Menü İcon

Murat Yıldırım'dan samimi bir röportaj

Adamı çarptığı doğru. Yanınızdaysa aurasıyla, ekrandaysa karizmasıyla...

Röportaj Gazetesi

Murat Yıldırım'dan samimi bir röportaj

Şimdi uyarıyoruz sizi; her ne kadar Murat’ımıza erecek olsak da, Yıldırım çarpmışa döneceğimiz de kesin! ‘Kocan Kadar Konuş Diriliş’ filmi, üzerine bir de ‘Gecenin Kraliçesi’ dizisi yılın ilk günlerinde karşımızda... Bu kadar Murat Yıldırım, bünyeye ağır gelebilir!

Eminim onu oyunculuğuyla anlatmamızı tercih ederdi kendisi...Ama bazı aktörleri anlatırken oyunculuk da bir yere kadar! Tamam şahane rol yapıyor, pek çok dizisi, filmi var rol kabiliyetine hayran olduğumuz, hele ‘Suskunlar’ ile ekstra ekstra bayılmış olabiliriz kendisine, her geçen günün ona yaradığını, her izlediğimiz yeni yapımda daha da başarılı olduğunu inkar edemeyiz, ama fakat ancak ve lakin bu gerçek, ona karşı hislerimizin oyunculuğuyla sınırlı kalmasını sağlamıyor. Hayatta bazı adamlar vardır. Sadece çok hoştur. Ve yaklaştıkça hoşluk boşluğa dönüşür. Murat Yıldırım karşıdan karizmatik, yakınlaştıkça yakışıklı, konuştukça kibar ve bilgili, anlattıkça ufuk açıcı, baştan itibaren ise doğal ve samimi. Biraz da gizemli. Onun hakkında her zaman bilmediğimiz bir şeyler olacak bize kalırsa... Sanki, ‘Biraz huysuz da olabilir mi zaman zaman’ dediğiniz noktada ise sıcak ses tonu ve anlayışlı haliyle ‘yok canım!’ dedirtiyor hali tavrı insana. İşini, iş yaptığı insanları, detayları önemsiyor; her halinden belli. Çekimden önce ekipçe buluştuğumuzda sıradan bir arkadaş buluşmasındaki kadar tatlıydı aslına bakarsanız. Üstelik çekim için bu kadar özenli olup kafa yoran ve bizimle adım adım ekip ruhuyla yürüyen bir ünlü, dahası erkek bir ünlü bulmak zor iş. İşte kendisine bir artı puan geldi. Sonraki bonusu ise yaratıcı fikirlerinden alıyor. Sonrakini ise çoookkk yorgun olup afiş çekiminden gelmesine rağmen bizimle gece yarısına kadar çekim yapmasıyla kazanıyor. Biz yorulduk, o hala önden koşarak çekim yapacak yer kovalıyordu... Biz Murat Yıldırım’a hayranlık katsayımızı açıkçası ikiye katladık. İyi bir kariyeri, parası, düzgün bir çevresi olan ama bunlara rağmen iş çıkışı gece yalnız başına kalmayı seven, kendini sokaklara vuran, bu şekilde huzur bulan bir adamı canlandırdığı fotoğrafları görüp kendini dürüstçe anlattığı röportajı okuyunca, bir de üzerine filmi izleyip diziyi de takibe alınca sizde durum ne olacak meraktayız!

Yeni bir dizi yeni bir film. Yeni yıla nasıl bir ruh hali ile başlıyorsunuz?

Yeni bir yıl, yeni yılın ilk günü vizyona girecek olan bir film, yeni bir dizi… Yenilik güzeldir. Benim için her gün yeni bir gün, her sabah yeni bir güne başlıyorsunuz, o gün apayrı bir gün… Daha önce de söylemişimdir hep; dün geçti gitti, yarın elimde değil ama bugün yeni bir gün. Bu, her zaman benim hayat felsefem oldu. Yeni yıla da yeni projelerle girecek olmak benim için güzel bir şans.

Önce film. Sempatik bir karakter Sinan aslında. Sinan’ın sizin karakterinize yakın bir karakter olduğunu söylersek yanılır mıyız?

Sinan’da bana benzer taraflar var tabii. Aslında oynadığım bütün karakterlerde benden bir şeyler var. Dram ağırlıklı bir filmde oynuyorsanız, o sahneleri çıkarabilecek tarafınızla ilgilenirsiniz. Daha önce yaşadığınız veya hayatta sizi üzebilecek gerçeklerle iletişim halindesinizdir. Benim hayatımda hepsine yer var ama kendime göre, olması gerektiği kadar. Yine kendime göre hakkını vererek.

‘Kocan kadar konuş’ fikrine katılıyor musunuz?

‘Kocan kadar konuş’ cümlesi, ilk duyduğunuzda size çok yüzeysel ve biraz da sert gelebilir. Ama filmi incelediğinizde aslında toplumun büyük bir kesiminin neredeyse bütün ilişkilerini bu şekilde programladıklarını görebilirsiniz. Evlilikle ilgili bölümünde ise hem kadınları hem de erkekleri ilgilendiren, kendiniz olma ve toplumla, aileyle birlikte kendiniz olabilmeyi keşfedebilmeyi ne kadar başarabildiğinizle ilgili.

Peki ya dizi? Senaryonun sizi kendine bağladığı nokta ne oldu?

İşin başında çok fazla güvendiğim Yağmur-Durul Taylan’ların olması ve senaryoyla ilgili kısımda onların da katkılarının olması çok büyük güven veriyordu, hala da öyle… Bana sadece beklemek ve her şeyin güzel olacağına inanmak kalmıştı. Çünkü aslında çoğu şeyi siz planlamazsınız hayatta. Planladığınızı zannettiğiniz şeyler bile sizin dışınızda gelişebilir. Nitekim bütün olanlara rağmen ortaya güzel bir senaryo çıktı ve iki hafta sonra sete çıktık. İnsan psikolojisinin ve ilişkilerinin çok iyi işlendiği bir senaryo oldu.

Konya’da büyümek, İstanbul’da yetişmek... Hayatın sizi savurduğu rüzgarlara uyum mu sağladınız, yoksa yönünüzü bilinçli olarak siz mi seçtiniz?

Babam öğretmen olduğu için Konya’da görev yaptı bir süre, sonra Adana’da… Ben de üniversite için İstanbul’a geldim. Bu hikayeye katkım sadece İstanbul’u tercihlerim arasına yazmamla olmuş olabilir. Ki çok küçük bir puan farkıyla İstanbul’a geldim. Ama bütün bu olasılıkların gerçekleşmesi için çalışmak gerekiyordu, ben de sadece bunu yaptım.

İlk kez ne zaman ünlü olduğunuzu hissettiniz?

Oyunculuğa ilk adım attığımda, sahnede bana çok iyi gelen şeyler vardı. Çoğu oyuncunun büyü dediği şeyden ben de fazlasıyla etkilendim. Bunun içine her şeyi alabilirsiniz; duygularınızı yansıtabileceğiniz başka bir dünya, başka insanlarda var olmak, beğenilmek ve elbette sanatın size katabileceği şeylerin farkında olmak. Ünlü olmak sonraki aşamaydı. Televizyonla geldi ilk. Sokakta ilk tanındığım zamanları hatırlıyorum, çok utanıyordum. Elimi kolumu koyacak yer bulamadığım anlar olmuştur. Kendin olmaktan çıkmaya zorlandığın ilk adım… O yol çok uzun bir yol, çok uzun. Elbet bir gün çıkarsın ama geç olmadan çıkmakta fayda var.

Oyunculuk tutku mu, iş mi, yaşam şekli mi, vazgeçilmez mi? Oyunculuk sizin için ne?

Önce tutkuydu, sonra tutkulu bir iş oldu. Sonra bazen çok zorlandığım bir yaşam şekli oldu. Bazen olamadı, iyi de oldu olamadığı. Şimdi bakıyorum da kendi hayatımın önüne koyduğum anlar olmuş oyunculuğu… Oysa insan olmayı bir meslek sahibi olmaktan öne koymak gerektiğine fazlasıyla inananlardanım. Çocuklara soruyorlar, büyüyünce ne olacaksın diye... Doktor, mühendis, pilot, öğretmen… Ben de onlara soruyorum bazen, civciv büyüdüğünde ne olur diye... Tavuk diyorlar. Kuzu büyüdüğünde peki? Koyun. Sen de büyüdüğünde insan olacaksın diyorum şaşırıyorlar. Biz bir bütün olalım da her şey bizden beslenir zaten. Oyunculuk da doktorluk da….

Oyunculuk, yaptığınız iş sizi hayatta nereye koyuyor sizce?

Oyunculuk çok acayip bir araç, bütün donanımlara sahip bir araba gibi. Çok hızlı uçabilen, aklınıza gelebilecek bütün özellikler var onda ve pilotu da sizsiniz. Bir anda sizi herkesin görebileceği bir yükseklikte olabilirsiniz. Onunla gidebileceğiniz yerler çok önemli. Onunla herkese hava da atabilirsiniz, bir anda çok büyük bir kaza da yapabilirsiniz. Bazen iyi bir pilot olmak da yetmeyebilir. Ama bu sizi hiç ilgilendirmez, sizin göreviniz iyi pilot olmak. Pilot derken çok iyi insan olabilmeyi kastediyorum elbette.

Hayatla ilgili en yeni keşfiniz nedir?

Bir zamana ya da mekana bağlı olmadan yaşadığını anlamak, kuantum yani.

Kendinizin ne kadar farkındasınız? Mesela ne kadar eleştiriye açıksınız? Kendinizle ne kadar yüzleşirsiniz?

Meğer açık olmak ne büyük bir özgürlükmüş, sadece kendinle ilgili olmak… Eleştiri insanı en çok geliştiren şeylerin başında. Eleştirmeni iyi seçmek gerek, kendiyle barışık, kendini geliştirebilen, başkası değil de kendiyle ilgili olan iyi bir öğrenci olmak da gerek. Bakın mesela insanın vücuduna bir mikrop girince bazen zor da olsa vücut bu bakterinin üstesinden gelebiliyor. Ama içeride oluşabilecek bir hücre bozulmasına çare bulmak kolay olmuyor. Aslında gördüğümüz her şey bizim içimizin yansıması. İçerideki ayna iyi olursa, dışarıdan gelenleri de rahatlıkla birbirinden ayırt edebiliriz diye düşünüyorum.

Kendinizle en çok gurur duyduğunuz konu nedir?

Kendimle gurur duymak değil de kendimle iyi arkadaş olmayı isterim her zaman.

Bir gün mutlaka ne yapmak istiyorsunuz?

Bir gün bu hayalime yetebilecek kadar maddi durumum olur ise mutlaka bir üniversite yaptırmak istiyorum.

Hiç, her şeye herkese dünyaya küstüğünüz bir dönem oldu mu?

Her insanın her şeye küstüğü, umutsuzluğa düştüğü anlar olur. Böyle olmadığımız anlarda bu durumlardan nasıl çıkabileceğimizi keşfetmek gerekir. Ben de böyle bir durumla karşılaşırsam hemen o yollara başvurup kendimi toparlamaya çalışıyorum.

Kadın-erkek ilişkilerine dair yaş aldıkça neyi keşfettiniz?

Çoğu şeyin aynı olduğunu, konunun sizden kaynaklandığını keşfettim. Biraz da şans, hatta büyük bir kısmı diyebilirim…

'Şu yaştan sonra çok değiştim’ dediğiniz bir dönem var mı hayatınızda?

Sürekli değişiyoruz aslında, değişmeyen şeyler kokar ve ölür...

Hangi filmin içinde yaşamak, gerçek oyuncusu olmak isterdiniz?

Bütün samimiyetimle söylüyorum, kendi yazdığım hayatımın içinde oynuyor olmak daha doğrusu yaşıyor olmak en çok keyif aldığım senaryo. Her gün şükrediyorum. Senaryo yazılı değil aslında kabaca hatları belli ama en önemli kısımlarını biz yazıyoruz hem yazıp hem oynuyoruz. Oynadıkça yazılıyor. Yazılandan memnun olmama ihtimali yok çünkü sen yazdın.

Bugün ününüzü, şöhretinizi ve oyunculuk yeteneğinizi sizden çekip alsak, geriye ne kalır?

Yine ben kalırım.

Şu sıralar kendinizle anlaşmaya varamadığınız bir konu var mı?

Zorlandığım konular var, üstesinden gelebiliyorum ama zorlanıyorum.

Hayatı planlı mı yaşarsınız?

Evet ama kısa planlar…

Hiç ‘bu hayattaki misyonum ne?’ diye düşündünüz mü? Ya da ‘misyonum bu galiba’ diyebildiniz mi?

Her zaman bunu kendime sorarım. Misyonum bu dünyada bana verilen şeylerin kıymetini bilmek ve şükretmek.

Sağlıklı yaşama dikkat ediyorsunuz. Neler yapıyorsunuz?

İki öğün besleniyorum, karbonhidrat, şeker ve tuzdan uzak duruyorum.

Sosyal medya ile aranız nasıl?

Normal işimle ilgili mutlaka kullanıyorum sosyal medyayı, bir de özel günler için. Her şeyi her zaman yazmak zorunluluğunda hissetmiyorum kendimi. Hatta çoğu zaman da yazmamak için kendimi tutmuşumdur.

En son kime, neden kızdınız?

Bir dostumun benden istediği şeyi yapmakta geciktiğim için kendime kızdım.

En son sizi ne mutlu etti?

O dostumun istediği şeyi yapabilmek, bunun yanı sıra ‘Kocan Kadar Konuş Diriliş’in vizyona girecek olması

MURAT YILDIRIM’A DAİR

Sabah kalkınca ilk iş ne yaparsınız?

İlk olarak pencereyi açarım, bir iki dakika dışarıya bakar nefes alırım.

Akşam yatmadan önce mutlaka ne yaparsınız?

Telefonumu şarja takarım.

Bulunmaktan en keyif aldığınız mekanlar?

Evim ve ailemin yanı.

Gezmeyi ve ruhunu en sevdiğiniz ülkeler?

Şu an Los Angeles’ta olmayı isterdim…

Rahatlamak için...

Genelde hayatı huzurlu yaşayan biriyim, en çok rahat hissettiğim yerler dostlarım ve ailemin yanı, onlarla görüşürüm.

Annenizle ve babanızla yapmayı en sevdiğiniz şey?

Onları evimde ağırlamayı çok seviyorum.

Evinizde hangi renkler baskın?

Beyaz.

Gardırobunuzun vazgeçilmez kıyafeti nedir?

Jean.

Buzdolabınızdan asla eksik etmediğiniz şey nedir?

Tuzsuz peynirlerim.

Tok olsanız bile hayır diyemediğiniz bir yiyecek var mı?

Oreo.

Şu sıralar en çok kullandığınız kelime nedir?

Tamam.

Söyleşi: Filiz Şeref

Murat Yıldırım'dan samimi bir röportaj, Murat Yıldırım'dan samimi bir röportaj

Yorum Yaz