Menü İcon

Prof. Dr. Ahmet Ercan: Marmara Denizinde Deprem Olursa, Adalar Batar Mı?

Sel felaketinin ardından, bilim adamı ve jofizik mühendisi Prof Dr. Ahmet Ercan ile, katıldığı sempozyum arasında konuştuk ve sıcağı sıcağına, afet ve olası İstanbul depreminden, çarpık kentleşmeye kadar pek çok megakent sorunlarını yanıtladı.

Röportaj Gazetesi

Prof. Dr. Ahmet Ercan: Marmara Denizinde Deprem Olursa, Adalar Batar Mı?

Sel felaketinin ardından, bilim adamı ve jofizik mühendisi Prof Dr. Ahmet Ercan ile, katıldığı sempozyum arasında konuştuk ve sıcağı sıcağına, afet ve olası İstanbul depreminden, çarpık kentleşmeye kadar pek çok megakent sorunlarına değindik.

Can kayıpları ve maddi kayıpların olmaması için yapılması gerekenleri öğrendik. İlginizi çekeceğini umuyorum..

Trakya’ yı esir alan felaket İstanbul’ u vurdu. 33 kişi hayatını kaybetti, 9 kişi de kayıp. Marmara bölgesi, 17 Ağustos depreminden beri ilk kez böyle bir doğal afetle karşı karşıya kaldı.Hürriyet gazetesi bu ifadelerle haberi verdi. Siz sel felaketini nasıl yorumluyorsunuz?


Aslında, selkıranı herkesin çok kaygılandığı süpürtü dalgaları, tsunami olayına bir yanıt oldu. Sanki ters bir tsunami gibi oluştu, denizden karaya değil de, karadan denize doğru oluştu. Selin nasıl araçları attığını, insanları sürüklediğini ve bir anda olduğunu gördüler. İşte süpürtü dalgaları, ya da tsunami de aynen böyle olacak. İnsanlar kaçamayacak.

Yani bir nevi deprem provası gibi mi oldu?

Aynen öyle oldu.

İkitelli Basın Ekspres Yolu trafiğe kapandı, koskoca ana cadde göle döndü. Bu nasıl bir iştir, yolun kenarında, suyun akıp gideceği giderler falan olmaz mı?

Ayamama deresi 1980 yılına kadar yapılaşmaya açık değildi, çünkü dere yatakları yapılaşmaya uygun değildir. Baskın alanıdır, buralara yerleşim izni verilmez. Buralara dirençleme sistemleri kurulur. Buralara ayaklı köprü yapılmaz, köprü gözleri tıkanmaz ki, hızla gelen bir suyu denize boşaltabilsin. Burada dirençleme yolları dar tutuldu ve yapılaşma izni verildi. 1980 lere kadar oralarda yapılaşma yoktu, sonra toplu konutlar yapıldı, basın kuruluşları o bölgeye taşındı, tır garajları ve Kuyumcukent oralara yapıldı. İkitelli sanayiİ sitesi Ayamama’ nın kuzeyine kuruldu.

Peki sanayi sitesi yapmak o bölgeye uygun muydu?

O dönem yani Belediye Başkanı Bedrettin Dalan iken uygundu. Nedenine gelince; Yer yapısı çok sağlamdı ve gökdelenler bile oraya yapılabilirdi, ancak ulaşım yollarının konumu uygun değildi. Hala trafik sorunu yaşanıyor çünkü yollar yeterli değil, oralara giden toplu taşıma araçları yetersiz.

Ama işte metrobüsler falan yapılmadı mı?

Yok ki oralara kadar metrobüs. Mesela Olimpiyat Stadı’ nın oralara kadar giden. Onlar şu anda çalışmıyor. İş döneminde olsaydı bu sel, kayıplar çok daha fazla olurdu.

Yani siz selin geliş zamanına göre mi kayıplar bu sayılarda kaldı, daha da fazla mı kayıp olurdu diyorsunuz, tesadüfi mi?

Evet aynen öyle diyorum, sel İstanbul’ a kayırmacı bir şekilde geldi. 30 kişiyle atlatılması çok şans oldu.

Peki biz bu tarz afetleri, genellikle tropik iklim ya da okyanus iklimlerinde görüyoruz, kasırgalar, fırtınalar vs, Türkiye için normal bir durum mu bu kadar yoğun yağış, çünkü saatte metre kare başına 90 kg yağış ölçülmüş, oysa Eylül ayı ortalaması 45 kg iken. 1 saatte 90 kg yağış metrekare başına düşmüş.

Doğal bir olaydır, dönemselliği vardır, 80- 100 yıl arasında olur, depremin olma süresi ile, sel olayı da birbirine yakındır. Öncesi 80 yıl kadar önceydi, olabilir doğal bir durum.

Yani aynen 17 Ağustos depremi gibi, bu sel felaketinde de gafil mi avlandık?

Aynen öyle oldu ama çok belirleyici unsurlar vardır. Dere yataklarında yapılaşma olmaması gibi, kıyı genişliği olan yerlerde, deprem kırığı olduğu zaman tsunami yüksekliğini de 2,5 – 3 metre gibi düşünürsek mesafe olduğunda kıyı şeridi çok etkilenmez. Yani kıyı şeridinin doldurulması, Tsunami hızını yavaşlatır. Ancak, mesela Ataköy, Ayamama kırığı hizasındadır, Hava Harp Okulu’ nun olduğu yerler, buralarda süprüntü dalgasının boyu yükselir.5- 6 metreyi bulur. Haramidere ve Ambarlı bölgesi, Avcılar’ ın kıyı kesimleri çok riskli bölgeler..

Beklenen olası, İstanbul depremi için riskli bölgeleri veriyorsunuz değil mi?

Evet..

Onu konuşacağız, ama önce şunu merak ediyorum. Sel konusuna dönersek, Ayamama, Tavukçu, Papaz derelerinin yakınlarında işletmelere ruhsat verilmesi, bir belediye hatası mıdır? Gerçi bazı gazeteler de başlık attı ve faturayı Dalan’ a kestiler, günah keçisi kim sizce?

‘45 YILDIR İSTANBUL’ DAYIM, HİÇ SUÇLU BELEDİYE BAŞKANI GÖRMEDİM. HEP ÖNCEKİLER SUÇLU.’

Vallahi Ebru hanım, ben 45 yıldır İstanbul’ da yaşıyorum, hiç bu güne kadar suçlu bir belediye başkanı görmedim, hep onlardan önceki belediyeler suçludur her zaman bu böyle oldu. Bence Dalan’ ın yaptığı çok iyi şeyler var. Haliç’ i temizledi ve çevre düzenlemelerini yaptı ama bu temizlik sadece görsel bir çalışma değildi, aynı zamanda Tsunami tehditine karşı alnımış da bir önlemdi. Adnan Menderes döneminden başlamıştır bu çalışmalar, bu güne kadar devam etmiş,sahil şeritleri ağaçlandırılmıştır. Belki de bilinçli olmadan bunlar yapılmıştır. İkitelli Sanayi Sitesi’ nin yapım izni de, Dalan döneminde yapılmıştır.

Ayamama deresi yanındaki tır parkı izni de mi Dalan döneminde verilmiştir?

Hayır onu bilmiyorum ama bunu öğrenmek çok zor bir şey değil, her şey kağıt üstünde bellidir zaten. Gider bakarsınız, hangi belediyenin oraya tır parkı yapma izni verdiği bellidir. Ruhsatın altında kimin imzası var.

İkitelli’ de kurtulan vatandaşların pek çoğunun kendi imkanlarıyla, ya da vatandaşların yardımlarıyla kurtulduğunu biliyoruz. Bu kurtarma da bir anlamda yetkililer sınıfta kaldı. Acaba, teknolojisi gelişmiş ülkelerde, bu kurtarma çalışmaları nasıl yapılmalıydı?

Helikopterle kurtarma, sel için en uygun kurtarma şeklidir. Bu konuda her zaman olduğu gibi orduya başvurduk, çünkü sivil kurtarma birimlerinin helikopterleri yok. Kaldı ki, 99 depreminden sonra, sivil kurtarma birimleri çok gelişti ama yine de buna rağmen mesela, itfaiyenin helikopterleri olması lazım. Hem depremde, hem de selde kurtarması lazım.

Belki AKOM’ da olması lazım.

Evet, Gürtuna döneminde kurulmuştu. Afet Koordinasyon birimi var tabii.

Ama demek ki yeterli değilmiş.

Evet bu sel olayında, yeterli olmadığını anladık. Türk insanı maalesef, felaketlerden ders alan bir toplum.

Peki niçin, en başta şehir planlamalarında, uzmanların görüşleri alınarak yerleşim planları yapılmıyor, hep tedbirleri halk yaşayarak öğrenmek zorunda mı?

Şehir planlamasında, odaya başvurulmuyor ki, belediye kendi içinde bu işi halletmeye çalışıyor. Mesela biz yıllarca orman alanlarının kesilip köprü yapılmasına karşı çıktık, suya batırmalı köprüye karşı çıktık. Ama kimse bize fikrimizi sormuyor ki, ancak böyle deprem, sel gibi doğal felaketler olduğunda basın bizi hatırlıyor.

Siyasi iktidar bizi dinliyor mu sanki. Bunun şu ya da bu partiyle de ilgisi yok.

Aynen katılıyorum.

Bir profesörü asla dinlemiyorlar, her şeyi siyasetçiler biliyor. Bu gün 3. köprünün yapılmasını vatandaşlar istemiyor değil mi?

Evet.

‘ŞEHRİN PLANLAMASINA UZMANLAR DEĞİL, BAŞBAKAN KARAR VERİYOR.’

Şimdi Başbakan 3. köprü ile ilgili, Tarabya – Beykoz hattında, köprünün yerleşim yerine, Sayın Topbaş ile bakıp karar vereceğiz diyor. O zaman biz boşuna yıllardır bu konuları okuyup, profesör olmuşuz, Başbakan İktisadi Ticari İlimler okumuş ama köprünün yerine o karar veriyor. Bu oldu mu şimdi? Burada koskoca Teknik Üniversite var, bilim adamları var. Sempozyumdan, sempozyuma koşuyoruz. Gördünüz siz de bu gün, yabancı profesörlerle toplandık. Ama şehrin planlamasına Başbakan karar veriyor adeta padişah gibi ..

O zaman da bu felaketler olduğunda da fatura vatandaşa çıkıyor.

Bakın Ebru hanım, ben yıllar önce Gökova termik Santrali’ nin de araştırmasını yaptım, raporu da Enka’ ya sundum. Bölge halkı da ayaklandı, termik santral istemiyorlardı. Bu konuda aynı şeyi o zaman Kenan Evren yaptı, helikopterle gidip bakacağım dedi, hakikaten helikoptere bindi ve kararı verdi. Oraya da termik santral yapıldı.Yani bu gün de hiçbir şey değişmedi, yine yapılaşma olsun, şehir planlaması olsun, her türlü kararı bilim adamları değil, siyasiler veriyor.

Maalesef..

Bilimin yeri yok ama herkes Atatürkçü geçiniyor. Halbuki Atatürk bilime çok önem veren bir insandı. Lafta herkes Atatürkçü ama görüşleri ile ters düşülüyor.

Şunu da sormam lazım; sel geçen binalar, olası bir depreme daha dayanıksız hale geldi mi?

Yapılar sel geçen yerde daha çok yıprandı ve çürüdü, tabii ki depreme karşı daha güçsüz hale geldi.

Peki nasıl tedbir alınmalı?

Vallahi bu tedbirsizliklerde vatandaşta, siyasiler kadar suçlu. Çünkü olmayacak yerlere olmayacak yapılar yapıyorlar. Ruhsatlı, ruhsatsız bakmıyorlar, arsanın üstüne katlı binaları dikiyorlar. Mesela dere yatakları üstüne inşaatlar yapılıyor. Yıllardır söylüyorum, Beşiktaş bölgesinde, Beşiktaş deresinin üstü baştan aşağı uygunsuz bir bölge.

Nerden itibaren?

Ihlamurdere’ den, Ihlamur Kasrı, Beşiktaş Çarşısı’ na kadar tüm yapıların yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor.Hem sel, hem deprem açısından, her yapının yıkılması lazım. Bir de Ortaköy bölgesi.

Bu günün şartlarında imkansız, işyerleri, evler, çok yoğun olan bir bölge..

Ama olmazsa deprem yıkacak zaten oralar..

Aynı şey, Üsküdar’ da, aynı şey Kadıköy, Kurbağlıdere’ de mevcut..Alçak kesimlerde, Kartal Rahmanlar ve İstinye deresinin olduğu yer yıkılıp yapıların yeniden yapılması gerekiyor.

Son günlerde gündemde olan iddialardan biri de, meslekdaşınız Doç. Dr Oğuz Gündoğdu’ nun geliştirdiğini iddia ettiği, depremi 4 gün önceden bildiren bir yöntemle ilgili. Siz bu yöntemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘OĞUZ GÜNDOĞDU’ NUN AÇIKLAMALARINI YAYGARA OLARAK GÖRÜYORUM’

Oğuz Gündoğdu, yardımcı doçenttir, benim sınıf arkadaşımdır, ben 21 yıldır profesörüm, Oğuz bey’ in de emekliliği geldi. İkinci olarak, Oğuz bey, İ .T.Ü’ de değil, İstanbul Üniversitesi’ ndedir. İ.T.Ü’ de ki araştırma ile ilgisi yok, o araştırmayı sürdüren arkadaşımız Berk Üstündağ’ dır. Bahsettikleri yöntem 40 ya da 50 yıldır uygulanan bir yöntemdir, bu araştırmalar yıllardır sürüyor ancak biz tek bir veriye bakarak, tedbirsiz bir şey yapmıyoruz. Berk Üstündağ ve ekibi, bu yönteme dayanarak, Türkiye’ nin pek çok yerine algılayacılar koydular ancak bu ekibin içinde Oğuz Gündoğdu yok zaten. DOHAT diye amatör depremciler var, aralarında bilim adamları da var. Yerli yapım sismometreler falan yapıyorlar, Oğuz’ da bu grubun içinde, güzel çalışmalar yapıyorlar tabii. Ama bilimselliğinin derecesi tartışılır. Marmara bölgesi için depremlerin önceden bilinirliği var, ben 99 depreminden sonra bir kitap yayınladım ve o kitapta bu bilgileri verdim. TÜBİTAK, Kandilli Rasathanesi, İ.B.B.B gibi kurumlar zaten bilimsel çalışmaları takip ediyor. Bu gün de İ.T.Ü’ de bu konuyla ilgili bir sempozyum var ama sözünü ettiğiniz kişi burada yok. Dolayısıyla ben bu tür açıklamaları ‘ YAYGARA’ olarak nitelendiriyorum.

Yine halk arasında çok merak edilen bir soru; Marmara Denizinde deprem olursa, adalar batar mı?

Asla böyle bir şey olmaz. Adalar Tsunami etkisiyle batmaz. Çünkü adaların yüksekliği 112 metre ise, Tsunami yüksekliğini 3 metre derseniz böyle bir tehlike imkansız.

Sel felaketi, olası İstanbul depremini tetikler mi?

Hayır, söz konusu bile olamaz.

Bu gün, Konya’da ve dün Yunanistan’ da olan depremler, İstanbul depremi için öncü olabilir mi?

Hayır asla, Konya da, Türkiye’nin deprem açısından en güvenli yerlerinden biridir, zemini kötüdür ama şiddet olarak küçük kırıklı depremler olur. O da İstanbul depremini etkilemez. Konya’daki en büyük deprem 1930 da 6 şiddetinde bir deprem olmuştur.

Vee esas soru, olası İstanbul depremi ne zaman olur?

İstanbul’ da yakın tarihte , depreme dair hiç belirti yok. 40 tane bilim adamı Marmara için çalışıyor ve çoğu da televizyonlarda gördüğünüz kimseler değil, daha ciddi ve bilimsel çalışmalar yapan insanlar. Benim yaptığım enerji çalışmalarına göre, Marmara’ da 2015 yılına kadar, büyük bir deprem bekleme olasılığı yok bana göre böyle.. Ama 5,2 ye kadar deprem şiddeti görülebilir, ancak bu şiddet yıkıcı değildir, yıkılma eşiği 6,2 dir. Biz bunun üstünde bir depremi büyük bir deprem diye niteleriz. Biz şimdi Marmara’ nın içini ayna gibi görüyoruz, her şeyini biliyoruz. Aramızda tartışıyoruz, Kuzey Marmara’ de benim hesaplarıma göre boşalacak enerji 7,3 şiddetindedir. Bazı bilim adamları da bundan daha büyük olacağını iddia ediyor. Yine bana göre, bu 7,3 şiddetindeki enerji açığı da paylaştırılarak çıkacaktır.

Vatandaşlar neler yapsın nasıl korunsun?

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından, belirlenen deprem büyüklüğü 7,5 tir, insanların merakı deprem şiddetinden çok, evinin başına çöküp çökmeyeceği korkusudur.

Evet.

Ya yapılar güçlendirilecek, ya da yeni yapılar depreme dayanıklı yapılacaktır. Başka bir yol yok. İstanbul’ da yapıların % 2 si depreme dayanıklı, % 98 i dayanıklı değildir.

Vatandaş ne yapsın, parası yoksa taşınamıyorsa, yapısını güçlendiremiyorsa?

İstanbul’da bulunan yapıların %70′i kaçaktır, hepsinin tek tek incelenmesi lazım. Mahalle ölçeğinde belediye tarafından incelendi, biz çökecek binaları biliyoruz. Mahalle olarak, dayanıksız yapıların yıkılıp, yerine yenilerinin yapılması lazım. Bu gün güvenli konutlar o kadar da pahallı değil, aylık 100 liralık ödemelerle insanlar ev sahibi yapılıyor . Ben bunu kentsel dönüşüm projesi olarak Başbakan’ a sundum ve bir kitap yayımladım. Küçükçekmece’ de küçük bir alanda, uygulanıyor. Ama insanlar evlerini bırakmak istemiyor.

Türkiye’ de insanlar yoksul, yoksulluğun olduğu yerde yolsuzluklarda olur.

Sizin bir web siteniz var mı, insanlar bilgilenmesi bakımından.

Tabii Ahmet Ercan diye internetten siteme girerlerse,deprem ve önlemleri ile ilgili bilgilere ulaşabilirler. Bir de yeni çıkan bir kitabım var. Korkma isminde, yakında kitapçıların raflarında da yer alacak. İlgilenen insanlar alıp okusunlar. Felaketleri başımıza gelmeden önlemek mümkün, ümitsizliğe kapılmasınlar.

Söyleşi: Ebru Eğinlioğlu

Jeofizik mühendisi Prof Dr. Ahmet Ercan Röportajı,

Yorum Yaz