Menü İcon

Merve İldeniz: "Huzurun yolu hafif kalmak"

Merve İldeniz, ünlü bir manken olduğu günlerde içindeki huzursuzluğu fark etti, kendisine yapıştırılan her şeyden sıyrılmak için bir yola çıktı. Bugün dönüp baktığında "Bir gün bile pişman olmadım" diyor.

Röportaj Gazetesi

Merve İldeniz: "Huzurun yolu hafif kalmak"

Merve İldeniz, bir zamanlar podyum dünyasının kraliçesiyken çok güzel ve özel bulduğum bir isimdi. O zaman bile kurulu düzenin tersine çıkışları, statükoyu sorgulayan tavırları olurdu ve bu da benim çok hoşuma giderdi. Kalıplara uymayan bir ruhu vardı. Sonra her şeyi bırakıp evlenip, anne olup, güzel hayvanlarla, doğayla iç içe Bodrum’da yaşamaya gittiğinde idolüm oldu. “Evet” dedim, “O işte benim yapmak istediklerimi yapan şahane kadın.” Onunla aynı yaşlarda oluşumuzun yanında bir ortak özelliğimiz daha vardı, ikimiz de Yay burcuyuz. Yay insanları doğaya aşıktır, kalıplardan hoşlanmaz ve Jüpiter insanı olarak iyimserliğe eğilimlidir. 2009’da çalıştığım gazeteye Merve İldeniz röportajı önerdim. Bayılarak kabul ettiler, ben de onunla Bodrum’da tanışma fırsatı buldum. Tam göründüğü gibi bir insanla karşılaşmanın mutluluğunu yaşadım. Hafif, eğlenceli, bilge, çocuk, zarif, şaman bir kadın gördüm. Doğayla, kızıyla, hayatla ilişkisine bayıldım. O gün bugündür sosyal medyada bilgelik dolu, eğlenceli paylaşımlarını hep izliyorum. Merve İldeniz’in Pozitif okurları için de bir rehber olabileceğini düşündüm. Gerçekten de unutulmayacak, dolu dolu bir röportaj verdi.

Podyum dünyasının kraliçesiydin, zenginlik, güzellik, şöhret... Buradan o günlere baktığında neler hissediyorsun?

Yaşadığım her güne baktığımda, sanki ölmüşüm de hayatıma bakıyormuşum gibi şefkat duygusu duyuyorum. O zamanki Merve kendi bildiği doğrularını yapıyordu. Aslında bize öğretilen, değer olarak verilenleri edinmek üzere hazırlanıp topluma salınmıştık ve bu bahsettiğin zenginlik, güzellik, şöhret gibi değerler de önemli hedefler kabul edilmekteydiler. Halen de çoğunluk için öyle gibi... Ben de dürüst ve adil şekilde profesyonelce işimi yapıyordum. Hedefim, hayatımı idame ettirmekti. Şöhret sonrasında getirisi olmuştu, hedef değildi. Podyum dünyası da -dışarıdan nasıl görünür tam emin olmamakla beraber- bir cennet bahçesi değildi. Ne yaşamış olursam olayım genel olarak iyi baş etmişim ve beni bugün olduğum kişi haline getiren etkenlerden bir bölümüdür o günler. Farkındalıksız bir dönem için sunulan sınavlarda seçimlerimi bilerek ya da bilmeyerek yüksekçe kabul ettiğim bir çizgide yapmış olmanın karmasını da yemekteyim afiyetle doğrusu.

Uzun yıllardır Bodrum’da, doğada eşinle ve çocuğunla yaşadın, bu tercihin sebebi neydi?

Bir gün vardı durup çok ciddi olarak düşündüğüm. Demin sayılan şeyleri fark edişim. Şöhret, para, güzellik, imrenilen bir evlilik... Yani hedeflenen her şey gibi görünmekteydi. Ama bir sorun
vardı. Mutsuzdum diyemem ama çok huzursuzdum. Sanki yapmam gereken çok önemli bir şey vardı ve onu kaçırıyormuş gibiydim ve üstelik onun ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu. Sıkı düşündüğümde sahip olduklarımın benim mutluluk kaynaklarım olmadığı, toplumun bana ittirdikleri olduğunu görebildim.
“Peki beni ne mutlu eder?” diye düşünmeye başladığımda ise yanıtın, o şekilde yaşamaya devam edecek olursam yapmaya asla vakit bulamayacağım şeyler olduğunu görmüştüm. Ben deli gibi spor yapmak, dalış öğrenmek, doğada bulunmak ve aslında doğayla oyun oynamak isteyen içsel bir çocuğa sahiptim. Her gün birbirinden şık kıyafetler giyinip salon kadını olmak ile alakam yoktu. Zevk almıyordum. Eşime şehirde kalamayacağımı zaten evlenmeden de söylemiştim ama
artık duramaz olmuştum çünkü yaşım 35 olmuştu ve yapmayı istediklerimi 60 yaşında yapamazdım. Anlayışla karşıladı. İşi şehirde olduğu için çok da ıssız olmayan, hastane
ve havaalanı gibi imkanları olan Bodrum’da karar kılıp taşındık. O bağlantılarını kopartmadı ama ben her şeyimi elden çıkartıp tamamen terk ederek geldim. Hiç bir bağ, mal mülk bırakmadan... 15 yıl geçti aradan ve ben tek bir gün dahi pişman olmadım.

Ruhsal olarak seni tetikleyen, çağıran şeylerden bahsedebilir misin?

Gelmeden evvel, tüm din kitaplarını bir vesile ile okumuştum ve hiçbirine aidiyet hissedememiştim. İçimde son derece agnostik bir yapı vardı ve körü körüne hiçbir şeye kaptıramıyordum. En ufak bir ruhsal öğreti ya da arayışta da değildim. Konudan haberim yoktu ama 2000 yılında doğayla yakınlığım artmaya başladıkça bir değişim eydana gelmeye başladı. Nitekim doğa canlı ve bilinç sahibidir. Benim üzerimde çalışmıştı, ben onun üzerinde çalışıyorum sanırken.. Adeta beni çağırmıştı. Gene de esas açılımın annelikle başladığını söylemem gerekir. 2001 yılında...

Farkındalığı yüksek bir insansın. Bu yolculukta kimler rehberin oldu, nelerden etkilendin, kimleri okudun, neler yaptın, neler fark ettin?

Bu kısaca özetlenecek bir cevap değil ama yapmaya çalışacağım. Öncelikle doğa öğretmenimdi. Ben ise çok hevesli bir öğrenciydim. Kitap okurdum ama o sıralar spiritüellikten ziyade sosyolojik ve psikolojik eserlerdi. Kendimce fikirler geliştirirdim
ve etrafım beni yadırgardı. Bebeğimi yetiştirirken, aslında hiçbir yerde o ana dek okumadığım ama sonradan bilgilendiğimde şamanik olarak adlandırabileceğim tavırlarım başlamıştı. Öncelikle “şey”lerin o ana dek sandığım gibi olmadıklarından şüphelenmeye başladığım bir dönem oldu. Elbette merak ve niyet mekanizmalarını sonradan öğrendim ama o sıra bunlar doğal yoldan çalışmaya ve gerçekliğimi etkilemeye başlamışlardı bile. Bana her sorana dediğim gibi, belli
bir yol yoktur. Olamaz da... Hepimiz nasıl farklı özelliklerde isek, yollar da o denli farklı olacaktır. Bir başkasının yoluna da öykünemedim, ısınamadım hiç... Öncelikle bana yapıştırılan her şeyden sıyrılmaya çalıştım ki gerçek Merve’yi bulabileyim ve içimden gelenler dışında hiçbir şeyi yapmamaya çalıştım. İmkanlar el verdiğince... Hiç utanmadan şunu söyleyebilirim ki Krishnamurti’den Osho’ya, Ra bilgilerinden Pleaides öğretilerine, Tanrı ile Sohbet’lerden Carlos Casteneda’ya uzanan geniş bir yelpazede ülkede basılan, spiritüel olarak gruplandırılan her ne buldumsa okudum. Bunu rahatça yapabiliyordum çünkü hayatımda televizyon yoktu, gazete yoktu. Düşünce ile gerçekliğimizi yaratma kavramıyla tanışmamla onu reddetmem bir olmuştu. Yaşadığım yığınla korkunç şeyi
de kendimin yaratısı olarak görmeyi egom reddetmişti. Sadece iki seminer yapabildim. O sıralar ortalık seminer ve şifacılarla kaynamıyordu. Benim gittiklerim prizma/rainbow ve labirent serisiydi. Gayet pahalı
 ve enteresan seminerlerdi. Başka hiçbir seminere gitmedim. Ne zaman düşüncenin gerçeklikteki etkisine iman ettim, o zaman ne düşündüğümü fark etmediğime de hükmettim. Eyvahlanmıştım çünkü sonuçları bazen kötü olabiliyordu. Yılan sokmasından şiddetle korkarsanız yılan sokacaktır sizi...
Farkındalığımın gelişmesine niyet ettiğim zaman karşıma Vipassana çıktı. Bana gerçekten son derece faydası dokunmuştur. Arada bir boşanma yaşadım. Hayat devam ediyordu. Tek başıma bir kız büyütüyordum. Bu nedenle sonrasında da hiçbir yere gitmedim. Kendim üzerinde kendi başıma çalışabileceğim kadar alt yapı edinmiştim.
O ilgi ve heyecana sahiptim. Gerisi ise
 hiç bitmeyecek bir yolculuk sadece; fark ettiklerimi yaşamaya çalışırım.

Yaşama nasıl bakıyorsun, seni neler mutlu ediyor, neleri fark etmeyi seviyorsun?

Hayata harika bir şey olarak bakmaktayım. Oldum olası iyimser biriydim, neşeliydim, mizah severim. Oyun oynamak, çocuklaşmak beni mutlu eder. Doğa, hareket, spor mutlu eder. Hayvanlar çok mutlu
eder. Hepsinden önemlisi mutlu olmaya bağımlı değilimdir. Mutlu olmasam da dert olmaz. Huzurun yolunu buldum çünkü... Hafif kalmak... Mutluluk da mutsuzluklar gibi geçici. Her şey süperdir, kedim ölür, o gün mutlu olamam. Ama ertesi gün çilek çıkar çok mutlu olabilirim. Bunların doğası gelgeç... Amaç olamayacak denli uçucular ama maalesef herkesin peşinden koştuğu şey mutluluk... Ben huzura önem veririm ve ruhsal kimliğimi fark ettiğimden beri tam teslimiyetle yolumda ilerlemeyle huzur bulurum.

Ara sıra da olsa eski hayatını özlüyor musun?

Hayır.

Anne olmak nasıl bir deneyim, sana neler öğretti?

Anne olmak şu dünyada yaptığım en zor şeydir. Bir insan yaratmak kolay ama boş bir deftere yazmak kadar geniş sorumlulukları var. Ben kızımı, öğrendiklerimle paralel bir zamanlamayla öğrendiklerim gibi yetiştirmeye çalıştım. Özgür, ve güçlü bir kişiliği var. Ajitasyon ya da manipülasyon görmedi. Karşılıksız ve özgür bırakıcı bir sevgi gördü. Onu büyütürken hem şifalandım hem öğrendim. Onunla 
birlikte adeta kendimi de tekrar büyüttüm diyebilirim. Kızıma iyi bir miras ya da eğitim sağlamakla ilgilenmedim. Düşüncelerini pozitif tutmayı, bitti gittiyi ve bağımlı olmamayı, spiritüelliği ve farkındalığı öğretmeye çalıştım. Doğa ve hayvanlarla iletişimi, özgür bırakmayı, kendine hiçbir şeyi şirk koşmamayı öğrettim. İleride kendi bunlarla ne isterse yapsın.

Arada Bodrum’la ilgili bir filmde yer aldın. Aslında biraz da bunu Bodrum’a dikkat çekmek için yaptın, şimdiki Bodrum hakkında ne söyleyebilirsin?

Zaman her şeyi ve her yeri değiştiriyor. Ben değişimi seviyorum ve buranın şu
 an olduğu hal için her gün şükrederim. Özellikle de büyük şehire gittiğimde...Canım istediğinde durup üzerimdekileri çıkartıp
hemen girebileceğim temizlik ve sıcaklıktaki denizini, mis gibi tertemiz oksijenli havasını, kışın ılımanlığını ve yemyeşil oluşunu, sakinliğini, yazla gelen neşe ve tatil enerjisini çok seviyorum. Bodrum’un ve bilhassa Muğla’nın çok özel bir yer olduğuna ve zamanındaki seçimim nedeniyle bugün adeta kurtulmuşlardan gibi olduğuma inanıyorum. Dersler ve tekamül her yerde ama burada fon güzel.

Vipassana yaptığını biliyorum, başka hangi ruhsal çalışmaları yapıyorsun?

Belirli disiplinlerin insanı değilimdir. Yalnız niyetin gücüne inanırım. Tek önerim kalbinizin dediğini yapmanız. O çünkü ya sıkılır daralır ya ferahlar. Bundan güzel ve net işaret olamaz. O size kendi yolunuzu bulmanızda yardım eder. Siz sadece niyet edin, gerisi kendiliğinden olacaktır. Şu ya da bu yol doğru değildir, hepsi doğrudur
ya da hepsi yanlış da olabilir. Bize göresini bulmalıyız.

Enerji konusunda ne düşünüyorsun, sence enerji tümüyle yönetilebilir mi?

Her şey enerji sonuçta. Ve enerjiyi yönetme liyakatlere göre kesinlikle ayarlanmış olmalı yoksa görece kötü niyetler ortalığı karıştırabilirdi. Enerjiyi tümüyle yönetme bilinçteki gelişime paralel olarak gelişerek mümkün olabilir. Belki bu hayat değilse de bir gün bir yerde.

Şamanik çalışmalar yapıyor musun?

Bazen. Hepsi de son derece kendime göre ve o an içten geldiğincedir.

Rüyalar, astroloji vesaire ile ilgili misin?

İlgimi çeken ve evren ile kendimi anlamama yardım edecek her şey ile kalbime göre amatörce ilgilenirim. Ama hiçbir 
şeye fazlasıyla takılmam, çok da ciddiye almam. Bir hiç olarak zerre de olsam kendi evrenimin merkezi benim ve hepsi, her şey benim içindir. İlgi duyduğum kısımlarına dalmaktan kendimi esirgemem.

Kısaca bir gününden bahseder misin?

Çok kabaca gerçek bir emekli hayatıdır. Her gün spor yaparım. Erken kalkarım. Öğlene dek hareket. Sonra biraz yavaşlarım, ilgilenecek bir evim, hayvanlarım ve bahçem var. Görüşecek arkadaşlarım var. Sosyalleşmemi sosyal medyadan halletmeyi severim. Özelde doğada yalnız olmayı tercih ederim. Günü spiritüel tarzda kalbime göre yaşarım. Şükrederim.

Hayat felsefeni sorsam ne derdin?

İyi eğlenmek ve öğrenmek derdim.

Söyleşi: Kevser Aycan Aşkım Saroğlu

,

Yorum Yaz