Menü İcon

Nilüfer Açıkalın: Cinsiyetçi bakış açısı yoktur, körlük vardır

10 yıllık öyküm sonunda roman oldu Nilüfer Açıkalın oyuncu, yazar ve müzisyen titrlerinin yanına “roman yazarı”nı da ekledi. “Karanlıkta Çok Güzelim”i Doğan Kitap’tan çıkaran Açıkalın, bir yandan da yeni albüm heyecanı yaşıyor.

Röportaj Gazetesi

Nilüfer Açıkalın: Cinsiyetçi bakış açısı yoktur, körlük vardır

10 yıllık öyküm sonunda roman oldu Nilüfer Açıkalın oyuncu, yazar ve müzisyen titrlerinin yanına “roman yazarı”nı da ekledi. “Karanlıkta Çok Güzelim”i Doğan Kitap’tan çıkaran Açıkalın, bir yandan da yeni albüm heyecanı yaşıyor.

Yazmanın sizin için önemini biliyoruz. Ama bugüne kadar hep öykü kitaplarınız yayımlandı. Ve bu ilk roman. Nasıl bir disiplin gerekti çalışırken?

Yazma eylemi kendini koşulsuz bırakma, teslim olma hali ile başlayıp sürüyor. Çok iyi de öykü yazarım, en zor konuları olabildiğince kolay şekilde anlatır, ölümüne kahır dolu mevzuları en komik şekliyle görür ve dürüstlükten asla ödün vermeden ilerlerim. Ama roman yazma tecrübesini, öykücülüğü romana geçiş aşaması olarak gören zihniyete başkaldırı niyetiyle erteledim hep. Roman yazmak planladığım bir şey de değildi, her zaman öykülerin peşinde oldum. Ama bu kez öykü benim peşime düştü ve ille de roman olmak için sabırla bekledi. “Karanlıkta Çok Güzelim” 10 yıl önce yazdığım bir öyküden haraketle ortaya çıktı. Öykümün adı “Filme Figan”dı ve neredeyse her öykü dosyama koyuyordum. Öykülerimdeki farklı ve olağan dışı yazarlık yetisini keşfeden editörlerimin tümü, bu öyküyü her dosyamda mimleyip roman olmak üzere bir kenarı ayırmamı telkin ettiklerinden, daima aklımın bir köşesinde filizlenerek durdu. Öykü hızında bir dil akışını romanda yakalama arzum da başlamamı tetikledi.

Öykü ve roman yazmak birbirinden çok mu farklı?

Öykü ve roman birbirinden çok ayrı disiplinler. Öykü kişilik yapıma, düşünce hızıma, hayata bakışıma, karanlık mizah anlayışıma daha uygun. Romana başlamadan önce de öykü hızında akan, sürekli değişimlerle, kırılmalarla ilerleyen çok katmanlı bir metni nasıl yazmam gerektiği üzerinde epeyce kafa patlattım. Yaklaşık üç sene bilfiil metnin üzerinde çalıştım. Öykü öyle değil, öyküyü yazarım, bir süre bekletir sonra yine yazarım ve noktasını koyarım. Romanda bir bütünün içindeki noktalar, oluşum süreçleri vs. Kısaca roman yazarken zaman algımı yeni bir sisteme göre yeniden ayarlamam gerekti.

CİNSİYETÇİ BAKIŞ AÇISI YOKTUR, KÖRLÜK VARDIR

Kitabınızın kahramanı Solmaz, ilginç bir genç kadın. Bir kadın yazar olarak kadın kahraman yaratmak daha mı kolay? Erkek kahramanlarınızı yaratırken özdeşlik kurmakta zorlanıyor musunuz?

Birinci tekil şahıs üzerinden yazmayı seviyorum, kahramanın bana ait oluşu, içimin bir parçası oluşu beni heyecanlandırıyor. Kadın kahramanların yanı sıra erkek kahramanların başrol oynadığı birçok öyküm var. Olaya bir erkeğin içinden baktığımı hissettiğimde, kadının sadece kadın erkeğin de sadece erkek olmadığını görmek -bir lütufsa eğer- lütfuna eriyorum. Hayata da böyle bakmak lazım çünkü cinsiyetçi bakış açısı yoktur körlük vardır sadece.

“Karanlıkta Çok Güzelim” için bir kadının kendiyle karşılaşma yolculuğu diyebilir miyiz? Solmaz için kendini keşif yolculuğu... Kitabın yazarı olarak siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Solmaz’ın gücü, gücünün farkında olmamasından kaynaklanıyor. Benim şahsi tercihim hiçbir zaman güçlüden yana olmamıştır. Öykülerimde de kaybeden, yitik yıkık tayfadan kahramanlar, bir yanıyla anti kahramanlar yoğunluktadır. Kötü, pis, işe yaramaz, uyumsuz, beş para etmez, başarısız, çirkin velhasıl toplumda kabul görmeyen kim varsa kalemimin ucunda kendilerindeki cevheri çıkarmam için yalvarıp dururlar. Onları hiç üzmem, üzemem. Solmaz’ın yolculuğu yepyeni, ilginç, hayallerini aşan sürprizlere gebe bir yolculuk ve her şeye hazırlıksız yakalanıyor. Bu yanıyla herkesten bir parça taşıyor. Hepimiz hayata hazırlıksız yakalanırız çünkü hayat bir oyun değil ve provası yok. Solmaz için de öyle olmasını istedim. Hızı hiç kesilmeyen, sapasağlam, ilginç, yoğun kırılma noktalarıyla açılıp genişleyen, ilgiyi her daim üzerinde tutan, nakış gibi işlenmiş bir metin...

Solmaz farkında olmadan kendini bir film çekimi atmosferinde bulan bir kadın. Set ortamı sahneleri konusunda kendi kişisel deneyimlerinizin kitaba çok katkısı oldu mu?

Hem de çok. Romanımın kahramanı Solmaz tesadüfen film işinin içine düşüyor. Solmaz’la beraber ben de kendi işimi, deneyimlerimi süzgeçten geçirdim. Sinemanın içinde oyuncu olarak var oldum ama hiçbir zaman o kadarıyla kalmadım; gözüm, kulağım, aklım çevremde olup bitene karşı hep açıktı. İşin mutfağındaki süreç, ilişkiler, kamera arkasında ve önünde kendini var etmeye çalışanların çabaları, işe duyulan aşk ve nefret daima ilgimi çekti. Solmaz film işine tesadüfen giriyor, bense film işinin içinde büyüdüm. Bu tecrübe nedeniyle bu roman bu kadar farklı ve bu kadar tatlı.

OYUNCU VE YAZARIM BU BÖYLE DEVAM EDECEK

Romanın finaline en baştan karar vermiş miydiniz? Yoksa kahramanların hayatları mı bu sonu belirledi?

Romanımı da öykülerimde olduğu gibi önce kurguladım, sonra yazdım. Roman ilerlerken önceden hesaba katmadığım gelişmeler, öne çıkmak isteyen karakterler, sözü edilesi mekanlar ve durumlar kendi arzularına göre girip yerleştiler ya da çıktılar. Ama ne yapmak istediğim ve ne yapacağım ana hatlarıyla belliydi. Tüm kurgularımı ince ince düşünür, her biri üzerinde titizlikle yılmadan çalışırım.

Sizce edebiyatın insan hayatındaki rolü nedir?

Edebiyat insan hayatında Güneş, Dünya için ne kadar önemliyse, o kadar önemli.

Bundan sonra yazın serüveninize bir öykücü mü yoksa romancı olarak mı devam edeceksiniz?

Roman yazma sürecim söylediğim gibi üç yıl kadar sürdü, zaman zaman dışarıdan bakabilmek için uzaklaşmam gerekiyordu ve uzaklaştığım zamanları aklıma takılan öykülerin ilk yazımları, notları ile uğraşarak geçiriyordum. Şimdi o süreçte ilk yazımlarını yaptığım kısa öykülerim üzerinde geziniyorum.

Yazarlığık ve oyunculuk birbirini besliyor mu? Yoksa artık size yazar mı diyeceğiz?

Yazarlık ve oyunculuk birbirlerini besliyor. Eskiden oyuncu olarak işsiz olduğum zamanlarda bunun farkında değildim ama şimdi çok iyi biliyorum ki eğer oyuncu olmasaydım bu kadar kuvvetli yazamazdım. Oyunculuk farklı bir bakış açısıyla yazmama neden oluyor. Bir oyuncu her role uymanın bir yolunu bulmak için uğraşır, gözlem yapar, okur, sanat, tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe araştırmaları yapar. Yazarken de tıpkı oyunculukta olduğu gibi o karakteri ete kana büründürmek için uğraşır. Öykülerimin tıpkı bir film izlercesine okunuyor olmasında da oyunculuğumun etkisi var sanıyorum. Oyuncu ve yazarım. Böyle devam edecek.

YENİ ALBÜM ŞUBATTA ÇIKIYOR

Anadolu punk türünde bir albüm yaptınız. Yeniyi deneyimlemek mi amacınız?

Gökhan Dabak ile mazisi 10 yıla dayanan müzik çalışmamız yaklaşık 40 şarkılık bir birikime ulaştı. Bu kendine özgü organik çalışma Ütopya Müzik’ten Ayhan Orhuntaş gibi kıymetli bir müzik adamının dikkatini çekince beraber çalışmaya başladık. Şarkılarımız rock alt yapılarıyla Anadolu tınısıyla, funk çalımlarıyla ve punk ruhuyla ortaya çıktı. İlk albümümüz “Başka Şarkılar-1” Gökhan Dabak’la yaptığımız kayıtlardan ilk dokuz şarkıdan oluşuyor. Bu arada ben şarkıcı değilim, sahne sanatçısıyım. Tiyatro ve şan eğitimim değişik ses rengimle ve yorumumla sahnede bambaşka bir hâl aldı. “Başka Şarkılar” sahnede ilham verici özgün bir gösteri haline dönüştü. “Başka Şarkılar-2” ise şubatta çıkacak.

Söyleşi: Muhsin Akgün

,

Yorum Yaz