Menü İcon

Levent Kırca: Alnım ak, gönlüm rahat

Aslı Hanım’ın kekleri, poğaçaları, tavşan kanı çayları eşliğinde yaptığımız bu bayramlık sohbetin üzerine zaman zaman karaciğer kanserinin gölgesi düşse de, biz bu sıkıcı konuyu gülücüklere dönüştürmesini bildik Levent Kırca’yla birlikte…

Röportaj Gazetesi

Levent Kırca: Alnım ak, gönlüm rahat

Vefatından iki hafta önce, Kurban Bayramı’nda son röportajını yaptığımız Levent Kırca, çok istediği halde 16 Ekim gününü göremedi. O gün Müjdat Gezen, tuluat sanatının efsane ismi Kel Hasan Efendi’nin kendisine intikal eden fesini Uğur Dündar’ın "Halk Arenası" programında Kırca’ya hediye edecekti. Ferhan Şensoy’un “Hemen gitme sakın; İsmail Dümbüllü’nün kavuğunu sana vereceğim” sözleriyle de çok mutlu olmuştu…

Neşemiz kaçtı, gitti!

Ne yazık ki 12 Ekim’de, tedavi gördüğü Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tiyatronun büyük ustası Levent Kırca hayata gözlerini yumdu. Geçen hafta Bodrum Türk Filmleri Haftası kapsamında Yaşam Boyu Onur Ödülü alan Kırca, katılamadığı törene yolladığı mektubun son bölümünde adeta herkese veda etmişti: “Dik durun… Adil olun, sabırlı olun. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk’le kalın, Cumhuriyet’le kalın, hoşça kalın…”

Kavacık’ta, Boğaz’a bakan bahçeli ve çiçekli bir evde karşıladı bizi Levent Kırca. “Aslı Hanım’ın evi burası. Bana burada bakıyor işte” derken, hayatını paylaştığı kadına olan sevgi ve minnet duygularını gözlerinde fark etmemek mümkün değildi. Aslı Hanım’ın kekleri, poğaçaları, tavşan kanı çayları eşliğinde yaptığımız bu bayramlık sohbetin üzerine zaman zaman karaciğer kanserinin gölgesi düşse de, biz bu sıkıcı konuyu gülücüklere dönüştürmesini bildik Levent Kırca’yla birlikte… Onun coşkuyla atmayı pek sevdiği “Yaşa baba, yaşa baba!” sloganı bu röportajın lezzeti oldu…

Önce mutlu bayramlar dileyelim Levent Kırca’ya…

Sizin de bayramınız kutlu olsun. Buradan tüm Sözcü okurlarının da bayramını kutlarım. Annelerin ağlamadığı, yoksulların rahatça geçinebildiği, sanata saygı gösterildiği, kadınların sokak ortasında öldürülmediği, Atatürk’ün yok sayılmadığı günler bana göre gerçek bayram günleri olacak. Ben o bayramı görür müyüm? Bilemiyorum…

Bunun öncesinde göreceğiniz ve çok mutlu olacağınız bir gün var; 16 Ekim. Bu tarih sizin için önemli…

Evet; 16 Ekim benim için mutlu bir gün olacak. O gün Müjdat (Gezen) Türk tuluat sanatının efsane ismi Kel Hasan Efendi’nin kendisine intikal eden fesini bana verecek. Çok mutlu etti beni sağ olsun.

Bir de Dümbüllü’nün kavuğu var.

İsmail Dümbüllü’nün kavuğu Münir Özkul’a verilmişti. O da bu kavuğu Ferhan Şensoy’a verdi. Ferhan (Şensoy) aradı geçen gün, “Leventçiğim ağırdan al, ayağını sürt, hemen gitme sakın. Dümbüllü’nün kavuğunu sana vereceğim. Bu kavuğu almadan gitme!”  dedi.

Alnım ak gönlüm rahat

Kimin ne zaman gideceğini Allah bilir…

67 yaşındayım; ölsem gözüm açık kalmayacak. Gençler yaşasın, onlara bir şey olmasın. Benim hayatla olan maçım ortada. “Herkes bana dua etsin” gibi lafları sevmiyorum. Yaşanacaksa da yaşarız abi… Yaşa baba, yaşa baba!

Her zaman dik durdun, onurunla yaşadın.

Ben hayatın hakkını vererek yaşadım. Gözlerimi kapatırken gönlüm rahat olacak. Bu rahatlığı olmayanlar düşünsün. Ben ölümden korkmuyorum. Asıl ölümden korkanlar, çalıp çırpanlar, halkı kandıranlar, Cumhuriyet’e zarar verenlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nde hayatını sanatına adamış bir oyuncu olarak görevimi yaptım. Alnım ak, gönlüm rahat. Şu an ölsem gam yemem. Ölmeye hazır olmak da önemlidir. Alkışlar aldım, kalpler kazandım, varsın servetim olmasın.

Mizaha hiç tahammül kalmadı

"Olacak O Kadar" programı televizyonlarda gösterilebilseydi…

"Olacak O Kadar" programım ekranda olsaydı ben şu halimle bile çalışırdım. O beni hayata bağlardı. 25 yıllık efsane programım seyirciden koparıldı, saklandı. Çok acı… Adam mizaha, espriye ve karikatüre tahammül edemiyor ki…

Oysa ne cumhurbaşkanları sizi arayıp tebrik ettiler…

Turgut Özal, Kenan Evren, Süleyman Demirel onların taklidini yaptığım program sonrasında beni arayıp tebrik ettiler. Geçen gün Ahmet Necdet Sezer ikinci defa aradı. Duygulanıyorum, ağlıyorum. İlker Paşa (Başbuğ) aradı; çok mutlu oldum.

Levent Kırca için bu farklı dönemde çevrenizi de farklı bir açıdan görüyorsunuz mutlaka…

Çok doğru söyledin. Bak Yükselciğim, meğer İstanbul’un yedi değil sekiz tepesi varmış. Ben şu anda sekizinci tepeden bakıyorum. Bu tepeden, gerçek eşimi, dostumu, arkadaşlarımı çok net görebilme, onları tanıma fırsatı buluyorum.

Sizi arayan dostlarınız çoktur…

Elbette… Başta Uğur (Dündar), Müjdat (Gezen), Yılmaz (Özdil), Soner (Yalçın) ve diğerleri olmak üzere beni çok sık arıyorlar. “Evimi satıp senin şu tedavini yaptıralım” diyenler oluyor.

Böyle zulüm olur mu arkadaş!

Tedavi nasıl gidiyor?

Üç tane kemoterapim daha kaldı. Devlet hastanesinde tedavi oluyorum. Tedavi için Amerika’ya gidenler de var ama ben de Atatürk gibi kendimi Türk hekimlerine emanet ettim.

Levent Kırca bu hastalığa var gücüyle direnecek…

Atatürk’ü seven, ülkesini ve cumhuriyetini seven herkes direniyor. Ben de kansere direniyorum (gülüyor). Yaşa baba, yaşa baba!

Bu yakalandığınız kanserin çektiğiniz sıkıntılarla ilgilisi var mı?

İlk kanseri yaşarken doktora sormuştum; o da “Bunun üzüntüyle ilgisi yok” demişti. Ama yaşadığım karaciğer kanserinin üzüntüyle ilgisi varmış. Sıkıntılar, üzüntüler, stres birikti ve üç ay gibi kısa bir süre içinde vücudumu sardı.

Özellikle son dönemde çok sıkıldınız…

Devlet sanatçısı unvanımı geri aldılar, tiyatroma yapılan yardımı kestiler, hakkımda davalar açıldı, yaptığım filmin dağıtımı engellendi… Anadolu’daki oyunlarımda sabaha karşı gelip otelden aldılar ve beni sorguya çektiler. Böyle zulüm olur mu arkadaş!

Tiyatroyu vakıflaştırma amacındayım

Jübile yapmayı düşünür müsünüz?

Asla jübile yapmam. Yıllar önce Yılmaz Zafer’e jübile yapıldı. Perihan Savaş’a “Ben biletleri satarım” dedim. Ünlü işadamları bir bilet alıyordu, bazıları onu da almıyordu. Bu yüzden jübile yapmam ben. Kanser ilacımı devlet veriyor zaten. Tiyatroma bağış yapan olursa sevinirim. Levent Kırca Tiyatrosu’nu vakıflaştırma amacındayım. Aslı Hanım sağ olsun bu konuyla da ilgileniyor.

Aslı Hanım en büyük şansım…

Aslı Hanım hep yanınızda…

Benim en büyük şansım Aslı Hanım oldu. Borçlarımı ödeyen de o, kemoterapide elimi tutan da, beni besleyip geceleri başımda bekleyen de o… Evimin ve tiyatromun kirasını beni kandırarak ödedi.

Kandırarak mı!

(Gülüyor) Evet, kandırarak. Bana “Senden kira almıyorlar; ödememize gerek yokmuş” dedi ama gizlice ödeyip durdu. Gördüğünüz gibi evinde bakıyor bana. Sadece sevgilim ve hayat arkadaşım değil, gerçek bir kötü gün dostu. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Yaşa baba, yaşa baba…

Kıymetlimi kaybettik!

Levent Kırca’nın altı yıllık hayat arkadaşı Aslı Çetiner, değerli sanatçının kaybından sonra yaptığı yazılı açıklamayla acısını sanatçının sevenleriyle paylaştı: “Kıymetlim Levent Kırca’yı maalesef kaybettik. Son ana kadar bilinci açıktı. Konuştuk ve vedalaştık. Tüm sevenlerine tekrar sevgilerini yolladı. En büyük tesellim fazla acı çekmeden, eli elimde gitmesidir. Levent; ender bulunan, adam gibi adamlardandı. Benim için bir okuldu. Onu kaybettiğim için çok üzgünüm. Ülkesinin, tüm sevenlerinin, hepimizin başı sağ olsun…”

Söyleşi: Yüksel Şengül

,

Yorum Yaz