Menü İcon

ismail Kartal Röportajında: ''Aşağılanmaya ve eleştiriye maruz kaldım''

Fenerbahçe’ye nasıl transfer oldu? Yusuf Altuntaş’tan neden tokat yedi? Fenerbahçe’de teknik direktörlük yapmaya başladığında neler yaşadı?

Röportaj Gazetesi

ismail Kartal Röportajında: ''Aşağılanmaya ve eleştiriye maruz kaldım''

Sarıyer’de futbol oynamaya kaç yaşınızda başlamıştınız? Babanızdan dolayı denizciliğe heveslenmiyor muydunuz?

Anadolu Kavağı doğumluyum. Babam, beş çocuklu bir balıkçıydı. Sakatlanmamdan korktuğu için futbol oynamama izin vermiyordu. Abim sara hastası olduğu için ona ben yardım ediyordum. 13 yaşımda Sarıyer altyapısında oynamaya başladım, Türkiye şampiyonu olduk. Sonra da Milli Takım’a seçildim ve bütün büyük kulüplerden transfer teklifleri almaya başladım.

Neden onlardan teklif alırken Gaziantepspor’a gittiniz?

Abilerim “Böyle toy gitme, biraz piş” dedikleri için gittim. Babam oynamama izin vermediği için amatör gibi yetişmiştim, profesyonel takıma gidince duvara çarpmış gibi oldum. Yemeklere, sıcağa, ağır idmanlara alışamadım. Hatta hastanelik oldum ve geri dönmek istedim ama abilerim ikna etti.

Hemen oynamaya başlayabildiniz mi?

Hocam antrenmanlarda beni beğendiği için oynatmak istiyordu ama çok genç olduğum için tereddüt ediyordu. Bir maçtan önce “Kaleci hariç kim sakatlanırsa ya da kötü oynarsa yerine seni alacağım” dedi. O maçta sağ bekimizin kolu kırıldığı için beni onun yerine aldı. Yoksa beni sağ açık, sol açık ve orta saha olarak transfer etmişlerdi.

Yeni mevkinizdeki ilk maçta nasıl oynadınız?

Bir pozisyonda kademeyi bozduğum için benim yüzümden mağlup olduk. O zaman bek ne yapar, kademeye nasıl girilir bilmediğim için maç boyunca hata yapmıştım. Eskiden bek yerinden oynamazdı ama ben öyle değildim. İkinci maçımın ilk yarısında çivili krampona alışkın olmadığım için ayaklarım şişmişti. Bir de heyecanlı olduğum için hiçbir şey yapamadım. Tribünler beni yuhalamaya başladı. İkinci yarıda her zaman giydiğim kramponlarımı giydim; bir asist yaptım ve müthiş oynadım. O maçtan sonra sağ bek olarak Ümit Milli Takımı’na çağırıldım.

Fenerbahçe’ye transferiniz nasıl oldu?

Biraz zor! Eskiden her şey kulüplerin elindeydi. Kulüp sizin için federasyona bedel öderse başka bir kulübe transfer olamıyordunuz. Gaziantepspor bedel ödemeyi unuttuğu için Fenerbahçe’ye çok ucuza transfer oldum. Gaziantepspor, Fenerbahçe’nin iki misli para teklif etmişti ama kalmadım. O sezon İstanbul kulüplerinin hepsinden teklif almıştım.

Gaziantepspor başkanına “Fenerbahçe’ye göndermezseniz futbolu bırakırım” dediğiniz doğru mu?

Başkanımıza “Ya giderim, ya da futbolu bırakıp İsviçre’deki ablamın yanına yerleşirim” dedim. İstediğim kulüpte oynayamayacaksam ne yapayım öyle futbolu! Köle gibi bir şeysin o zaman. Ben de bu yüzden gemileri yaktım.

Fenerbahçe’ye nasıl bu kadar bağlanmıştınız?

Cemil Turan, Osman Arpacıoğlu ve Ziya Şengül’e hayrandım. Babama “Bir gün Fenerbahçe’de futbol oynayacağım” demiştim, sözümü tuttum.

Fenerbahçe’ye geldiğiniz ilk günlerde nasıl bir heyecan yaşamıştınız?

Asıl heyecanım ondan önceydi. Fenerbahçeli yöneticiler beni Gaziantep’ten kaçırıp Lefter’in evine sakladılar. “Hoş geldin evlat” dedi bana. “Sen de benim gibi denizcisin. Kendinden başka kimseye güvenme! Çok çalış, kendine bak, sakatlanma!” Kendisinin hiç sakatlık yaşamadan futbolu bıraktığını söyledi.

Fenerbahçe hayal ettiğiniz gibi miydi?

21 yaşımda rüyalarımı yaşadım ama imkanlar tabii ki çok farklıydı. Toprak saha, odun sobası, sobanın üstünde ıhlamur çaydanlığı… Ondan sonra tek hayalim futbolu Fenerbahçe’de bırakmak oldu.

Fenerbahçe’de sizden önce yerinizde kim vardı?

Erdoğan abi (Arıca) vardı, çok iyiydi. Stankoviç beni oynatmak istemiyordu ama çalışmayı bırakmadım. Öyle ağır idmanlar yaptırırdı ki bitirmek bile başarıydı! Çelik yelekle kumda koşardık. Kilometrelerce koşardık… Canımızı çıkarırdı! Kusarak antrenmanı bırakan çok olmuştu ama Fenerbahçe’de çok güçlendim. Bir süre sonra ben oynamaya başladım, Erdoğan abi yedek kaldı.

Stankoviç’in Fenerbahçe’ye ikinci kez geleceğini duyduğunuzda nasıl tepki vermiştiniz?

Ürktük tabii. Asker gibi bir adamdı, hepimizi yıldırmıştı.

Veselinoviç’le aranız nasıldı?

Birbirimizi çok severdik. Bana “Çucuğum” derdi! 103 gollü şampiyonluk onun zamanında geldi. Bizi sahada özgür bıraktığı için güle oynaya şampiyon olmuştuk. Benim de gollerim vardı. Guus Hiddink’ten de çok şey öğrendim. Beni orta sahada oynatıyordu, topsuz antrenman yapmıyorduk.

Penaltı konusunda kendinizi nasıl geliştirmiştiniz? Sağ bek olmanıza rağmen neden böyle bir ihtiyaç hissettiniz?

Gaziantepspor’da çalışmaya başlamıştım, duran topları ben kullanıyordum. Pal Çsernai her antrenmandan sonra penaltı çalışması yaptırır, notlar tutardı. En başarılı ben olduğum için de takımın penaltıcısı olarak beni seçti. 103 gollü şampiyonlukta Bursaspor’a bir penaltı atıp son dakikada 3 puanı kazandırmıştım. Berabere kalsak Beşiktaş şampiyon olabilirdi.

Özel bir tekniğiniz mi vardı?

Ayağımın içinin üst kısmıyla çok sert vururdum. Bir gün elime mezura alıp kaleyi ölçtüm; kaleci ortada durup sağa ya da sola uzanırsa filelerle arasında ne kadar boşluk kalıyor diye hesapladım. 30-40 santimetrelik boşluğa nişan aldığım için ellerini uzatsalar da tutamıyorlardı.

Çift dalma alışkanlığı sahada başınıza ne işler açıyordu? Sık kart görmenizin en önemli sebebi bu muydu?

Mağlup olmayı kendime yediremediğim için sert oynuyordum. Mesela Prekazi ve Metin Tekin benden çok çekmiştir. Kendimi onlara nefes aldırmamaya adardım! Benim yüzümden ters kanada kaçarlardı. Kasıtlu vurmadığım için çok kırmızı kart görmezdim ama sarı kartım eksik olmazdı!

1987’deki oynadığınız bir Samsunspor maçından sonra neredeyse bütün takım ceza almış ama en çok siz almışsınız! Dört ay ceza alacak ne yapmıştınız?

Kupa finaliydi. Ligde şampiyon olamadığımız için kupayı alıp kendimizi affettirmek istiyorduk. Çok gol kaçırdık, ben de bir penaltıyı gol yapamadım. Maçtan sonra ortalık bir anda karıştı. Sahada futbolcular birbirini kovalarken Samsunsporlu bir futbolcu bana doğru koşmaya başladı. Bana vuracağını düşündüğüm için ondan önce ben vurdum. Sonra kavga daha da büyüdü!

Bir de Sigma Olomouc maçında rakibinize kafa atmışsınız… Sebebi neydi?

UEFA Kupası maçıydı. Burada 1-0 kazanmıştık. Golü de penaltıdan ben atmıştım. Rövanşı kötü bir sahada oynuyorduk. Bir pozisyonda rakip futbolcuyla çarpıştık, kendini sanki ben ona kafa atmışım gibi yere bıraktı. Kırmızı kartla atıldım. Benden sonra Hakan Tecimer ve Gerson atıldı; o maçı sekiz kişi tamamladık, 7-1 mağlup olduk.

Tesislere giren yılanı elinizle attığınız doğru mu?

Takım halinde koşuyorduk, birden bütün oyuncular çığlık çığlığa kaçmaya başladı. Ben de yılanı kafasından tuttuğum gibi dışarı attım! Boyu 1 metre kadar vardı.

Abdülkerim Durmaz mı daha kabadayıydı, siz mi? Onunla unutamadığınız hikayeleriniz var mı?

O Karagümrüklüydü, onunla kıyaslanamam bence! Tamam, hırslı olduğumu kabul ediyorum ama tribündekilerle falan uğraşmazdım. Zararım takımdakilereydi! Mesela 5’e 2 oynadığımızda topu uzun süre alamazsam ya da bacak arası yersem çok sinirlenip tekme atmaya başlardım. O yüzden kendi aralarında anlaşıp sakatlanmamak için topu verirlerdi.

Futbolu bırakmadan önce neden Fenerbahçe’den kiralık gönderilmiştiniz?

Takımı gençleştirmek istedikleri için Rıdvan, Şenol, Müjdat ve ben jübile kararı almıştık ama herkesin sırasını beklemesi gerekiyordu. Aynı anda jübile yapamayacağımız için bir yıl beklemeliydim. Ben de “Burada oynayamayacaksam kiralık gideyim” dedim ve gittim. Denizlispor’u o sezon Süper Lig’e çıkardık. Penaltılar, frikikler derken o sezon 16 gol atmıştım.

Futbolu bırakır bırakmaz yine Fenerbahçe’de çalışmaya mı başlamıştınız?

Hep boş mukaveleye imza attığım için Ali Şen bana “Burada her zaman yerin hazır” derdi. Jübilemden sonra PAF takımı bana verdiler. Sonra Rıdvan Dilmen’in yardımcısı oldum. O ayrılınca Karabükspor’a gittim, ligi dördüncü bitirdik. Ondan sonra Löw’le birlikte Fenerbahçe’ye döndüm. O ayrılınca tekrar ayrıldım ama bir süre sonra altyapının başına geçtim. Ondan sonra Sivasspor’u Süper Lig’e çıkardım. Mardinspor, Malatyaspor, Orduspor, Konyaspor derken epey tecrübe kazandım. Takımları hep aldığım yerden yukarıya taşıdım.

Sivasspor’u şampiyon yapmadan önce Mehmet Yıldız’ın peşine nasıl düşmüştünüz?

Mehmet’i gönderdiklerini takımın başına geçtikten sonra öğrendim ve hemen dönmesini istedim. İlk yarıyı 41 puanla lider bitirmiştik. Santrfor ihtiyacımız olduğu için bana transfer hakkı tanıdılar. Mehmet’te ısrar edince de yüksek bir bedelle geri aldık. Nitekim ona çok şey borçluyuz. A Milli Takım’a kadar gitti.

Fenerbahçe’de teknik direktör olmadan önce hangi görevdeydiniz?

Yurt dışında futbolcu izliyordum. Arjantin, Brezilya, Afrika, Avrupa… Aykut Kocaman teknik direktör olduktan sonra ben de yardımcılığını yaptım.

Almanya Milli Takımı’yla nasıl eğitimler almıştınız?

Löw yardımcı olmuştu. Kulüpten hocalarla birlikte gittik ve brifing aldık, çalışmalarını inceledik. Hız konusunda gözümüz açıldı, çıtayı yükseltmeye başladık.

Fenerbahçe teknik direktörlüğü hayal ettiğiniz gibi miydi?

Taciz mesajları, kurşunlanma olayı vs. Hayal ettiğim gibiydi ama aniden oraya gelmiştim. Kısa zamanda kurduğum bir ekiple başarılı bir sezon geçirdim. Elimizdeki imkanlar transfer için yeterli değildi ve çok kötü olaylar yaşadık. Kurşunlanma olayı sadece görünen kısmıydı. Sonraki sezon için Aziz Yıldırım devam edebileceğimi söyledi ama ayrılmak istedim.

Neden? Eleştirilerden mi bıkmıştınız?

Aynı şey Aykut Kocaman’a da yapıldı. Bizlerden biri teknik direktör olduğunda sürekli bir ıyor. Sadece Fenerbahçe’de değil, diğer takımlarda da durum böyle. Ertuğrul Sağlam, Abdullah Avcı, Rıza Çalımbay… Bunca emek verdiğimiz işi herkes bizden ve yerli antrenörlerden daha iyi biliyor.

KANKA SORUSU (Yusuf ALTINTAŞ)

Herkes  sana neden tokat attığımı soruyor. Anlat bakalım, tokatı hak etmemiş misin?

Sen benim asker arkadaşım, hatta ranza arkadaşımsın! Askerden sonra yağmurlu çamurlu bir maçta sana sert girdim, sen de hafiften beni ittin. Sanki bana tokat atmışsın gibi kendimi yere bıraktım! Hakem Erman Toroğlu. Rıdvan yanımıza koşup “Görmüyor musun hocam, kafası nasıl şişti!” dedi. Bana dönüp “Bir şeyin var mı?” diye sorunca “Biraz başım dönüyor” dedim. Tabii sen de delirip  oyundan atıldın!

Söyleşi: Four Four Two

İsmail Kartalı'ın röportajı,

Yorum Yaz