Menü İcon

Merve Özbey: Vurur yüze ifadesi cahil misin bi tanesi?

"Vurur Yüze İfadesi" adlı şarkısı bir anda sosyal medya fenomenine dönen Merve Özbey, olan biteni bir tesadüfe bağlıyor. Şarkıyı siyasetçilerden, köşe yazarlarına herkes slogan haline getirdi.

Röportaj Gazetesi

Merve Özbey: Vurur yüze ifadesi cahil misin bi tanesi?

"Vurur Yüze İfadesi" adlı şarkısı bir anda sosyal medya fenomenine dönen Merve Özbey, olan biteni bir tesadüfe bağlıyor. Şarkıyı siyasetçilerden, köşe yazarlarına herkes slogan haline getirdi. Merve Özbey ise "Vallahi benim öyle büyük bir hikâyem yok" diyor...

"Vurur yüze ifadesi"nin sosyal medyada yaygınlaşması bir sosyal medya çalışması mı? 

Yok değil. Tamamen tesadüf. Ben normalde kendimle alakalı search ediyorum. Sosyal medyada ne yazmışlar ne etmişler diye. Sonra bir tane arkadaş, adını hep unutuyorum “Vurur yüze ifadesi, o kız kimdi bir tanesi” diye bir tweet atmış. Ben de bu tweet’e kendi kendime 20 dakika güldüm. O gün de boştum ve hadi daha yaratıcı, daha yaratıcı, daha yaratıcı derken buraya kadar geldi. Ama asla bir sosyal medya çalışması değil...

Yani bir tane trolün attığı tweet'ten mi yayıldı?

Evet aynen.

Kim ki o?

Bilmiyorum. Onu aşağıdaki tweetlerden bulalım. Çocuğun da hakkını yiyoruz ne zamandır. 200–300 takipçisi olan biri.

Çocuğa para verin bence. Şarkı patlamadı patlamadı ondan sonra patladı.

Ya azıcık yürümüştü ama öyle deme.

Çocuğun yerinde olsam para isterim ben. 

Doğru valla.

Bulsanıza şu çocuğun ismini. Geçen gün Ahmet Hakan’ın köşesinde bile okudum ben. 

Binali Yıldırım kullandı. Fatih Altaylı da... 

Kim şarkının söz yazarı?

Deniz Erten. 'Helal Ettim', 'Duman', benim diğer şarkılarımın da söz yazarı o. 'Aşk Kaç Beden Giyer', 'Rota'...

Hangisini sevdiğiniz en çok, bugüne kadar atılan tweetlerden? 

“Vurur yüze ifadesi, cahil misin bir tanesi.” Çok acayip, ona çok güldüm. Sonra şeye çok gülmüştüm: Canan Karatay: “Vurur yüze ifadesi onu yeme bir tanesi”

Belki de sosyal medyanın patlattığı ilk şarkı bu değil mi? 

Evet. Bu kadar patlattığı, evet.

Bundan önce var mı örneği?

Yok galiba, yok. Paylaşmalar olmuş olabilir. Ama bir şarkı sözü ilk defa bu kadar ‘caps’ haline geldi. Mesela bu şarkıdan sonra caps’lerden sonra, bu sosyal medyada yürüdükten sonra, şarkının klip izlenmesi bir anda 13 milyon oldu. Merak ediyor insanlar ve çoğu da bunun benim şarkım olduğunu bilmiyor. Bunun tamamen bir caps olduğunu düşünenler de var.

Ben de geçen gün fark ettim. Kaç yıl vokal yaptınız siz?

12 yıl.

Kimlere?

Hatırlar mısınız, bilmem. Bizim sizinle çok güzel hikâyelerimiz var. Utku var, Bengü var.

Emrah şarkısı… Neydi o? Kaç kere söyletiyorduk sana o şarkıyı bir gecede!

"Birimiz Ayakta Kalmalıydık"

Ebru hanım’la nasıl tanıştım?

Çok güzel şarkıydı.

Bir de benim heyecanımı düşün. Tamam, sahnedeyim. Önümde Armağan Çağlayan, Ebru Gündeş ve Bülent Ersoy oturuyor. Ben şarkı söylüyorum. Böyleyim bak, "Allah’ım şimdi bir şey olacak" diye. Onun ilk hikayesi de çok acayiptir. Kartal’da oturuyordum. Evden 20 TL para alıp çıktım. O zaman da Murat Pirpire diye bir solist var. Herkese gidiyorum, ekmek parası ya. Oraya koşuyorum, buraya koşuyorum, kazanmam lazım. 20 lira aldım evden, çıktım. "Nasıl olsa işe gideceğim" dedim. Bir de orada acayip olan şey şu, sabaha kadar çalışıyorduk ya Utku’yla. Sabah Taksim'e gidip otobüs bekliyorum. Parama da kıymıyorum yani. Gitmesin taksiye para diye... Kartal’a döneceğim bir de. Sonra o gün Murat Pirpire’nin konserine gittim. Konser iptal oldu. Zaten 20 liraya geldim, param yok, kaldım. Levent’in ortasında duran bir kadın, ne yapacağını bilmiyor yani. Annem de üzülmesin diye ona da bir şey demiyorum. Kemancı Erdem diye bir arkadaşım vardı. Muazzez Abacı’nın kemanla kafasına vurduğu... Erdem’i aradım. Erdem de Utku'yla çalışıyormuş. Ben de Utku diye birini biliyorum. Fakat hiç gidip izlemedim. Dedi ki "Gel kardeşim, biz işten sonra para alıyoruz, ben sana veririm." Gittim, oturuyorum. Saat oldu 1.30. Uyuyorum ama sahneye de çıkmayacağım. Allah’ın işi ya o gün Utku Hanım grip ve vokali yok. Beni gördü "Sahneye çıkar mısın?" dedi. "Tabii" dedim. Zaten iş kıyafetim var. Siyah siyah giyiyorduk o zaman. "İş kıyafetim var üstümde, çıkarım" dedim. Arkadaş bir çıktım, şarkı söylüyorum ben orada, böyle merdivenli bir yerdir. Bir kahkaha sesi geliyor ama ben bu sesi biliyorum. Bir şey geliyor. Çünkü o zaman kapat gözlerini, Ebru Gündeş söylüyor zannederdin. Tabii Ebru Gündeş her babayiğidin harcı değil ama benzetirdim sesimi. Bir baktım ki Ebru Gündeş iniyor, Armağan Çağlayan geliyor. Allah’ım dedim, nereye gitsem acaba. Utku da üstünü değiştiriyormuş. Ara veriyormuş. Titreye titreye şarkı söylemiştim. O günden sonra işte Ebru Hanım'la tanıştım. İki hafta sonra da Ebru Hanım'la çalışmaya başladım. Aynı zamanda Utku’ya da gidiyordum.

Demet Akalın’a da mı vokal yaptın?

Evet 4,5 yıl.

Zor bir şey mi vokal yapmak?

Zor tabii. O bir meslek. Solistliğe adım atmak için ya da popülerliğe adım atmak için asla bir araç değil. Çok isim var ama ben onu ileride çok iyi bir solist olacağım diye yapmadım. Mesleği çok severek yapıyorum. Bir kere mesleğinizi çok iyi bilmeniz lazım. Çok iyi tanımanız lazım. O böyle bayan solistse ya da erkek solistse o böyle arkaya döndüğünde bir an ‘a’ dediği an, ‘leb’ dediği an senin ‘çorum’ demen lazım. Bütün işin sadece onu izlemek.

Vokalin görevi öndeki sesin çıkamadığı sese mi çıkmaktır?

Yok değil. Aslında Türkiye’de böyle, ama aslında böyle değil. Solist kurtarmaktır vokalin görevi 3’ler 4’ler, hep böyle.

Vokal mucizesi solist var mı Türkiye’de?

Çok fazla yok ama bir sürü var, doğru. Hani böyle sert olacak ama müziği bilmeyip müzik yapan çok insan var.

Star olmak için iyi ses gerekir mi? Bence hayır. Star olmak bir büyüdür.

Doğru. Ben de mesela ben hep söylüyorum bunu, ben biraz şanslıyım.

Bence sesle ışık arasında Türkiye'de bir ters orantı var. 

Doğru.Ters orantı haklısın.

Sen kendini magazinden koruduğun için mi biz seni çok fazla ortalıkta görmüyoruz?

Korumak değil aslında. Hayatımda çok fazla bir şey değiştirmemeye çalışıyorum. Hepsi o. Evet şarkı söylüyorum. Sahneye çıkıyorum. Konser veriyorum ama benim kendime ait bir dünyam var. Orayı da hiç zedelememeye çalışıyorum.

Niye?

Çünkü seviyorum. Yani şöhret dediğimiz kavram, hani insanlar tabi sevsinler, tabi şarkımı dinlesinler ama her yaptığım olay olursa ne kadar rahat edebilirim. Onun tedirginliği ve korkusu var. Açıkçası. Düşünsene a diyorsun olay oluyor, b diyorsun olay oluyor.

O bence bilinçli bir strateji ama. 

Olay olması mı?

Onu olay olsun diye söylüyor zaten. Onu söylediği için olay olmuyor. O başka bir şey. Onlar magazin starı.

Doğru. Çok da kapalı değilim aslında. Ama normal stabil hayatım bir önceki hayatım nasılsa hala devam ediyor. Sadece çok daha fazla insan şarkımı söylüyor. Çok daha fazla insan tarafından alkışlanıyorum. Bu da bana gurur veriyor.

Biz anneciğimle çok zor büyüdük

Ne mezunusun?

İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı. Lise girişliyim. Bir de Anadolu Üniversitesi İnsan Kaynakları. Ama ona çok eğilemedim. Daha mezun olamadım oradan.

Niye onu okuma ihtiyacı hissettin? "Bu sektörden ekmek yiyemezsem" diye mi? Çünkü dünyanın en zor sektörü bence.

Biz anneciğimle çok zorlukla büyüdük beraber. Dolayısıyla benim hep bir b planım olmak zorundaydı. Ben çalışan insan hastasıyımdır. Yani elini taşın altına koyacaksın birken üç yapmak zaten senin elinde. Tamam orayı okuduk. Onun için de formasyon alman lazımdı. O zaman formasyon fiyatları çok yüksekti. Öğretmen olmak için yıllarca atama bekliyorsun.

Konservatuarda okurken bir gün "celebrity" olacağın aklına gelir miydi?

Tabii hiç öyle bir hayalim yoktu ki benim. Erdem’le karşılaşınca yani hayatın hiçbir döneminde öyle büyük beklentilerim olmaz. Ben bile hâlâ Berkan’ı arayıp ne olduğunu soruyorum. Belki size saçma gelebilir ama, "Abi ne oluyor, bir şey oluyor ve benim haberim yok" diyorum. Gidiyorum mesela, insanlar tanıyorlar. İki yıl boyunca biz hiç göstermedik kendimizi, şarkı aldı yürüdü ama insanlar hiç tanımıyor. Şimdi biri gelip titreyerek sana CD'ni getiriyor. O titriyor, ben titriyorum; çok komik. Diyor ki "Merve Hanım sizi çok seviyorum." "Ben de sizi çok seviyorum, ne olur titremeyin." Gerçekten hiç öyle bir hayalim olmadı yani.

Bu vokal kullanan solistler çok mu kaprisli olur?

Yo...

Niye bize öyle bir duygu geçiyor sahnedeyken? 

Çünkü atıyorum, solist gerçekten vokalin yaptığı bir yanlışı gördüğü an bize dönüp bakarlar hemen, durdukları o an da seyircide böyle bir psikoloji yaratıyor olabilir.

Çok geçer öyle bir duygu... Birden bakarlar ya, yan gözle falan. 

İşte orada bir de vokalin halini düşün. İnsansın ve yanlış yapabilirsin çok normal. Şey de oluyor mesela; insan yanlış yapıyor ya, ben mesela vokal kullanmıyorum. Vokal kullanmamam da, "Benim sesim çok iyi, o yüzden vokal kullanmıyorum" diye değil. Her konuda çok mütevazi bir kadınım ama bu konuda hiç mütevazi bir kadın olmayacağım. Ben mesleğimin zamanında birkaç büyüğüm haricinde en iyilerinden bir tanesiydim. Dolayısıyla çok iyi birini bekliyorum. Hem gerçekten çok hevesli, gerçekten bu mesleği seven ve işini yapmayı isteyen... Ama ben mesela solistlerimle böyle haldır haldır hiç bir problem yaşamadım. Hâlâ hepsiyle görüşür, selamlaşırım. Beraber emek edip kazandığımız paralar için her defasında teşekkür ederim. Allahtan hiç öyle bir sorunum yok.

Niye "Zorlukla büyüdüm" dedin demin?

Bir şeylere sahip olmak için çaba sarf etmemiz gerekiyordu.

Baban yok.

Babam var. Ayrılar ama tabii o zaman birazcık daha uzaktı. Ya bir şey söyleyeceğim, öyle büyük bir hikâyem vallahi yok ya.

Kaç yaşındayken ayrıldılar?

10 ya da 11 olması lazım.

Hatırlıyorsun.

Hatırlıyorum tabi ki.

Travma mıdır o bir çocuk için?

Bu sizin kendi kişiliğinizle alakalı bir durum. Ben hayatımda yaşadığım hiçbir şeyi kötü, tu kaka, "Allah’ım bayılacağım, öleceğim" diye yaşamadım. Onun yaşanması gerekiyormuş. Çok daha büyük şeyler ve sıkıntılar olabilirdi. O da benim sınavımdı. Hiç öyle "Allah’ım annem ayrıldı, babam ayrıldı. Çok kötüyüm, psikolojim çok bozuk, kendime jilet atayım" gibi şeylerim olmadı. İkisine de saygım sonsuz. İkisinin verdiği karardır zaten. Siz bu yemeği yemekten mutsuzsanız bence yememelisiniz. Ben onu hiç travmasını yaşamadım. İkisi de elinden geldiği kadar annem ayrı tabi.

Ama sen annenin yanında kaldın.

Evet. Ben annemle kaldım.

Ve annen çalışıp seni okuttu. 

Ve o dönemde, hatırlıyor musunuz bilmiyorum ama annem mutlaka haftada iki kere gelirdi oraya.

Anneni hiç hatırlamıyorum. Niye bilmiyorum. Belki de annen olduğunu bilmediğim için. 

Haftanın iki günü mutlaka gelirdi. Düşünsenize devlet memuru ve sabah 9’da mı 8’de mi işte olmak zorunda. Sabah 6’ya kadar biz böyle sahne yapardık. O böyle otururdu, çayını kahvesini içerdi. Annem erkek gibi kadındır. "Ben buradayım" der her zaman. Otoriterdir de.

Şimdi yine yanında mı geziyor?

Yok. Yanımda gezmez.

Geçmişte böyle bir model vardı.

Yok. Öyle değil, hayır.

Kimden en çok şey öğrendin sahnede? Mesela Utku’nun sahnesi acayiptir.

Çok acayip. Gündeş’ten çok şey öğrendim.

Şarkı söylemek anlamında mı?

Duruş, hareket zaten herkesi dinliyorsun. Önüme gelen herkesi dinlerim. Ne yapmış ne etmiş diye. Sahnedeki duruşu ve bakışı çok acayip değil midir Ebru Gündeş’in. Ben buradayım der. Çok acayip bir aurası var. Günay’da çalışırken mesela Günay’in kulisi uzundur ya da kapıdan geldiğini anlardın yani. Demet Akalın’dan hayatımın en büyük derslerini aldım. Gerçekten.

Mesela.

Sahnede ne yapılır. Müşteriyle nasıl konuşulur? Nasıl durulur? Neler giyinilir? Utku zaten hani o en başından beri benim hayatımdaki en önemli kapıyı açan insandır. Yani ben hala hani gitsem görsem uzun zaman oldu görüşmeyeli ama konuşuyoruz telefonda biliyorum ki bugün bir sıkıntım olsa Utku’nun kapısını çalsam ilk açacaklardan bir tanesidir. Gönlünün güzelliğinden dolayı bunları söylüyorum. Hiç mesela o da sinirli bir solisttir mesela kızar eder ama ben hiç öyle bir şeyini duymadım. İşinde mükemmeliyetçi çünkü kadın. İşini seviyor.

Dönüm noktam, Demet Akalın lansmanı

Tık nerede attı. Hayat nerede değişti?

Demet Akalın’ın bir albüm lansmanında yine ben solo bir performans sergilerken, Erdem Kınay geliyor. Ve Gökhan Şahin diye söz yazarı bir ağabeyimiz vardır bizim. Erdem diyor ki "Bu kız kim?" Diyor ki "Merve." "Ara bakalım" diyor, Erdem beni arıyor. "Görüşebilir miyiz?" "Tabii, görüşebiliriz" dedim. Erdem Kınay arıyor, koştur koştur gittim. Demolarını okumaya başladım. Bir gün evde pijama terlik oturuyorum. Yine Erdem aradı. Dedi ki "Senin o okuduğun demolardan ve topladığın parçalardan bir tane proje albümü yapacağım. Albümümde olmak ister misin?" "Seve seve" dedim. Ama albümdeki isimlere bir baktım; Bengü, Demet Akalın, Murat Boz... Bir sürü isim var. Orada bir tedirginlik yaşamadım değil. Ama çok büyük hayallerim ve beklentilerim olmadığı için "Acaba olur mu?"yu da hiç düşünmedim değil. Sonra işte "Duman" patladı. Dönüm noktam Demet Akalın’ın albüm lansmanında Erdem’in beni görmesi.

Sonra, iki yıl mı?

İki yıl. 1,5 yıl "Duman" onun arkasından "Helal Ettim" şimdi albüm yaptık, "Yaş Hikayesi".

Çok mu arabesk bu albüm?

Değil ya. Sizce öyle mi?

Bir arabesk tını var.

"Usta"yı dinlediniz mi? Bir tane böyle baba bir arabesk var. Evet bir arabesk tını var ama…

"Yaş Hikâyesi"nde de arabesk tını var. 

"Helal Ettim"de de var, "Duman"da da var. Galiba bizim tarzımız öyle oturuyor ya.

Çok mu seviyorsun arabesk? Sen vokalken de arabeski iyi okuyan bir kızdın. 

Okuyorum, seviyorum arabesk okumayı. O, nağmeleri birazcık ezmeyi seviyorum. Biz acıyı seviyoruz insan olarak hepimiz seviyoruz. Sevmeyen yok. Dolayısıyla hani mutsuzken açıp da Beyonce dinlemiyorsun. Kafan dağılsın diye. Cengiz İmren dinlersin, Müslüm Gürses dinlersin, Orhan Gencebay, Yıldız Tilbe dinlersin, nağmeyi ezerek insanlara şarkıyı vermeyi seviyorum. Birazcık yayarak okumayı seviyorum.

"Çok bağırıyorsun" diye eleştiriyorlar seni.

Hayır, öyle değil. Nasıl diyeyim... Örnekle anlatmam lazım. Şunu diyemezsiniz; Allah belanı versin. "Allah belanı versin" dersin ya. Şarkının sözlerinde bangır bangır acı var. Acı çeken bir kadın var. Aldatılmış bir kadın var. Onu da naif naif anlatamazsınız ki, bir de bu benim tarzım herhalde. Ben de çok duyuyorum bunu. Ama benim yansıtmaya çalıştığım şey, şarkının sözlerinin ve bestenin hakkını verebilmek. Acı çekiyor kadın, adama bağırıyor. Mahvetmiş adam onu. Onu düşünerek okuyorum zaten bütün şarkıları, şarkının hikâyesi benim için çok önemli. Kadın ne diyor, adam ne diyor.

Niyeyse hep öyle şeyler okudum. Çok bağırıyor, çok bağırıyor, çok bağırıyor.

Ben de aynı şeyleri okuyorum ama tabi bu benim söyleyiş tarzımı değiştirmiyor.

Ben dinlediğimde, sen bağırıyorsun gibi gelmiyor. 

İşte bakış açısı. Kulak farkı. "Yaş Hikayesi"nin sözlerinin bir manası yok. Ne anlıyorsun bizim anlamadığımız sen? Çok da bir şey anlatmıyor bize! Yani cümleler devrik, ifade kopuk, nereden nereye gittiği belli değil hikâyenin. Deniz çok sağlam söz yazarıdır da, o anda mesela sorarım "Ne hissettin de yazdı bunu?"…

Sen bir hikaye biliyorsun şarkıyla ilgili.

Tabii.

Müzik sadece eğlence değil

Senin bir metnin var bizim bilmediğimiz.

Alt metnim var. Bir de ben de eğer onu öğrenememişsem kendime kurguluyorum hemen.  Çünkü hissedemeden söyleyemezsin. Bana herkes aynı şeyi söylüyor: Niye yabancı şarkı söylemiyorsun? Çünkü ben İngilizce bilmiyorum. Bu da benim ayıbım olsun. Bilmediğim şarkıyı tamam, taklit ederek söyleyebilirim, recording gücüm çok kuvvetli, aynı şekilde de söylerim ama anlamadığım şarkıyı söylemek istemiyorum. Çok kayıttayım Armağan. Herkesi izlerim ne oluyor, ne bitiyor, nasıl hareket ediyor.  

O zaman taklit de yapabiliyorsun ses taklidi. 

Yok, ses yok. Hani görüntüsü, oturuşu, duruşu görsel hafızam kuvvetli.

Çok iyi bir şey ama o, büyük avantaj.  Şimdi işler durdu mu? Hep öyle bir şeyler duyuyorum. Müzik sektöründe çalışanlardan: İş yok, iş yok. 

Eskiye oranla tabii büyük konserler, canlı işler çok fazla değil. Ama ülkemizin içinde bulunduğu bu terör olaylarından hepimiz, herkesten daha fazla etkileniyoruz. Orada anlaşılmayan tek nokta şu: Kadın solistse ya da erkek solistse çok büyük paralar kazanır. Onun bir tane konsere ihtiyacı yok. Ama onun background'unu kimse düşünmez. Benim 11 kişilik bir ekibim var. Bu adamların ev kiraları var. Bu adamların çocukları var. Bu adamların faturaları var. Bir şey duracaksa, hep beraber durmalı. Hep beraber durmalıyız yani. Durulsun, durulmasın demiyorum. Tabii ki durulsun. Tabii ki acımızı da yaşayalım ama müzik hiçbir zaman eğlence sektörü değil. Bizim kaybettiğimiz yer orası. İnsanlar müziği eğlence sektörü olarak görüyorlar. Halbuki ilahide de müzik var. Ağıt da bir müzik. Ninniyle uyuyorsun, o da bir müzik. Hayatın her yerinde var. Bir şey oldu mu en fazla müzisyenler etkileniyor.

Bu kadar karmaşa seni ürkütmüyor mu?

Ürkütmez mi. Çok ürkütüyor. Tedirgin olmaz olur musun... 

Mesela ben her şey kontrolüm altında olsun istiyorum. Bütün gece siyaset dinliyorum. Kim ne diyor, ona bakıyorum. Her gün okuyorum. Acayip bir hale geldim.

Bilinçliyiz çünkü. Ben de okumayı çok severim. Gündemde ne olmuş, ne bitmiş, kim ne demiş, kim ne açıklama yapmış, bakan ne konuşmuş, cumhurbaşkanımız ne konuşmuş, başbakanımız ne konuşmuş. Ama bizim kontrolümüz altında değil zaten. Çünkü okuyan ve gerçekten izleyen çok az. Taraf belli etmek, etmemek, benim düşüncem ve benim tercihim. Belli ederim. Önceden takım söyleyemiyorduk. "Hangi takımlısın?" dediklerinde "Ben sporla ilgilenmiyorum" diye cevap veriyordum. Şimdi insanlar takımlarını da söyleyebiliyor. Taraflarını da belli edebiliyor. Gösterebiliyorlar ki 70 milyonluk bir ülkede yaşıyorsun. Tabii ki biri birini savunurken diğeri başka bir şey savunacak. Ama bunun tadı kaçmadan olmalı. İnsanlar ölmeden bunlar yapılmalı. "Ben tarafsızım" diyemem. Tabii ki inandığım ve güvendiğim bir taraf var. Çok konuşamıyorsun. "Niye öyle konuştun, niye böyle konuştun" oluyor ama bu benim inancım, kimseye de zarar vermediğim sürece, bunu konuşabilirim.

Ama şimdi tutup da taraf söylesen...

Ha onu söyleyemiyorsun tabii.

Söyleşi: Armağan Çağlayan

,

Yorum Yaz