Menü İcon

Gülriz Sururi: ''Keşke 18 yaşında olsam sene de 1919 olsa''

Gülriz Sururi, son kitabı ''Zefiros, Ebedi Gençlik Rüzgârı'' ile sevenleriyle buluştu. Tiyatronun duayenlerinden Gülriz Sururi, tam bir özgürlükçü Cumhuriyet kadını, Kurtuluş Savaşı zamanlarına dair ''Keşke 18 yaşında olsam sene de 1919 olsa'' diyor.

Röportaj Gazetesi

Gülriz Sururi: ''Keşke 18 yaşında olsam sene de 1919 olsa''

Türk tiyatrosunun duayenlerinden Gülriz Sururi, tam bir Cumhuriyet kadını. Atatürk’e hayranlığını bilmeyen yok. Onun için “Giyinmenin ne kadar önemli olduğunu bilen bir politikacı. Her zaman kendi modasını yaratmış, kişilik sahibi bir karizma” diye bahsediyor. Kendi de her daim bakımlı, zarif ve şık. Sohbetimiz Sururi’nin 12 yaşından bir Cumhuriyet Bayramı hatırasıyla başlıyor...

Gülriz Sururi, 87 yaşında bir Cumhuriyet kadını. Türk tiyatrosuna emekleri saymakla bitmez. Bugün birçok oyuncunun hayalini dahi kuramayacağı sayısız önemli role hayat verdi. 14 yıl önce, tam da zirvedeyken bıraktı. Sahnelere veda etti ama her daim okumayı, izlemeyi sürdürdü. Eşi Engin Cezzar’a aşkını bilmeyen yok. Maalesef 5 yıl süre önce rahatsızlanan ve artık konuşamayan Cezzar ile eve bağlı bir yaşamları var. Her şeye yetişen biri olduğu için programlı yaşamaya alışmış ama artık anı yaşamaya başladığını söylüyor. Gümüşsuyu’ndaki evinde bizi kapıda karşılayan Sururi, güzel yaş alan kadınlardan. Evi de kendi gibi; ışığı, enerjisi ve çiçekleriyle inanılmaz keyifli. Cumhuriyet Bayramı ile başladığımız sohbetimiz son kitabı ‘Zefiros, Ebedi Gençlik Rüzgârı’na, aşka, hayata uzanıyor.

Her zamanki gibi çok iyi görünüyorsunuz, müthiş bir enerjiyle karşıladınız bizi...

Kitabım çıktığı için biraz daha keyifliyim doğrusu. Bu monoton dönemi benim için çok renklendirdi. Sağlığımız iyi. Engin’in de en iyi hali, az önce egzersizden döndü.

Kitabınızda yitirdiğiniz dostlarınıza yer veriyorsunuz ve “Artık toprağın altında daha fazla dostum var” diyorsunuz. Engin Bey de rahatsızlanınca kendinizi daha yalnız mı hissediyorsunuz?

Eşimiz, dostumuz azaldı. Çoğu hayatta değil. Engin’le bir sohbet havası olamaz artık, bu yüzden uzaklaşmış olabilirler, onları da doğal karşılıyorum. Doğum da, ölüm de hayatın bir parçası. Ağaç ölür, orman kalır, hayata böyle bakıyorum. Hem çok gerçekçi hem de duygusalım. Ben mezarlığa hiç gitmem, yitirdiklerimi ruhumda yaşatıyorsam onlar benim için yaşıyorlardır.

Kitabınızdan eskiden kontrolcü olan Gülriz Sururi’nin bugün artık sadece anı yaşadığını anlıyoruz...

Evet, artık çok az zamanımın kaldığını düşünüyorum ve bunu iyi değerlendirmenin tek yolu günü yaşamak. Neticede birkaç sene sonrası için plan yapamazsınız.

1040475_620x360

Anı yaşıyorsunuz ama biraz geriye gidelim; Cumhuriyetin 93’üncü yaşını kutluyoruz. Çocukluğunuzun Cumhuriyet Bayramları nasıldı, hafızanızda nasıl kareler var?

12 yaşlarındayken kendimi organze çok güzel bir elbiseyle hatırlıyorum. Daha da küçükken babaannem beni Taksim’den tramvaya bindirirdi, Beyazıt’a giderdik. Cumhuriyet Bayramı en önemli bayramımızdı. Bizim evde dini bayramlarımızda pek tören yapılmazdı çünkü annem Şeker Bayramı’nın arifesinde ölmüş, büyükbabam da Kurban Bayramı’nda. Yastığının altında “Beni Kurban Bayramı’nda kurban eyle Allah’ım” yazan bir not bulduk, şiirler de yazan biriydi. Cumhuriyet Bayramı’nı idrak ederek kutlamaya başladıktan sonra şöyle hayaller kurardım: “Keşke 18 yaşında olsam, sene 1919 olsa Atatürk’ün yanında bir yerlerde olsam.”

Peki Cumhuriyet Bayramı’nı eski coşkusuyla kutlayabiliyor musunuz?

Son yıllarda Cumhuriyet Bayramı’nı bir türlü kutlamayı başaramıyoruz, nasıl bulaşacağımızı, nasıl kutlayacağımızı düşünüyoruz. Mutlaka bayrak asarım, benim için çok kutsaldır. Sonrasında bayrak güzelce katlanır, kaldırılır. Kıyamet koparırım üzerine bir şey koyarlarsa.

Size rol model olan ya da çok sevdiğiniz Cumhuriyet kadınları kim?

O kadar değerli isimler var ki... Önceki kuşaktaki ilk Cumhuriyet kadınları muhteşemmiş. Atatürk’ün döneminde okumaya çalışan çocuklar muhteşem. Büyük kazılar yapan meşhur arkeoloğumuz var, 1936’da Olimpiyatlar’da yüzmede şampiyon olmuş kadınlarımız, ilk kadın avukatımız Süreyya Ağaoğlu var. Mübeccel Namık ilk dünya güzellik kraliçesi oldu. Cumhuriyet Balosu’nda gözümün önüne hep Atatürk gelir. Ya fraklı ya da smokinli... Şık bir hanımla dans ediyor ya da harmandalı oynuyor. Gözümün önünden gitmeyen bir kahraman. Gelmiş geçmiş Hollywood starlarından daha karizmatik ve şık. Giyinmenin ne kadar önemli olduğunu bilen bir politikacı. Her zaman kendi modasını yaratmış, kişilik sahibi bir karizma. Zaman zaman uzaydan geldiğini de düşünürüm. Çünkü benzeri dahi gelmedi.

"Atatürk bitmez" Sizce Cumhuriyet döneminde modernleşmede kadının rolü nedir?

Kendilerini nasıl kaybetmemelerine şaşarım. Düşünsenize feraceler, peçeler, başörtüler kalkmış şapka ve ipek çorap giyiyorsunuz, dans etmeye başlıyorsunuz. En önemli şey de Latin harflerine geçmek. Ortadoğu’nun Batı’ya açılan en önemli kapısıdır. Bu sayede yabancı dil öğrenmek kolaylaştı. Atatürk bir başöğretmen olarak bunu nasıl bir cesaretle yaptı? Bütün dünya liderleri bizim söylediğimizden çok daha fazlasını söyledi onun için. Ne kadar sildirilmeye çalışılsa da, ülke biter Atatürk bitmez.

Atatürk’e sevginizi kitaplarınızda da dile getiriyorsunuz. Bu kitabınızda da bir gardırobu açar gibi tüm kalbinizi açmışsınız...

Benim tarzım öyle. Bir anı kitabı yazmak için soyunmak lazım. Bir insan ruhen yaşadıklarıyla çırılçıplak soyunamayacaksa anı kitabı değil, roman yazmalı. Adını koyuyorsa, hatalarını da kusurlarını da söyleyebilmeli. Benim sırdaşım falan yok hayatta, sırlarımı kitaplarıma yazıp bütün dünyaya anlatıyorum.

Yüreğini bu kadar açmak riskli değil mi, neticede kırılabilirsiniz?

Hayır. Sadece bazı gerçekleri çok hafif yazdım. Bana yapılanları çok daha ağır yazabilirdim. Zaten elime kalemi aldığımda kafam kalemi zor takip ediyor. Müsvedde yoktur bende. Sonrasında ufak düzeltmeler olabilir.

1040475_a6ce922fb1174e1e472afc863d25aab7

Anılarınızı nasıl yazarsınız?

İlk 2 kitabımı başlayıp bitirdim. Bu öyle olmadı. 2011’de yazmaya başladım, hafızam kolay eşlik etmedi bana. Ama küçük gevşemeden sonra rayına girdi.

Hayatınız nasıl geçti? A- Limon gibi sıkarak B- Hem ürettim hem yaşadım C- Hayat beni neden yoruyorsun? D- Aşk ve sanat dolu...

Aşk ve sanat dolu. Başarılar, başarısızlıklar, yeniden dirilişler hayatımı oluşturdu. Böyle bir hayatım olduğu için çok teşekkür ediyorum. Bana “Bugün nereden başlamak istersiniz?” derseniz, 25 yaşında Hollywood’da ünlü bir film yıldızı olmayı isterdim. Ama bana “Hayatını yeniden yaşayacaksın” deseler, en kötü gününü dahi yaşamak isterim.

Böyle düşünmeniz ne güzel...

O kötü günler yaşanmazsa kişilik oturmaz. Acıdan geçmek gerek. Yazdım, çocukluğum çok kötüydü.

Çocuğunuz olmadı belki ama birçok çocuk okuttunuz...

Hâlâ okutuyorum ancak çok azını tanıdım. Daha çok Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden. Kendi burs verdiklerim ve eski yardımcımızın çocukları var. Okumak isteyip imkânı olmayanlara destek oluyorum.

“Gençler aşkı bilmiyor” Siz şanslı bir kuşaktınız, sanat, aşk, dostlukla dolu... Şimdi kendimize ayıracak zamanımız yok...

Gençler aşkı bilmiyor zannediyorum. Ünlü dizi starları, “Ben aşklarımı şöyle yaşarım” diye demeç veriyor, hep çoğul. Demek ki kızlar her flörtüne âşık oluyor. Bu bana çarpık geliyor. İnternet kuşkusuz önemli ama bizi edebiyattan, sanattan, kitaptan uzaklaştırıyor. Bana “çağdaş kadın” denildiği için öğrenmem gerektiğini düşündüm, 4 senedir mail atıyorum, Facebook, Twitter ve Instagram hesabım var.

Eğleniyor musunuz peki?

Eğleniyorum. İnternette biraz politik yazıyorum ve deşarj oluyorum. Kendi aramızda dedikodu yapar gibi halimiz var ama o bir rahatlama mekanizması. Instagram’da 48 bin takipçim var.

Siz interneti ihtiyaca yönelik kullanıyorsunuz, biz onsuz olamıyoruz.

Böyle olmaz. Aşk, sevgi zaman isteyen ve insanı çok mutlu eden bir şey. Hüzünlü dönemleri bile çok güzel. Zaten-kadın erkek ilişkisinde hüzünsüz bir şey olmaz.

‘Nejat'a bayılıyorum, Serenay çok renkli" Sahnede olmayı özlüyor musunuz?

Çok özlüyorum, 14 yıl oldu. Ama vaktinde bıraktığım için memnunum. Yaşam felsefem öyle, bırakılmaktan hoşlanmam, ben bırakırım. Sahnede yaşıtlarımı görüyorum ama bir yaştan sonra sahne onları bırakmış oluyor.

Bir oyuncunun hayalini kuramayacağı rollere büründünüz. Sokak Kızı İrma, Edith Piaf, Kaldırım Serçesi ve birçokları... İçinizde kalan bir rol oldu mu?

Doğru. Rol olarak değil ama ‘Ziyaret’ adında bir oyunu yapmayı çok istemiştim.

Bugünkü yapımları izleyebiliyor musunuz, kimleri beğeniyorsunuz?

Nejat İşler’i çok sevdiğim için “İkimizin Yerine”yi izledim. Nejat’ı izlemek güzeldi, onu çok beğeniyorum. Zerrin Tekindor’u zaten beğeniyorum, bu filmde muhteşemdi. Serenay da çok renkli, geniş bir paleti var. Sahnede devamlılık denen şey zordur, o fevkalade güzel başarıyor. Tiyatroda genç oyuncular muhteşem, dizilerden kazandıkları paralarla tiyatro kuruyorlar. Dizilerde başarılı olanların çoğu tiyatrodan gelme veya konservatuar mezunu. Engin sağlıklı olsaydı, bu kadar eve bağlı olmasaydık bunları bilemezdim tabii.

1040475_375313ec520272bcdd2480af1fc043fa

"Aynı rüyayı gördüğüm de olur" Rüyalarınızı merak ediyorum, daha çok ne tür rüyalar görüyorsunuz?

Çok rüya görüyorum. Aynı rüyayı gördüğüm de olur. Ama moralim çok bozuldu, geçenlerde biri “Belli bir yaştan sonra gördüğünüz rüyaların hiçbirini tabir etmeyin” dedi. Onlar saçmalıkmış, ciddiye alınmamalıymış.

"Aynaya bakmayı ölene kadar bırakmayacağım" 87 yaşında bir sanatçı olarak gençlere güzel yaşlanmayla ilgili ne önerirsiniz?

Kendinizi sevin, memnun olmadığınız taraflarınızı törpüleyin. Fizik, yaşam biçimi ve giyim tarzı olarak kendinizi mutlu edecek şeyi yapın. Günün içinde mutlu anlar, saniyeler vardır. Mutlu yaşayın ki başka birini de mutlu edebilesiniz. Bedeninize saygınız varsa egzersiz yapın. Benim en büyük başarım “Yaşlanıyorum” diye hiçbir perhizi yapmamamdır. 20 yaşımda ne yiyorsam aynısını yiyorum. Birçok insan “Ben yaşlandım bunları yiyemem” diye vazgeçiyor. Aynayla dost olun çünkü önce kusurlarınızı gösterir. Aynaya bakmayı ölene kadar bırakacağımı zannetmiyorum.

Gülriz Sururi, bugün Suadiye D&R, 5 Kasım Zorlu D&R’da saat 17.00’de imza günü var. 12 Kasım’da da Boğaziçi Üniversitesi’nde söyleşi ve imza günü var. 13 Kasım’da da TÜYAP Kitap Fuarı’na katılacak.

Söyleşi: Ekin Türkantos

Türk tiyatrosunun duayeni Gülriz Sururi röportajı,

Yorum Yaz