Menü İcon

Ahmet Kural Ve Murat Cemcir: Karakterin Oturmadan Şöhret Olursan, Şöhret Senin Karakterini Belirler

Takdir edersiniz ki kendilerinden dizi çıkaracak kadar oturmuş karakterlerin, öylesi hallerle, işleri güçleri olmaz. Kural ve Cemcir, GQ Dergisi'nden Ebru Çapa'ya konuştu.

Röportaj Gazetesi

Ahmet Kural Ve Murat Cemcir: Karakterin Oturmadan Şöhret Olursan, Şöhret Senin Karakterini Belirler

Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in pek sevdikleri bir laf var; “Karakterin oturmadan şöhret olursan, şöhret senin karakterini belirler” diye giden.

Takdir edersiniz ki kendilerinden dizi çıkaracak kadar oturmuş karakterlerin, öylesi hallerle, işleri güçleri olmaz. Kural ve Cemcir, GQ Dergisi'nden Ebru Çapa'ya konuştu. 

Ahmet Kural: Kaderle ilgili bir durum vardı. Başta birbirimizi hiç sevmedik. Birtakım oyuncu tripleri vardır, odada tek kalırım, falan... Ama işte bir gün ben de odada tek kalamadım, o da tek kalamadı; Allah bizi o gün aynı odada yatırdı. Ben onunla konuşmuyorum, o benimle konuşmuyor, tavana baka baka geçti o gece öyle. Ertesi gün de derhal ayrıldı odalar. Sonraki dönem Selçuk Aydemir’in “Ramazan Güzeldir” diye bir işi oldu TRT’de, Murat da onun başrollerinden birinde. Murat “Bir bölüm gelir misin?” diye çağırınca, sırf onu kazanabilmek için “Gelirim kardeşim” dedim. Bir bölüm gelip herkesi dövüp gideceksin, rol de bu! Herkesi derken; mafyayı da, salıncakta sallanan çocuğu da, keçiyi de, kuzuyu da dövüyorum yani. Selçuk’u da o dizide tanıdım. Ve bana ilk defa bir yönetmen “Ne yapabilirsin?” diye sordu bir sahne için. “Vallaha mı!” dedim hayret içinde. Yüz bulunca, dağıttım diziyi. Öyle olunca da tak diye “Çalgı Çengi”yle geldiler hemen akabinde. Komedi falan istemiyordum hiç; “hayır” dedim.

Murat Cemcir: “Ben çalgıcı değilim, çengi hiç değilim” dedi hatta...

A.K: Aynen. Fakat yaptık sonunda. Şöyle söyleyeyim, ben anca setin üçüncü günü ikna oldum ki çekim sürecinin toplamı altı gün zaten... Herkes kendi imkanıyla bir şey yapıyordu. Selçuk mazot ve ekibin parasını kendi veriyor, filmi görüntü yönetmeninin kaynanasının evinde çekiyoruz falan. Bir yandan o kadar yoruluyor, bir yandan o kadar gülüyor ki insanlar; dedim ulan bir dakika, burada bir şey var. Sonra Erdal Tosun vasıtasıyla film Cem Yılmaz’a gidiyor, o da diyor ki “Ne yapabilirim sizin için?” Film, sağ olsun Cem sayesinde vizyona girdi.

M.C: “Çalgı Çengi”den sonra “Üsküdar’a Giderken” diye bir iş yaptık. Dizi yayından kaldırılınca “Meslek Hikayeleri” diye bir projeyle geldi Selçuk. Hakikaten de meslek erbaplarıyla oturup konuşalım, Bir de Benden Görün diye bir bölümünde, mesela ben de döner kesmeye çalışayım falan, böyle bir format kurmuştuk kafada. O sırada tek derdimiz, mizah dolu bir belgesel yapmak... Kanal kanal gezdik, kimse almadı “Meslek Hikayeleri”ni. İyi ki de almamış yani. Sonra Selçuk “Abi ben bu projeyi satamama hikayemizi yazayım mı?” dedi. “İşler Güçler” öyle çıkmıştır. Hep “O kadar ebleh ve zavallı durumdayız ki şu anda, yazsak hikaye olur” denir ama kimse de yapmaz ya; biz yaptık işte onu. Yaptık, oldu işte.

HER ŞEY DAHA YENİ BAŞLIYOR

Murat Cemcir “oldu” diyor, evet tadından yenmez şeyler oldu, ama bir yandan da her şey daha yeni başlıyor: “Kardeş Payı”nın 22’şer bölümden üç serisi garanti... “Düğün Dernek”in halihazırda 6 milyon 900 bini geçmiş gişesine katkıda bulunan kitlenin merakla beklediği devam filminin çekileceği de...

AHMET KURAL: ŞÖHRET KARAKTERİNİ BELİRLER

Çok sevdiğim bir laf var; “Karakterin oturmadan şöhret olursan, şöhret senin karakterini belirler” diye giden... Biz öyle tipler olmadığımız gibi, bu hali gördüğümüz insanları, arkadaşlarımız dahil, gerekirse hayatımızdan çıkarıyoruz.

MURAT CEMCİR: “İŞLER GÜÇLER”İ ERKEN BİTİRDİK ÇÜNKÜ...

Toplum olarak, her şeye üç aşamalı yaklaşıyoruz. Birinci aşamada, mesela salaş bir mekan, sadece bize özel, başka bir yerde olmayan ürünlerin satıldığı ya da yemeklerin yenildiği bir yer bulduğumuzda filan; o bizi çok mutlu ediyor. Sonra bu ikinci aşamaya taşınıyor, bu bilgiyi sevdiğimiz insanlarla paylaşıyoruz. Üçüncü aşamada, orası artık daha bilinen, herkesin gittiği bir mekan olduğunda da ilk keşfedenler, artık oraya gitmemeye başlıyor. Hatta ilk ben buldum, ilk ben eleştireceğim duygusu giriyor işin içine. Bizim toplumumuzun sevgi algılayışı bence böyle. Dolayısıyla “İşler Güçler” herkesin sevdiği, gördüğü bir iş olmadan, bizim onu bitirmemiz gerekiyordu. Biz onun verdiği motivasyonla “Düğün Dernek”i yaptık, seyirci de karşılığını verdi.

M.C: AMAN PETR’OIL

Petrol, özellikle bizim coğrafyamızda, Ortadoğu’da insanların ölmesine sebep olan bir şey. Savaş var yani. Bizim hikayemiz de diyor ki, arkadaşım petrol var, evet; petrolden bir sonra elektrik var, evet; ama bir de onun ötesi var: Borla çalışan bir motor yaparsak biz, bunu yapanlar bu toplumdan çıkarsa, Kanlıca’daki iki kardeş bunu becerebilirse, emekli bir mühendisin oğluysa bunlar; kim bilir dünyayı değiştirebilirsin belki de. İnsanlar birbirini öldürmesin diye motor yapan iki kardeşin hikayesini anlatıyoruz biz “Kardeş Payı”nda. Çok ulvi, çok anlamlı bir hikaye aslında. Yani ben de pankart alıp gezebilirim, ben de Twitter’dan 100 bin tane şey yazabilirim ama pozisyonum itibarıyla benim onu senaryoyla, her eve girip televizyonla anlatıyor olmam lazım. O yüzden vicdanım çok rahat, çok mutluyum yani.

M.C: İNSANLARI ÜZMEK FITRATIMDA YOK

Bir bölüm drama yaptık işte; “Kardeş Payı”ndaki babanın öldüğü 14’üncü bölüm, tek bir şakası yoktur. Benim evde izliyoruz 8-10 kişi, herkesin gözleri doldu. Bir saat onu seyrettikten sonra kötü oldum, kahroldum düpedüz. İnsanları üzdüğümde üzülüyorum, fıtratımda yok benim yani. “Bizden bir drama çıkarsa ne olur”u görmek istiyorduk, tamam gördük de ama bana yetti yani, bir daha yapmayalım dedim; ben yapamıyorum yani.

A.K: KİMSENİN BİZİ KIRMASINA MÜSAADE ETMİYORUZ

Valla biz hep bir aradayız. Sıkılmıyoruz birbirimizden. İkinci-üçüncü şahısların bizi üzmesine, kırmasına müsaade etmiyoruz, direkt çıkarıyoruz hayatımızdan. Bu işi yaparken vücut iklimimizi değiştirecek, zekamızın başka bir yere gitmesine sebep olacak insanların, olayların, durumların hayatımızda olmamasına dikkat ediyoruz. Kendimizi korumaya çalışıyoruz. Bizim işimiz güldürmek üzerine. Ne yapalım yani, üzelim mi insanları, canlarını mı sıkalım?

A.K: YAPTIĞIN ESPRİ BİRİLERİNİ İNCİTMEMELİ

Espri, karşı tarafı incitmeden, cılkını çıkarmadan yapıldığı zaman, kimsenin buna kızacağını, kırılacağını, müsaade etmeyeceğini düşünmüyoruz. Herkesin her konuda, kendine göre bir düşüncesi var elbette ama bu ülkede, özellikle de sinema yapıyorsan, arkadaşım bir zahmet seni herkes izlesin yani. Herhangi birine yalakalık, birilerine laf sokmak, insanları incitmek, dini, siyasi, futbolla ilgili espri; bunlar çok uç noktalar. Dozunu kaçırdığınız zaman işin tadı da kaçıyor. Ben Beşiktaşlıyım mesela; niye Galatasaray ya da Fenerbahçe’yle ilgili ölçüsüz bir espri yapıp bizi izlemelerini engelleyeyim? Biz oyunun kendisiyle ilgileniyoruz.

Söyleşi: Medya Faresi

Kardeş Payının Oyuncuları Ahmet Kural Ve Murat Cemcir Röportajı,

Yorum Yaz