen ama durumu ya da süreci desteklemeyen düşünce açıklama ve uygulamalar mevcut. Ancak bu yanlışların oluşmasındaki en büyük sebeplerden birisi bilgi kirliliği bilgi çağında olmanın avantajları kadar dez avantajları da var. Bu spesifik bir alan ve ailelerin yada meslek elemanların bilimsel kaynaklar ve bu alandaki profesyonellerden aldıkları bilgiler esastır. İnternet ortamından alınan bilgilerle göz teması sınırlı olan ismine tepki vermeyen çocukların bir çoğunun ailesi otizm ile ilgili endişelenip uzman uzman merkez merkez gezebiliyor. Bir şeyler yolunda gitmediğinde elbette uzman desteğine başvurmak çok önemli ama otizm semptomları ile çocuklarını eşleştirip endişelenen çok fazla ailenin basit düzenlemelerle bu durumları aşacağını da deneyimledik.

Televizyon izlemek ya da yoğun şekilde ekrana maruz kalmak otizme sebep olmaz ama en önemli tetikleyici faktörlerden biridir. Zaten sosyal etkileşim ve iletişim sorunu yaşayan çocukların nesne ve ekrana yoğun olarak maruz kalması bu süreci hızlandıran ve şiddetini artıran bir faktördür. Özellikle sözel ifadeyi kullanamayan ya da geciken çocuk ailelerinin, geçmiş yaşantılarından yola çıkarak 'Bunun dayısı da geç konuştu.' gibi eşleştirmelerle durumu açıklaması ya da kabullenmemesini de bu yanlışların altında yanıtlayabiliriz.

Otizmli bireylerin arkadaşlık kurmak istemezler gibi nitelendirilmesi de oldukça yanlıştır. Çünkü bu bir isteksizlik değil nasıl ilişki kuracağı ile ilgili repertuarlarının gelişmemiş - sınırlı olması ve deneyimleme fırsatlarının verilmemesi ile ilgilidir. Her Otizimli birey 'Rain Man' Yağmur Adam filmindeki karakter gibi yüksek işlevli değildir. Otistik özellikler kişiden kişiye değişir Çünkü bu bir spektrum bozukluğudur ve geniş bir yelpazedir.. Bir otizmli bireyin yetenek ve kısıtlılıklarının diğer bireylerde de görüleceği anlamına gelmeyeceği unutulmamalıdır.

Otizm Spektrum Bozukluğu olan kişiler sonsuza dek Otizme sahip olacak da kısmen yanlış bir bilgidir. Çünkü yapılan bazı araştırmalar herhangi başka bir engelin eşlik etmediği, normal ya da normalin üzerinde zekaya sahip olan bireylerin erken tanı ve müdahale programlarıyla bağımsız yaşama entegre olabileceğini ortaya koymuştur.

Otizmin tedavisi mümkün mü? Geliştirici tedaviler var mı?

Evet mümkün. Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde ellisinde otizmin belirtileri kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşlarından farkı kalmadığını gösteriyor.

Tedavi Nasıl Düzenlenmelidir?

Aile iyi bilgilendirir.
Uygun eğitim programı yönlendirilir.
Bazı olgularda ilaç tedavisi gerekebilir.
Uygun eğitim programı:Otizmin temel belirtilerine yönelik olan programlardır.
Etkin program uygulamalı davranış analizidir(Helt 2008)
Küçük yaşlarda (2>) daha çok ebeveynin eğitim programı ve sosyal-duygusal gelişmeye katkısı olan programlar seçilmelidir.
Uygulamalı davranış analizi programı haftada 20-40 saatlik bir uygulamadır.
Bu tam zamanlı programlarda başarı yüksek oranda bildirilmiş.
Bu programların mümkün olmadığı yerlerde ailenin ciddi iş birliği ve eve eğitim programları ile bunu desteklemek gerekir.
Ailenin eğitimde rol alması, ve evde de çocuğun sosyal duygusal gelişmesi ve olumsuz davranışlarını değiştirmek için çaba harcamaları gerekmektedir

Eğitim Ne kadar Sürmelidir?

Eğitim genelde uzun sürelidir. Olguların az bir kesiminde kısa süreli eğitim(birkaç aybir iki yıl) ve aile desteği ile spektrum dışına çıka mümkündür. Büyük bir çoğunlukta çok uzun yıllar eğitim gerekir. Eğitim süresi,çocuğun bireysel potansiyeli,eğitim kalitesi ve aile iş birliği ile ilgilidir. Eğitim süresince çocuk psikiyatri çocuğu belli aralarla görüp eğitim hedeflerini eğitimcilerle paylaşmalıdır.

Geliştirici tedaviler var mı?

Alternatif ve destekleyici tedaviler günümüzde sıklıkla tercih edilmekle birlikte bu yöntemlere ilişkin bilimsel çalışmalar aşağıdaki gibidir.

A)Duyusal bütünleme :Mevcut veriler otizmin temel belirtilerinde (sosyal-iletişimsel ve stereotipik özellikler) etkili olmadığı yönündedir(Lang 2012).
B)Diyet tedavisi: Otizm temel belirtileri üzerine her hangi bir etkinliği bildirilmemiştir.
C)Hiperbarik oksijen: Hiçbir olumlu etkisi yoktur.
D)Ağır metalden arındırma:Otizm tedavisinde yeri yoktur.
E)Nörofeedback:Etkin değildir.
Bilinen tek çare, erken tanı ile yoğun ve sürekli özel eğitim... Din, dil, ırk, sosyal statü ayırt etmeyen otizmin, günümüzde bilinen tek tedavisi; erken tanı ile yoğun ve sürekli özel eğitim.

Söyleşi: Uğur Tatlı

,

Yorum Yaz

Yorumlar

Nejla Düşer 2017.06.01 01:15

sevim hanımı canı yürekten kutluyorum toplumumuzda çocuk yetiştirmek çok zorken üstüne üstlük göz nuru olan evladının yaşama tutunabilmesi için verdiği cabayı öz veriyi taktir etmemek mümkün değil yolu şansı gücü kuvvetti daim olsun siz ve sizin anlayışınızdaki anneler çok özelsiniz rabbim sizlerle olsun sevgilerimle elimizden geldiğince yanınızda olmak isteriz

Yasmine Hanim Ese Certified Teacher K-12 Florida 2017.06.11 20:28

Sevim Hanimi kutlarim. Harika bir annesiniz,

Ben Florida eyaletinde K-12 special Ed yani ozel egitim anaokul-12 siniflari ogretmenlik lisansina sahip bir ogretmenim. Autism Spectrum Disabilities (ASD) uzmaniyim. 2005 yilindan beri autism uzerine calismaktayim. 16 yasinda buraya university ogrenimi icin geldim, Uc cocuk annesiyim, cocuklarimdan biri menenjit sonu duma kaybi sonucu bu meslege yani ozel egitim ogretmenligine merak saldim. Tekrar universiteye donerek graduate school, yani lisans ustu egitimimi exceptional student education uzerine yaparak bu isi gerektigi gibi ogrendim, uzun senelerdir Turkce yazi yazmiyorum, mazur gorun hatalarim icin,

Autistic talebelerin burda tanimi en gel 18 aylik iken konuyor, early intervention dedigimiz bebek yasinda cocuklara dil terapisihemen basliyor. Cocuklar 3 yasina geldiginde ise okulla tanisyor, Bura tekrar davranis terapisi, konusma terapisi, hizli bir sekilde kelime ogrenimi ki bol bol resim kullaniyoruz, diger cocuklarla sosyal alisveris bu erken egitimin belkemigini teskil ediyor. Cocuk ilkokula baslama cagina geldiginde ilkokullarda ozel siniflara ki bunlara self contained class deniyor, buraya aliyoruz ama bir an once yogun egitimle ilkokul daki diger normal siniflara mainstream yani kaynastirmak icin caba safediyoruz. Bizim idealimiz ogretmen olarak cocuklari normal hayata hazirlama, diger cocuklarla kaynastirma, ve bunda cok basarili olunuyor genelde,

Autism de en onemli unsur erken tanima, erken egitim,

Halkin autismi tanimasi, bilgilendirilmesi.

Bugunluk bu kadar yazabildim, keske orda olsam size sinifimda yaptiklarimla ilgili bilgi verebilsem, Sinifimda kullandigim programlar, yazilimlar, I-pad "in autism konusunda kullanimi,

ne kadar iyi olur idi,

Herkese cok sevgiler

Yasemin

Yasminika@aol. com

Sevim Hoş Ofluoğlu 2017.07.22 23:35

İçten yorumlarınız için teşekkür ederim. Duyarlı ve bizi anlayan insanlar moralimizi ve motivasyonumuzu artırıyor. Dilimiz bir kere teşekkür ederken yüreğimiz bin kere teşekkür ediyor.