Menü İcon

Medya Kralı geri döndü! - Okan Bayülgen Röportajı

Medya Kralı geri döndü! - Okan Bayülgen Röportajı

Türk tiyatrosunun onur nişanesi diyebileceğimiz ‘kavuk’ televizyon için de geçerli olsaydı, medya kralı olarak siz tacınızı kime bırakırdınız?
Kimse bir şeyi başkasına devretmez, aslında birileri gelir ve alır. Yani aslan belgeseliyle çok benzer. Dur bakalım, daha genç adamların başarılı olmasını bekliyorum. Birçok isim sayabilirim ama bir diğer ismi üzmek, kimsenin şevkini kırmak istemem.

Ressam Francis Picabia, Dadaizm hakkında yazdığı metinlerden birinde: “Erken bunayan bir kral tanıdım, deliliği yüzünden kendini kral sanırdı” diyor. Sizde de biraz delilik var mı?
Deli olabilirim. Ben de Picabia gibi olmasa da, bundan yıllar önce bir televizyon programı jeneriğinde kral metaforunu kullanmıştım: Aklı olmayan adamın sadece ilginç olduğu için bir mikrofona konuşmaya başlaması, herkesin ona ‘kral’ demesi ve sonra kralın bakıp da aslında herkesin (yeni medyayla beraber) kral olduğunu görmesi ve bu yüzden ölmesi… Hiçbir zaman entelektüellik iddiasında olmadım. Ben hep çok meraklıyım, ömür boyu durmayacak bir şey bu. Herhangi birisi ilginç bir şey söylüyorsa hemen peşinden koşabilirim, bu beni besliyor.

“İnsan bilerek kötülük yapmaz, kötülüğün temeli cahilliktir” der Sokrates. Bu perspektiften bakarsak, cahilliğe karşı savaş verdiğiniz oldu mu?
Gösteri dünyasında olan bir adamın öğretmen tavrıyla konuşmasına imkan yok. Genelde benim de merak ettiğim konular ve bu merak insanlar tarafından da paylaşılır mı diye konuk aldığım insanlar var. Her şeyi yüksünmeden, özgürce yapmaya çalıştım. Tabii ki bütün televizyon yöneticileri kim en çok reyting getirecekse, onu konuk almamı ister. Ben de genellikle şöyle söylerim: Göğüsleri çok büyük bir kız var, onun yanına bir profesör koysam olur mu? Aslında seyircinin gözünü oyalayıp bir şeyler yapmaya çalışırım. İnsan dönüp meslek hayatına baktığında ‘ulan bir katkım oldu mu?’ diyor. Bakıyorum ki olmuş. Kimisine arkadaşlık yapmışsındır, kimisine malumat vermişsindir, kimisine yalnızca karnının ağrıdığı ya da sevgilisinden ayrıldığı bir gecede dostluk yapmışsındır. Ama ‘bu memlekete kültür aşılayacağım’ gibi bir derdim hiçbir zaman olmadı.

Günümüzde herkes yediğini, gezdiğini, yaşadığını kendi rızasıyla teşhir ediyor. Tanınmış insanları düşünürsek, magazincilere de gerek kalmıyor artık. Siz önceden de mahremiyetinizi magazine sunan biri olmadınız, şimdi sosyal medyadan da hayatınızı sergilemiyorsunuz. Mahremiyet sizin için ne ifade ediyor?
Mahremiyeti ilk başta bir terbiye olarak görüyorum. Yani ‘kaburga sofrasında bunları yedik’ fotoğrafı koymakla; ‘dün gece şöyle seviştik’ fotoğrafı arasında hiçbir fark yok bence. Bakın vücudumu nasıl da güzel geliştirdim, memelerim dimdik, bakın benim çocuğum en güzel, en hoş, en çalışkan; bakın benim ne kadar güzel bir arabam var. Bütün bunlar bana edepten uzak, pornografik görünüyor. Çünkü nedir pornografi? İnsanları kaşıyacak, tahrik edecek şeyleri, en düz, en özensiz, en direkt olarak sunmaya pornografi diyoruz. Yani hiçbir estetik kaygı gütmeden, hiçbir şekilde üzerine düşünmeden ‘bakın bu benim cinsel organım’ demekle, ‘bakın bu benim bugün yediğim et’ demek arasında fark görmüyorum. Dolayısıyla haberlerde kan göstermenin de bir farkı yok. Bunlar güdülerimize, bilinçaltımıza direkt hitap eden şeyleri kaşımakla ilgili. Bir şempanzenin kıçının fotoğrafıyla, bir kadının göğüslerinin fotoğrafı arasında bence hiçbir fark yok. O zaman niye geliştik ki?

Geçenlerde kızınız İstanbul’u programınıza konuk aldınız ve arkadaş gibi olduğunuzu söylediniz. Ondan aldığınız en akılda kalıcı tavsiye neydi?
Sigarayı bırak, sigarayı bırak, sigarayı bırak. Her türlü tehdit var, yapmadığı şey yok. Onun dışında babasını seviyor, babasına inanıyor ve güveniyor. Babasına bir hayranlığı yok.

Peki size benzeyen yanları neler?
Çok fazla benzeyen yanı var, annesine de var. Ama zaten bana benzemesini istemiyorum. Kızım doğduğundan beri bana benzeyen, benden dolayı olan ama ayrı bir genetik yapısı olduğunu, ayrı bir kişiliği olduğunu hesaba katıyorum.

Baba olmanızın getirdiği sorumluluklar geleceği tasarlarken sizi olduğunuzdan daha tedirgin ve umutsuz bir adam yaptı mı?
Hayır. Ona bir kere bile sinirlenmemiş, kızmamış, sesini yükseltmemiş ve hiçbir zaman da bunu yapmayacak bir baba olarak; onu korumak, onu sevmek, onu finanse etmek ve tabii ki kültürel olarak beslemek ödevlerini bilen bir baba olarak hayatımı sürdürüyorum.

Gençliğinizin ilk yıllarından bu yana aşka bakışınızda ne gibi değişiklikler oldu?
Bir ara nasıl heyecanlandığımı, duygularımın nasıl zirveye çıkabildiğini ve o zaman aşık olduğum kişinin beni bunlara sürükleyebilen bir insan olarak ne kadar vazgeçilmez olduğunu düşünürken; şimdi yavaş yavaş aslında oyun kurucusunun, senaryo yazarının ve yönetmenin ben olduğumu düşünüyorum. Neye ihtiyaç duyuyorsam bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, kendimi o hikayenin içine soktuğumu ve o hikayedeki kadın kahramanı yarattığımı düşünüyorum yani. Gençler belki anlamayacaktır ama sonunda acı çeken ve mahvolan karakteri oynadığınız filmin senaryo yazarı ve yönetmeni sizsiniz.

Şu an Selin Atasoy’la birliktesiniz, ona aşık mısınız?
Evet. Fena bir aşığım, akıllı bir aşığım yani.

Dada Salon Kabarett veya televizyon programlarınız aracılığıyla insanların eğlenceli vakit geçirmesini sağlıyorsunuz. Peki, siz eğlenmek için neler yapıyorsunuz?
Seks.

Yazıp, yönetip, oynadığınız Harem Kabare yaklaşık 3 aydır sahneleniyor. Nasıl yorumlar alıyorsunuz?
Reklamsız bir iş yapıyoruz. Yaklaşık sekiz ay önce kabaremizi açtığımızdan beri etrafa afişler asarak, Influencer’ları kiralayarak yapmıyoruz bunu. Radyo programlarımdaki anonslar ve birkaç sosyal medya anonsu dışında herhangi bir anonsumuz yok. Burası ve Bodrum’daki yerler bir markanın parçaları, güttüğüm bir amaç var. Seyirci içeri girdiğinde mutlaka şaşırmalı bir kere. Dünyanın birçok yerindeki eğlence mekanından daha güzel olmalı, daha çok para harcanmış olmalı, daha ucuz olmalı ve mutlaka başka yerde izleyemeyecekleri iyi bir gösteri olmalı. Ben aynı gösteriye bin liraya ve 100 liraya aynı anda bilet satabilmiş bir adamım. Yani ekonomik durumunuz ne olursa olsun, bizim mekanlarımızda farklı sınıfsal yapıda insanlarla beraber eğlenebilir ve aynı tadı alabilirsiniz. Ayrıca kadınların güven içerisinde, arzu ettikleri özgürlük içerisinde bulunabilecekleri, ailelerin eğlenebileceği, İstanbul’da veya Bodrum’da ne gelen hesaptan ne de eğlenen başka insanlardan tedirgin olmadan mutlu olabilecekleri bir yer yapmak istedim. Televizyon tecrübesi falan da bir işe yaramaz. Bu esnaflık, çok uzun bir yol. Dolayısıyla ben bu yolun aptal değil, akıllı bir öğrencisiyim.

,

Yorum Yaz