Menü İcon

İlişki Durumu: Karışık'ın unutulmayan jönü: Berk Oktay

İlişki Durumu: Karışık dizisinden sonra arkasına geniş hayran kitlesini alan Berk Oktay, yere sağlam adımlar basıyor... Mevzu aşk olunca dahi mantığıyla bağlantısını kesmiyor hatta. Berk Oktay'la ilgili bu kadar ipucu yeter, ayrıntılar röportajda...

Röportaj Gazetesi

İlişki Durumu: Karışık'ın unutulmayan jönü: Berk Oktay

Modellikten oyunculuğa geçişinizin Türker İnanoğlu ile karşılaşmanız sonucu gerçekleştiğini biliyorum. Peki, Türker Bey bu anlamda size ne dedi de fikrinizi değiştirdi?

Üniversiteyi tamamlamak için modelliğe ara vermiştim. Ama yurt dışında işler Türkiye’deki gibi olmuyor. ‘Ben gidiyorum’ diye bıraktığınız zaman geri döndüğünüzde çok hoş karşılanmıyorsunuz. Çünkü orada 10 binlerce insan var. Yerinizi dolduracak başka biri mutlaka oluyor. Türker Abi ile tanıştıktan sonra bir gün beni çağırdı ve Nehir Erdoğan ile dizi çekeceğini söyledi. Bana bir tek soru sordu; “Seni oynatmak istiyorum. Oynar mısın?” Öyle başladı macera.

10 yıl öncesine gidersek, kendinizi ekranda ilk kez gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?

Ekrana ilk çıktığım günü hiçbir zaman unutamayacağım. Televizyon karşısında kilitlenmiş vaziyette, çıt çıkaran olursa susturup o anı bekliyordum. Bütün aile toplanmıştık, çok heyecanlıydı. Kameranın karşısına çıktığım ilk an da acayipti. Hep durağan ve poz verdiğim bir işin içinde profesyoneldim ama bu kez hem kamerayı unutmak hem de unutmamak gerekiyordu. Tabii bütün bunların hepsini aradan 10 yıl geçtikten sonra anlıyorsunuz.

İlk oyunculuk zamanlarınızdan hatırladığınız güzel eleştiriler, geri dönüşler neler olmuştu?

23 yaşındaydım. İlk işim ile böyle temiz yüzlü, tatlı aile çocuğu izlenimi çizmiştim sanırım ki genellikle yaşlı teyzeler çok seviyordu beni. Birileri beni dışarıda tanımaya, bana bakmaya başladığı zaman çok garip geliyordu. Durumu hemen algılamıyor insan, ‘niye bakıyor bana?’ diye sinirlenebiliyor... Ankara’da komik bir olay başıma gelmişti örneğin; ilk dizimi çekiyordum, ailemin yanına gitmiştim. Kızılay Meydanı’nda yürüyen merdivenlerden çıkarken adamın biri gözünü dikmiş bana bakıyordu. “Hayırdır?” demiştim kendimi tutamayıp, adam da “Severek izliyoruz” deyince jeton düşmüştü.

Şimdi geldiğiniz noktada hem ülkemizde hem de Ortadoğu’da büyük bir hayran kitleniz var. Şaşırıyor musunuz bu duruma?

Bizim Türk dizileri çok fazla pazarlanıyor Ortadoğu’ya. Benim de oynadığım üç dizi yayınlanıyor. ‘Arka Sokaklar’ birçok ülkede gösteriliyor. ‘Aşktan Kaçılmaz’ daha önce satılmıştı. ‘Benim Hala Umudum Var’, 37 ülkede yayınlanıyor. Şimdi ‘İlişki Durumu Karışık’ da ya satıldı ya satılıyor. Ama ben başladığım ilk işten itibaren hep kendime hedef koyarak devam ettim. O yüzden de hem kendim şaşırmadan hem de duruma şaşırmadan yürümeye çalışıyorum. İstemenin gücüne inanıyorum ama tabii ki hayatta insanın karşısına güzel şeylerin çıkması veya çıkan çatallı yollarda doğru tercih yapması, şans ve aile faktörü hepsi bir araya geliyor da başarıyı getiriyor. Ben sevdiğim işi yaptığım için çok mutluyum. 10 yıldır seyirci de beni bir şekilde görmek istiyor ki ben hala buradayım ve işime devam edebiliyorum.

‘İlişki Durumu Karışık’ setinde günler nasıl geçiyor?

Bizim sete keşke bir gün gelseniz, o kadar eğlenceli ki! Bitiş jeneriğinden sonra beş dakika bizim kamera arkası görüntülerini koymalıyız aslında, diziden daha iyi iş yapar. Çok doğal ve müthiş komik anlar çıkıyor ortaya.

Kamera arkasına ait komik bir anınızı bizimle paylaşmanızı istesek...

Seren Şirince ile benim aramda ciddi bir boy farkı var. Dizinin bu kadar ilgi görmesindeki sebeplerden biri de bu bence. İki zıt tipin buluşması. Günlük hayatta da ekranda da çok fazla görmeyeceğimiz bir durum. Hem karakter olarak hem de fiziksel açıdan bambaşka tipler. Beni en çok cezbeden noktalardan biriydi bu aslında. Zaten senaryoyu okurken de Ayşegül karakterini Seren olarak gözümde canlandırmıştım. Bir tane Adile Naşit-Tarık Akan fotoğrafı vardır, gelinlik ve damatlıkla yıllar önce çekilmiş... Öyle bir fotoğrafımız bile oldu. Esas komik olan, Seren’in ayaklarının altına bazı planlarda takoz koyuluyor. Fakat takoz hareketsiz bir dizide işe yarıyor. O yüzden o takozu biz biraz uzattık, adını da ‘Seren’in Yolu’ koyduk. O üzerinde rahat yürüyebildiği için bu işe çok alıştı da benim alışmam biraz uzun sürdü. Sağımı solumu çarptığım sahneler oluyor, çok gülüyoruz.

10 yıl içinde pek çok sinema filmi projesi içinteklif geldiğine eminim. Siz kabul etmek için neyi bekliyorsunuz?

Yaptığım işin ilk 5-6 senesinde sinema filmi aklıma dahi gelmedi. Bu yıllar kavrulmak ve kameraya alışmak için kendime verdiğim süreydi. Ben çok didikleyen bir insanım, monitör başında durup yönetmeni izlerim, açılara bakarım, kamera hakkında teknik bilgi sahibi olmaya çalışırım. O yüzden bu zaman benim kendime donanım için ayırdığım bir vakit oldu. Beklemek istedim. Çünkü o zamanlar cengaver gibi belki şu an olsa yapamayacağım bir cesaretle atladım kameranın karşısına. Ama bunun devamında kendimi geliştirmek, her şeye hakim olmak zorundaydım. Bir de sinema filmi demek dev bir perde demek. Oraya çıktığınızda gerçekten güzel bir şey ortaya çıkarmanız gerekiyor. Acemiliğimi atmış olmam gerekiyordu. Tabii ki ben de artık bir sinema filminde yer almak istiyorum ama bu kez de doğru hikayeyi ve doğru ekibi seçmek önemli. Şener Şen’in bu konuyla ilgili bir lafı var; “Önce bana gelen senaryoları okurum, teklif edilen role bakarım, altından kalkabilecek miyim diye kendime sorarım, ilk bakacağım şey bu” der. Ben de bunu prensip edindim kendime. Elbette bu bir denklem. Daha sonra da oyuncu kadrosu, yapımcı, yönetmen ve senaryoya bakıyorum.

Biraz ailenizden bahseder misiniz? Anne-baba ne iş yapar? Nasıl bir evde büyüdünüz?

Ben tam bir çekirdek ailede büyüdüm. Annem lisede İngilizce öğretmeniydi, emekli oldu. Benim bu arada dil kabiliyetim felaket. Babam makine kimyada muhasebe müdürüydü, o da emekli oldu. Babam çok genç ruhlu bir adam; gezmeyi de çok sever. Didim’de bir evimiz var, kışın birazcık havalar soğudu mu oraya kaçar bizimkiler, keyif yaparlar. Arada İstanbul’a gelirler. Onların da kendilerine göre hareketli hayatları var. Gerçekten izlerinden gitmeye çalıştığım bir aile içinde büyüdüm. “Modelliğe başlamak istiyorum” dediğimde babam ilk arkamdan iten ve sonuna kadar destek olan kişi oldu. Okulumu dondurmam için bile bana yardımcı olan babamdı. Sadece şunu söyledi; “Bana bir söz vereceksin, yurt dışından dönüp diplomanı bana getireceksin.” Ben de ona söz verdim ve sözümü tuttum. İyi ki de söylediğini yapmışım, bana başka bir kapı açtı.

Söyleşi: Ece Üremez

,

Yorum Yaz