Menü İcon

Leyla Zana: Biz Et ve Kemik Gibiyiz

1961 Diyarbakır doğumlu. Diyarbakır eski belediye başkanlarından Mehdi Zana ile 14 yaşında evlendi. 15 yaşında anne oldu. İkinci çocuğuna hamile iken kocası tutuklandı. O sırada 20 yaşındaydı. 11 yıl süreyle kocasının çeşitli cezaevlerindeki yaşamını bir

Röportaj Gazetesi

Leyla Zana:  Biz Et ve Kemik Gibiyiz

1961 Diyarbakır doğumlu. Diyarbakır eski belediye başkanlarından Mehdi Zana ile 14 yaşında evlendi. 15 yaşında anne oldu. İkinci çocuğuna hamile iken kocası tutuklandı. O sırada 20 yaşındaydı. 11 yıl süreyle kocasının çeşitli cezaevlerindeki yaşamını bir sürgün gibi izledi. Türkçeyi kendi çabası ile öğrendi. İlk, orta ve liseyi dışarıdan bitirdi. Aydınlık anlamına gelen oğlu Ronayi 14 yaşında, lise ikinci sınıf öğrencisi. Güler yüz anlamına gelen Ruken adlı kızı ise 11 yaşında, ilkokul beşinci sınıfta okuyor.

SHP listesinden milletvekili seçilen Leyla Zana, “Türk halkına elimizi uzatıyoruz” dedi.

Biz et ve kemik gibiyiz

Kürt kökenli ilk kadın milletvekili olarak, seçim sonrası dikkatleri üzerinizde topluyorsunuz. Sizi tanımayanlara Leyla Zana’yı nasıl anlatırsınız?

Kendime önce insan, sonra Kürt olarak bakıyorum.

Kendinizi Türk hissetmiyor musunuz?

Hayır, kesinlikle. Türkçeyi 1984’te cezaevi kapılarında öğrendim. Ben sonuna kadar Kürt’üm. Anam tek kelime Türkçe bilmiyor. Sen kendini Kürt olarak hissedemiyorsan, ben de öyle Türk hissetmiyorum. Ama Türk halkına da sıcak bakıyorum. Hepimiz insanız. Ama bugün zor altında, cop altında olan bizleriz.

Yeni Meclis’in diğer kadın milletvekillerinden farkınız ne olacak?

Onlara kesinlikle önyargıyla bakmayacağım. Siz de biliyorsunuz ki, Kürt halkı hep elini uzatmış ama bu el her defasında kırılmıştır. Bu anlayışı kırmak için Meclis’te olağanüstü bir çaba göstereceğiz.

Kendinizi Türk hissetmediğinize göre yemin metninde değişiklik yapacaksınız…

O yemin elbetti ki içilecek. Benim için çelişkidir ama anayasal bir zorunluluktur. Anayasada bizim inkârımız söz konusudur. Anayasada, Türkiye’de yaşayan her insan eşit haklara sahiptir, der. Oysa bizim yaşama hakkımız bile yok. Her akşam evimin kapısından içeri girdiğimde acaba sağ çıkacak mıyım, endişem var. Önce bunların kalkması lazım.

Milletvekili olarak hangi konulara öncelik vereceksiniz?

Kürt halkı artık su, elektrik, baraj gibi şeyler değil, kendi Kürt kimliklerinin tanınmasını istiyor. Bugüne kadar bu konuya hep inkârcı bir politika ile yaklaşılmış. Ama artık bizim insanlarımız bilinçlenmiş ve bir Kürt kimliği arayışına girmemizi istiyorlar. 45 binin üzerinde tercih oyunu aldım. Bu da benim sorumluluklarımı artırıyor. Suçsuz insanlarımız sorgusuz sualsiz öldürülüyor. Bunları dile getireceğiz.

Söz ettiğiniz bu Kürt kimliğini Meclis’e nasıl yansıtacaksınız?

Halen varlığımızı inkâr ediyorlar. Bize “Dağ Türküsünüz” diyorlar. Ben diyorum ki, “Dağ Türkü” olmaz. Başta bunları netleştirmek lazım. Hükümet kurulduğunda bizi böyle mi kabul edecekler, yoksa kolumuzdan tutup atacaklar mı bilmiyoruz. Bu, biraz da Türk halkının duyarlılığına bağlı.

Bir kadın olarak kadın sorunlarını da dile getirecek misiniz?

Kürt kadınını, Kürt halkından koparmıyoruz. Onun kurtuluşu, Kürt halkının kurtuluşuna bağlıdır. Kürt kadınının istekleri tarihte hep bastırılmış. Bugün bakıyoruz, demokratikleşmenin bir göstergesi olarak beni Meclis’e gönderiyorlar.

Amacınız Türkiye’den kopup, ayrı bir devlet mi kurmak?

O artık Kürt ve Türk halkının ortak kararıdır. Ben Kürt’üm. Bir vatana, bir kimliğe elbette ki özlem duyarım. Türk halkı “ Biz et kemik olmuşuz. Sizden ayrılmak istemiyoruz” diyebilir, ki bence de et kemiğiz. Ama et, kemiksiz yaşamak ister, bizi iterse Kürt halkı kendi başının çaresine bakacaktır.

Yaklaşımınız, size “Ayrılıkçı” suçlaması getirecektir. Bunu nasıl taşıyacaksınız?

Ayrıcılığı yaratan biz değiliz. Tarih, Kürt halkının, Türk halkı ne zaman zor durumda kalmışsa onlarla birlikte savaştığını gösteriyor. Ama Kürtler karşılığında hiçbir şey almamışlardır. Hep inkârcılık ve aşağılanma ile karşılaşmışlardır. Eğer bu ayrılığı ortadan kaldırmak istiyorlarsa, önce Kürt halkını kabul etsinler. Bu yapılmazsa, ayrılık giderek belirginleşecek.

Cumhurbaşkanı Özal’ın konuya yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Samimiyetine inanmıyorum. Özal’ın başbakanlığı döneminde yıllarca cezaevi kapılarında, saatler tükettim. Tam görüşe giriyoruz, bir dakika bile doğmadan kolumuzdan tutulup dışarı atılıyoruz. Açlık grevlerimiz sonunda görüşmeyi sağladık. Bu sene yine gündeme geldi, Kürtçe serbest dendi. Ama hepsi kâğıt üzerinde kaldı. İki ay sonra tüm Kürtçe kasetleri topladılar. Sorun zaten Kürt halkı tarafından meşrulaştırılmıştır. Özal samimi ise kâğıt üzerindeki hakları uygulamaya geçirsin. Ben de bir Türk’ün sahip olduğu bütün hakları istiyorum.

Ama siz, bu devletin en yüce organına gidebiliyorsunuz…

Evet, ama nasıl? Bir Kürt kimliğiyle mi? beni nasıl kabul ediyor? Özal bile Kürt kökenli olduğunu ihsas ediyor. Kendisine sormak lazım, “Nasıl bir Kürtsün” diye.

Sizin bir Türk’ten ne farkınız var ki?

Birçok farklılığımız var. Her şeyden önce dilim.

Dilden başka neyiniz farklı?

Kültürüm. Birçok farklılığımız var.

Bunlar yüzyıllardır iç içe yaşamamıza engel olmamış.

Ama nasıl bir yaşantı? Köle gibi, sefil, yok olmayla yüz yüze bir yaşantı. 80 sonrası yaşadığım olaylar bana, “Neyim, kimim?” sorularını sordurdu. Ben her şeyden önce insanım ve insan gibi yaşamak istiyorum. Oysa bize hâlâ “Barbar, vahşi Kürt” muamelesi yapılıyor. Sizler sürekli kafanızda cop yeseniz, elektrik tellerine bağlansanız, ortalık yerde çırılçıplak soyulsanız, devamlı aşağılansanız kendinizi nasıl hissederdiniz?

Günlük yaşamınızda sürekli Kürtçe mi konuşursunuz?

Genellikle. Arada bir Türkçeye de ihtiyacımız oluyor. Mesela çocukların ders çalıştığı zamanlarda bazen Türkçe konuştuğumuz oluyor. Dil bilmek güzel bir olay. Keşke bütün dilleri bilebilseydik. Ama ben kendi dilimi de çok seviyorum.

Farklılık diyorsunuz. Mesela Kürtler nasıl eğlenir?

Her ulusun olduğu gibi düğünleri olur, yemekleri olur. Bir araya gelip eğlenirler. Benim düğünüm çok aceleye geldi. Çocuğumun sünneti de öyle gösterişli bir düğünle olmadı.

Babanız galiba şeyh imiş.

Evet. Aynı zamanda DSİ’de işçi idi. Ben dini konular üzerinde fazla kafa yormam. Ailem Allah’a inanır. Namazını kılar, orucunu tutar. Ben bunları yapmam. Ama ateist de değilim. Çünkü o kültürle büyüdüm.

Kuran’a el basarak yemin edeceğini söyleyen milletvekillerini nasıl karşıladınız?

Biraz biçimcilik gibi geldi. Yani eğer sen, bütün hayatını Kuran’a uydurmayacaksan, kutsal bir kitaba el basmakla biçimcilik yapıyorsun.

Meclise bu giysilerle mi gitmeyi düşünüyorsunuz?

Biçim üzerinde durmuyorum, özdür önemli olan. Bakın benim başım açıktı. Bunu halkımla tartıştım. “Beni nasıl görmek istersiniz” dedim. Oy toplamak için başımı örtmek istemiyorum. “Biz seni böyle kabule diyoruz, ama bir de örf ve adetlerimiz vardır. Bizim için bir müddet kapatırsan seviniriz”, dediler. Kürt kadını zaten kıyafetinden dolayı itilip kakılmıştır. Bu nedenle geçici olarak başımı kapatmaya karar verdim. Sonra çok yakıştı dediler.

Halk sizi nasıl karşılıyor?

Gittiğim köylerde artık feodal yapının ortadan kalktığını gördüm. Çağdaş giyimli bir insan olarak oralara gittiğimde, yaşlı Kürt erkekleri elimi öpmek istediler. Aslında öpmek istedikleri benim mücadeleci yanımdı. Zaten beni seçmeleri, kadına verdikleri değeri de gösteriyordu.

Kendinizden saymadığınız Türklerin sizi nasıl karşıladığını düşünüyorsunuz?

Biz ırkçı değiliz. Türk halkına devamlı elimizi uzatıyoruz. Türk halkı da bizim çektiklerimize karşı biraz daha duyarlı olmalı ve kardeş olduğumuza inanıyorsa onlarla eşit olarak yaşamamız için mücadele vermeleri gerekir. Bugün 60 yaşında bir kadın kendini tankların önüne atıyor, 14 yaşındaki bir çocuk göğsünü mermiye açıyorsa, Türk halkının bunun nedenlerini düşünmesi gerek.

Evinizi Ankara’ya taşıyacak mısınız?

Evimi getirmek istemiyorum. Çünkü burayı çok seviyorum. Ayrıca çocukların da okulları var, ayrılmak istemiyorlar. Ben ilk kez dört duvar arasından çıkan bir insan değilim. Yıllardır cezaevi ve sürgün durumları nedeniyle sık sık, bazen aylarca Diyarbakır dışında kaldım. Artık bize lojman verilir mi verilmez mi bilmiyorum.

Sizin politika dışında, bir kadın olarak en büyük özleminiz nedir?

En büyük özlemim özgürlüktür.

Yine mi siyaset?

Özgürlük kadar değerli bir şey göremiyorum.

Ben kişiliğinizin başka yönlerini öğrenmek istemiştim sadece.

Ben onları anlatmakta güçlük çekerim. Çünkü politikaya rahat bir ortamda atılmadım. Hep zorluklarla boğuştum. Onun için ben de senin gibi kafamda ve beynimde başka şeyler var mı diye soruyorum kendi kendime. Elbette ki ben de bakımlı olmayı isterim. Kendini sevmeyen bir insan başkalarını da sevemez. Ben kendimi seviyorum. Ama suni bir Leyla’nın ötesinde, özüm neyse o biçimle, yüreğimin güzelliğiyle ortaya çıkmak istiyorum.

Eşiniz sizi kıskanmıyor mu?

Yok, çok rahat ve açık bir insan. O bana meta gözüyle bakmıyor. Benim mücadeleci yanımı seviyor.

Söyleşi: Nuriye Akman

,

Yorum Yaz