Menü İcon

Nesli Çölgeçen Ve Belçim Bilgin: Sizi Utandırmayacağız

Nesli Çölgeçen’in yeni filmi “Çalsın Sazlar”ın oyuncularından Belçim Bilgin’in kendisi için “Farklı karakterleri ortaya koyabilecek potansiyeli var” diyen Çölgeçen’e cevabı “Hocam sizi utandırmayacağım” oluyor.

Röportaj Gazetesi

Nesli Çölgeçen Ve Belçim Bilgin: Sizi Utandırmayacağız

Mahalle arasında, yedi-sekiz kişilik, kadınlı erkekli gidebileceğiniz bir meyhane... 1964’ün İstanbul’undayız. Mezeleri mekanın sahibi Rum Barba elleriyle hazırlıyor. Rakıları müşteri isteyince değil, rakı “pişince” yani zamanı gelince servis ediyor. Mutfaktaki radyodan azınlıklara yaşatılan acılarla ilgili haberler taşıyor. Dükkanın köşesinde bir saz ekibi usul usul çalıyor. Klarnette Barba’nın çocukluk arkadaşı Mahir... Bir gün Yasemin adında bir ateş parçası düşüyor meyhaneye. Solistin yerini o alıyor. Söz verdiği gibi müşteriyi hem ağlatıyor hem güldürüyor... Türk sinemasının usta yönetmen ve senaristlerinden Nesli Çölgeçen, yeni filmi “Çalsın Sazlar”da kimlik meselesini bu aşk üçgeniyle anlatıyor. Film vizyona 9 Ocak’ta girecek. Çölgeçen’le ve Yasemin’i canlandıran Belçim Bilgin’le The House Hotel Nişantaşı’nda buluştuk. Buyurun, çalsın sazlar, başlasın röportaj!

Nesli Bey siz uzun aralar veriyorsunuz. En son 2010’da “Denizden Gelen”i çekmiştiniz...

Nesli Çölgeçen: Bu işlere başladığımda ustalar kulağımı çekip “Sinemaya bu kadar konsantre olursan sonun darülaceze olur” demişlerdi. Onları dinleyip sinemayı hayatla beraber götürmeye çalıştım. Reklam üretimindeydim bir süre, üniversitede ders veriyorum, arada bir de film çekiyorum işte...

“Çalsın Sazlar”ı çekmeye karar verdiğinizde aklınızda ne vardı?

Nesli Ç.: “İnsanlar bu kimlik olayıyla neden bu kadar çok ilgileniyorlar?” sorusunun yanıtını arıyordum. Ortaya bu hikaye çıktı.

Yapamazsam bağrıma taş basarım dedim

Belçim Hanım nasıl dahil oldu?

Nesli Ç.: Daha önce de söyledim ama kendisi pek inanmadı; bir kadın meyhane şarkıcısı fikri aklıma geldiği anda onun adını bir kenara yazmıştım.

Sizin rolü kabul etmenizde neler etkili oldu?

Belçim Bilgin: Senaryoyu soluk almadan okudum. Üstelik Nesli Hoca’nın yazdığını bilmeden! O kadar derinlikli yazılmıştı ki... Çok küçük sahnesi olan bir karakterin bile acayip bir alt metni vardı.

Şarkı söyleyecek olmak ne düşündürdü en başta?

Belçim B.: “Hocam yapamazsam, playback yapmayalım. Ben bağrıma taş basarım, başka biri oynasın ama önce bir denemek istiyorum” demiştim.

Şarkı söyler miydiniz?

Belçim B.: Arkadaş toplantılarında “Hadi bir tane de sen söyle” denen insan ben değilim. Ama banyoda, mutfakta mırıldanırdım. Müzik hayatımın vazgeçilmezi. Her an fonda bir müzik var benim için. Bazen klasik, bazen arabesk, elektronik...

Bu role nasıl hazırlandınız?

Belçim B.: Şarkılara Nadir Göktürk’le çalıştık. Performanstan ziyade yüreğimi şarkılara ne kadar geçirebileceğimle ilgilendim.

Zorlandığınız oldu mu?

Belçim B.: Çalışmalara başladığımız gün Nesli Hoca da vardı. Bilgisayarında başka bir şeyle ilgileniyor, hiç bakmıyor ama ben iyice büzüldüm o var diye, çıkmıyor ses... Hocam o gün “Belki de olmaz” dediniz mi, doğru söyleyin?

Nesli Ç.: Asla. Bu rol için biçilmiş kaftan olduğuna emindim.

Müzikal için görüşmelerimiz var

Devam edecek misiniz?

Belçim B.: “Albüm çıkaracak mısın?” diye çok soruyorlar. Hiç düşünmüyorum. Ama yine böyle bir rol olursa söylerim. Bir de bir müzikalle ilgili görüşmelerimiz var.

Farah Zeynep Abdullah da son filminde bolca şarkı söylüyor. Eskiden kendini seslendirmeyen oyuncuya oyuncu denmiyordu, artık şarkı söyleyemeyene denmeyecek galiba...

Belçim B.: Öyle bir rüzgar oluyor herhalde. Geçen sene de engelliyi oynama meselesi vardı; ben oynadım, Beren (Saat) oynadı, Aras (Bulut İynemli) oynadı. Bu yıl da bu denk geldi.

Yurt dışında bizi bilmiyorlar

“Kelebeğin Rüyası”nın Oscar çalışmalarına çok ciddi emek harcadınız. Somut bir sonuç elde edememek hayal kırıklığı yarattı mı?

Belçim B.: Hayır. Çok şey öğrendim bir kere. İşleyişle ilgili uzaktan bakınca imkansız gibi görünen şeylerin, bir kısmında gerçeklik payı olsa da, emek harcayarak aşılabileceğini anladım. Biz burada birbirimizi biliyoruz ama yurt dışında bizi bilmiyorlar. Özellikle de Amerika’da. Emek verip bir tarih oluşturmak gerekiyor. “Kış Uykusu”ndan da çok umutluydum, âşık olduğum bir film ama o da seçilmedi maalesef.

Tekrar o lobi faaliyetleri işine girer misiniz bir gün?

Olabilir. Çünkü öyle zamanlarda yurtsever olmanın, Türkiyeli olmanın tadını çıkarıyorum. Karşımdaki insan bizim hakkımızda çok az şey biliyor oluyor. Sen bir şeyler anlatınca gözleri açılıyor. Bunu yaratmak beni mutlu ediyor.

Yılmaz bazen oturup 10 saat yazıyor

“Ülkenizde develere mi biniyorlar, neden başörtünüz yok?” kadar vahim mi durum hâlâ?

O kadar değil ama ondan çok uzak da değil. Geçen sene CNN’deki canlı yayınları düşünürsen... Oradaki fotoğrafla biliyorlar. O da bir önyargılar silsilesi oluşturuyor.

Bu lobi faaliyetlerinin Russell Crowe’un Yılmaz Erdoğan’ı tanımasında payı olmuş mu?

Sanırım o şöyle olmuş; ona Türkiye’den onun ihtiyacı olan yaş grubundaki oyuncuların DVD’lerini getirmişler. O da Yılmaz’dan ve Cem’den (Yılmaz) etkilenmiş.

Siz sinemayla mı devam edeceksiniz? dizi var mı planlar arasında?

Konuştuğumuz film projeleri var ama henüz netleşmedi. Şimdilik bir dizi projesi yok.

Oyuncu olmaya tiyatroya âşık olunca karar vermiştiniz. Ama sahnede görmüyoruz sizi...

Sinemadaki özgür olma, rahat çalışma halini bırakmak istemediğim için olabilir. Şimdi iki yerden tiyatro metni bekliyorum. Bakalım...

Yazı yazar mısınız?

Yazıyorum denemez, küçük küçük günlük tutuyorum. Yılmaz bazen 10 saat masada oturuyor ve yazıyor. Onu öyle görmesem belki cesaret edebilirdim bir gün yazmaya ama şimdi çok zor. Ben onun yazarken yaşadığını oyunculukta yaşıyorum.

Oğlumla birlikte zaman geçirmek meditasyon...

Çalışmadığınızda neler yaparsınız?

Nesli Ç.: Sfenksler gibi kıpırdamadan dururum ben.

Belçim B.: Rodin’le (oğlu) zaman geçiriyorum ben de.

Bir sergide görmüştüm sizi birlikte. Sergiyle ilgili konuşuyordunuz...

Belçim B.: Onun baktığı yerden bakmak çok şey keşfettiriyor. Onunla zaman geçirmek bir meditasyon.

“Vay be, beş yaşında çocuğum var benim” diyor musunuz?

Belçim B.: Diyorum. Arkadaşlarımda diyor. Eğlenmeye gidiyoruz, bakıp “Ya sen annesin” diyorlar bazen. Çünkü grupta ilk anne olan benim.

Bu kadar erken, bu kadar başarılı ve ünlü biriyle evlenmeseydim, hemen çocuk yapmasaydım hayatım nasıl olurdu diye düşünür müsünüz arada?

Belçim B.: Olan her şey zaten en mükemmeli bence. Evlenmeseydim muhtemelen yurt dışında olurdum. Her şey bambaşka olabilirdi, evet. Ama bunu düşünmek yerine elimde olanı en güzel şekilde yaşamaya çalışıyorum.

O filmleri 30-40 yıl sonra da beğenilsin diye çekmedim ki

Yönetmenliğini yaptığınız “Züğürt Ağa” ve “Selamsız Bandosu” filmleri için ne hissediyorsunuz bugün?

Nesli Ç.: Bugün bile seyredilip belli bir yere konulmaları hoş bir duygu. Ama ben o filmleri de 30-40 yıl sonra da beğenilsin düşüncesiyle çekmedim ki... “Güzel bir iş yapıyoruz işte” diye baktım.

Türkiye sinemasının bugününü nasıl buluyorsunuz?

Nesli Ç.: Geçmişte de sinemamızın yükselişe ve inişe geçtiği dönemler oldu. Bazen hava sıcak oluyor, kartopu küçülüyor, bazen büyüyor. Filmler daha çok desteklensin, daha çok film çekilsin, daha çok seyirci gelsin...

Yeniden Şener Şen’le bir film çekmek ister misiniz?

Nesli Ç.: Tabii ki. Belçim’le de aynı şekilde. Belçim bence potansiyelinin çok azını ortaya çıkarmış vaziyette. İleride ciddi sürprizler yapabilir. Farklı karakterleri ortaya koyabilecek bir potansiyeli var.

Belçim B.: Hocam sizi utandırmayacağım.

Film yapmadan rahatlamayacak toplum

Kadınları merkeze alan filmler yapılmıyor pek. Bu kaygı veriyor mu?

Belçim B.: Ben hayata iyimser tarafından bakmayı tercih eden biriyim. Cate Blanchett Oscar’ı alırken dedi ya; “Kadınlara rol yazdığınız zaman iyi şeyler olabiliyor”. Onlar bile öyle diyorlar. Tabii, keşke kendimize meydan okuduğumuz roller yazılsa...

Kürt meselesini işleyen çok iyi filmler yapılıyor. Onları da takip ediyor musunuz?

Belçim B.: Elimden geldiğince... Yaşanmış acılar hiçbir zaman bitmeyecek belki ama film yapmadan, film izlemeden rahatlamayacak toplum.

Nesli Ç.: Grup terapisine ihtiyacımız var yani.

Belçin B.: Aynen öyle. Biz de Rezan’la (Yeşilbaş) eylül-ekim gibi böyle bir filme gireceğiz.

Söyleşi: Güliz Arslan

Nesli Çölgeçen ve Belçim Bilgin,

Yorum Yaz