Menü İcon

Medya Kralı geri döndü! - Okan Bayülgen Röportajı

Medya Kralı geri döndü! - Okan Bayülgen Röportajı

Hayatınızın nasıl bir dönemine denk geldik, mutlu musunuz?
Mutlu muyum, mutsuz muyum hiçbir zaman sorgulamıyorum. Galiba bunu sorgulamayan bir nesilden geliyorum ben. Görevler, ödevler, iş güç var; başımıza gelenler var, zaman zaman mutlu olduğumuz şeyleri aramak ve bulmak gibi dertlerimiz var. O kadar.

Uykusuzlar Kulübü ve Muhabbet Kralı ile yeniden ekranda olmak nasıl hissettiriyor?
Böyle bir dönüş yapmak, her şarta rağmen ayakta durduğumu gösteriyor. Bir yanlış anlamanın siyasileştirilmesi yüzünden, iki sene televizyondan ayrı kaldım. Ama bu işsiz olduğum dönemde memleketime yatırımlar yaptım. Herkes parasını yurt dışına çıkarırken, ben paramı geri getirdim. Memlekete gösteri alanları ve tiyatro kazandırdım, istihdam yarattım. Hani bunları yapmasaydım da banka faiziyle evde otursaydım; bir zavallı olurdum. Daha mı çok para kazandım? Hayır. Var olan paramı kaybettim amma velakin burada tek bir kural vardır: Her gün işe gitmek lazım! Dolayısıyla her gün gidilecek bir iş yarattım kendime. Elim ayağım tutuyor, kafam çalışıyor, insanlar da beni bekliyordu zaten. Yine beraberce eğleniyoruz, gırgır yapıyoruz ya da bir şeyleri ciddiye alıyoruz.

Bir aracın değerini, işlevi belirler. Televizyonun birinci işlevi olan eğlenmeyi ve bilgi edinmeyi artık internet karşılıyor. Öyleyse siz neden hala televizyon programı yapıyorsunuz?
Amerikan televizyonuna ve uzun yıllar boyunca insanlara ne vermiş olduklarına bakıyorum. 1925 doğumlu bir adam, ilk olarak 40’lı, 50’li yıllarda televizyonda görünmeye başlıyor ve daha sonra kendi talk show programını başlatıyor. Bu Amerikan tarihinin bugün anladığımız manada ilk talk show’u. Bu adam Johnny Carson ve tam 30 sene boyunca program yapıyor. 1987’de bir ödül töreninde, Johnny Carson’ın takipçilerinden ve yakın tarihte o da 30 seneyi aşarak talk show’dan emekli olmuş olan David Letterman, Carson hakkında bir gazete yazarından alıntı yaparak şu sözleri söylüyor: “Amerika’da televizyon endüstrisi nasıl bir fark yaratmıştır? O fark Johnny Carson’dır.” Yani David Letterman da bunu tarif ederken diyor ki: “Johnny Carson, 30 sene boyunca her gün çalışıp didinip evine yiyecek ve para götüren bir adamı, her gece birazcık olsun gülümsetmeyi başardı ve televizyonda yaratılan fark budur.” Ben de hep bunu savundum. Bir dönem ‘yalnız kalmayacaksın’ sloganıyla her gece televizyondaydım, bu uzun bir yol arkadaşlığıdır. Evinde oturan adam döner der ki: “Bak; Okan, Johnny ya da David de benim gibi düşünüyor.” Burada sadece seyirci adama sığınmaz, adam da seyircisine sığınır. E şimdi konvansiyonelde kalanların, dijitale geçmesine gerek yok. Yeni gelenlerin bu işe sadece dijitalde başlamaları çok doğru. Ama benim gibi konvansiyonelde başarılı olmuş bir adamın bir ‘beginner’ gibi dijitalde bir şey yapmaya çalışmasına, dijitaldeki paraya göz dikmesine gerek yok.

Birer ikişer YouTube’a geçenlere kızgın mısınız yani?

Hayır hiç kızgın değilim. Ortalık sersefil olursa, sizin bıraktığınız boşluğu YouTuber’lar gelip dolduracaktır zaten. Eğer konvansiyoneli tamamen boş bırakırsak, çok hızlı bir şekilde çökecek zaten. Maalesef bizim ulusal kanallarımızın yöneticilerinin kafası çalışmadığı için, televizyonu sabahtan akşama dizi yayınlayan mecralar haline getirdiler ve çökerttiler. Bunu 15 sene boyunca bağırdım: Bir süre sonra televizyonunuz 10 kuruş bile etmeyecek; dolayısıyla o büyük binalar, o kadar çalışan kişi başınıza yığılacak, bunu yapmayın! Televizyonun ihtiyaç duyduğu sabah programcısı, öğleden sonra kadınlara hitap eden bir kişi, sonra haber bülteni sunan kişi ve en son bir talk show’cu… Bu saydığım dört tane kadın ya da adam sayesinde ulusal kanal kimliği kazanırsınız.

Ekrem İmamoğlu birçok programa çıktı; ancak sizinle yaptığı program izlenme rekoru kırdı. Bu başarıda sizin payınız ne?
Ekrem İmamoğlu bize gösterdi ki artık yayıncı değil, içerikçi olmak zorundayız. Çünkü 1 milyonun üzerinde canlı izlenmenin, yayıncı olarak ancak 70 binini gerçekleştirdik. Bu da bir rekordur ama şunu anlatmaya çalışıyorum: Bu program sadece bizden değil, Ekrem Bey’in sosyal medya hesaplarından ve birçok farklı mecradan yayınlandı. Biz o 70 bin canlı ve tekil izlenmenin üzerine, 900 binden fazla farklı yerden izlendik ve bugün toplam izlenme 3 milyona yaklaştı. Bir programın 1 saatlik bölümünün, 3 milyon kişi tarafından izlenmesinden söz ediyoruz. Bu büyük bir rekor. Demek ki burada Okan Bayülgen’in de, TV100’ün de bir önemi var. Kanala artık bir yayıncı olarak değil; içerik üreticisi olarak bakmak zorundayız. Eğer yayıncıların kafası buna basmayacaksa, herhangi bir sıradan vatandaşa bakması lazım. Çünkü sıradan vatandaş, bir fotoğrafı aynı anda tüm sosyal medya hesaplarına koyuyor; canı nereye isterse, hangi teknoloji mevcutsa. Aynen yine Amerika’daki gazeteler gibi, The New York Times gibi, ‘Ben neyim, bir kağıt mıyım, yoksa içerikçi miyim?’ diye düşünmek zorundalar. Eskiden gazeteler kağıttı, şimdi artık kağıt değiller; başka şeylere dönüşüyorlar.

Gece Kuşu’ndan bu yana televizyonda izlediğimiz, bütün o programları sunan Okan Bayülgen, tasarlanmış bir karakter mi?
Evet bir nebze öyle! Nasıl stüdyonun ışığını, dekorunu tasarlıyorsam; nasıl şu an içinde bulunduğumuz bu kabareyi milimetrik olarak mimarımla beraber çizip gerçekleştirdiysem aslında televizyon programları için de bu geçerli. Son anda onun sunucusuna dönüşüyorum. Aslında arkada, altyapıda ve kamera arkasında çalıştıktan sonra ‘ha bir dakika’ deyip, kravatımı takıp programda peydah oluyorum.

,

Yorum Yaz