Menü İcon

Kaleci Tuna Kiremitçi: ''İdolüm tabii ki Dino Zoff!''

Çocukluğundan itibaren kalecilik serüvenine başlayan yazar Tuna Kiremitçi, Fenerbahçeli bir ailede büyümüş olsa da mektep durumundan Galatasaraylı… Tuna Kiremetçi, dünden bu güne futbol hayatını değerlendirdi.

Röportaj Gazetesi

Kaleci Tuna Kiremitçi: ''İdolüm tabii ki Dino Zoff!''

İnsan büyürken dünya değişir. Anne-baba yaşlanır, dostlar değişir, evler, sokaklar değişir. Yaşadığın ülke değişir. Sen değişirsin. Kimi yakınlar göçer gider. Sevdiğin müzik grupları dağılır. Ama maç seyretmek için tribüne ya da ekran karşısına oturduğunda bazı şeyler geri gelir. Babasıyla ilk kez maça gitmiş o çocuk olursun. Futbol içimizdeki o masum ve vahşi çocuğa seslenen basit bir oyun. Güzelliği de bu.

Bildim bileli futbolu seviyorum. Mektep durumundan Galatasaraylıyım. Ama Fenerli bir ailede büyüdüm. Babamın amcası Hilmi Kiremitçi, Lefter’li, Basri’li Fenerbahçe’nin forvetlerinden. Artık maçlara sık gidemiyorum ama çoğunu izliyorum. Gençken fena kaleci değildim, lise takımında oynardım. Şimdi arada halı sahada file bekliyorum.

zroff

Kaleciliği bana sevdiren Dino Zoff idi. Ona hayranlığımdan ilkokulda gri yün kazağımın arkasına işpotadan aldığım lateks 1 numarayı dikmiştim. Sonra da annemden ağır fırça yedim tabii! Yine de yaz sıcağında o yün kazakla arsada kalecilik yaparken çok mutluydum. Bu duygular unutulmuyor.

Eskişehir’deki ilkokulun üçüncü sınıfında büyük sınıflarla maç yapar, en az 6-7 fark yerdik. Sistemimiz yoktu, topun peşinden sürü halinde koşuyorduk. Sonra nerede estiyse kendimi kaleci-kaptan-teknik direktör ilan ettim. Takıma sistem getirdim. Bazılarına ileri hiç çıkmamalarını, bazılarına ortada pas yapmalarını, ileridekilere de bol bol şut çekmelerini söyledim. Bu sayede bir maçı 5-5 bitirmeyi başardık. Rakibin şaşkın bakışları önünde sevinç yumağı olduk. Kendimle hiç o kadar gurur duymamıştım!

tardelli

Hatırladığım ilk büyük turnuva 1982 Dünya Kupası… Zoff sevdasına İtalya’yı tutuyordum. Benden başka da tutan yoktu. Kumburgaz’da genellikle Balkan göçmenlerinin yaşadığı yazlık sitenin lokalinde izliyorduk. Kimse İtalya’ya şans tanımıyordu ama herkesi yenip şampiyon oldular. Epey havam olmuştu.

Futbol hatalar oyunu ama kaleci hataları biraz daha dramatik oluyor tabii. Şenol Güneş’in bir milli maçta hatalı yediği gole çok üzülmüştüm. Ona da hayrandım çünkü. Ama hayatta olduğu gibi futbolda da insan hatalarıyla olgunlaşıyor. 2002’de Türkiye’yi Dünya Kupası üçüncüsü yaptığı zaman Şenol hocanın Rüştü’ye bakışını hiç unutmam.

senolgunes-eski-26172_501

İlkokulda okuduğum “Transfer Ahmet” çok ilginç bir çocuk kitabıydı. Yazarı Fikret Arıt görünüşte Ataryemez-Papatyaspor rekabetini anlatıyordu ama bildiğin sınıf mücadelesiydi aslında.Fukara mahallenin yıldızı Ahmet ilk maçta 15 gol attığı zengin takımına transfer olur. Hem de bir çift krampon karşılığında! Garibanın mahallede adı anında “Transfer Ahmet”e çıkar! Tabii sonunda doğru yolu bulup arkadaşlarına geri döner. Futbolda insana dair her şey var. Umut, hüsran, sevinç, hırs, hayal kırıklığı, dayanışma… Haliyle, hikâyeciler için gayet müsait bir zemin.

Yazılarımda bazen futbol terim ve deyimlerini kullanıyorum. Futbol terimleri esprili mecazlar sağlıyor. Bu sayede alengirli konuları herkesin anlayabileceği şekilde anlatabiliyorsun.Bilhassa gazetede yazarken bu önemli, malum. Mesela siyasetin kayıkçı kavgası olduğunu kırk saat anlatsan kimse dinlemez. Ama “Aslında siyasetçi milletinin işi tiki-taka yapmak” dersen anında kafalarda bir fikir uyanır. İşte bu kadar basit!

Hiçbir zaman fanatik olmadım. Bir takımı tuttuğum gibi bir futbolcuyu, bir teknik direktörü ya da bir taraftar grubunu da tutabilirim. 

Arda Turan farklı biri bence. Hem insan, hem de oyuncu olarak. Maalesef talihsiz bir döneme denk geldi. O Nihat’lı, Semih’li, Rüştü’lü, Hamit’li milli takımla biraz daha oynasa süper olurdu.Salih Uçan ve Mehmet Ekici de önemli adamlar. Dünyanın en iyisi mi bilmem ama en sevdiğim futbolcu ise Zlatan Ibrahimovic. Cantona misali her şeye meydan okuyan biri. Kalecilerden de Muslera’yı ve Meksikalı Ochoa’yı beğeniyorum.

Kaleci orkestradaki davulcuya benziyor. Sağlam çalmazsa takım ne kadar oynarsa oynasın ortaya iyi müzik çıkmaz. Kaderi Whiplash filmindeki davulcunun kaderi gibi. Sunay Akın’ın dediği gibi ikisi de arkadaşlarına sırtlarını asla dönmez. Her şeyin ritmini aslında kaleci beliyor. Davulculuk gibi kalecilik de hem beceri, hem de yürek istiyor.

murat-mentes1-ali-odabasi-150x150

EDEBİ 11

Hayatta da futbolda da renklilikten yanayım. Şimdiki Alman Milli Takımı ya da 1998’deki Fransa gibi… Bu yüzden kalede olmam şartıyla idealimdeki yazarlar on biri şöyle: Defansta Emrah Serbes, Selahattin Yusuf, Ece Temelkuran ve Irmak Zileli. Orta sahada Hande Altaylı, Yekta Kopan, Doğu Yücel ve Burak Turna. İleride ise Murat Menteş ve Hakan Günday.

Söyleşi: Erdem Kabadayı

,

Yorum Yaz