Menü İcon

Gülriz Sururi: ''Dünya adeta bomba haline getiriliyor''

Sahnenin tozunu dumanına katmış yılların eskitemediği duayen Gülriz Sururi, tiyatro ile tanışmasını ve oyuncu olmaya karar verdiği gençlik yıllarını sevenleriyle paylaştı. Sururi, için tiyatro vazgeçilmez bir yer, adeta insanın, dünyanın bir aynası...

Röportaj Gazetesi

Gülriz Sururi: ''Dünya adeta bomba haline getiriliyor''

Tiyatrocu olmaya karar vermek

Tiyatrocu bir ailenin içine doğmama rağmen tiyatrocu olmayı hiç düşünmedim ama bir gün Muhsin Ertuğrul babama; “Gülriz de annesi kadar yetenekliyse, çocuk tiyatrosundan başlatalım” demiş. Babam da istemese de sırf Muhsin Bey dediği için beni götürmüş. Şanslı bir insanım galiba; 2-3 prova sonra başrol oyuncusu ayrılmak zorunda kaldı ve ben başrolü aldım. Kendi yaşıtlarımın kapılarda bekleyip benden imza almasından, ayaklara kalkıp alkışlamalarından müthiş haz almış, ambale olmuştum.

Tiyatroyu vazgeçilmez kılan

Benim gençlik yıllarımda müthiş bir iletişim gücü vardı, sanal dünya yoktu. Tiyatro çok büyük bir silahtı. Birebir izleyiciyle karşı karşıya olmak çok önemli. Bir oyunun aynısını ertesi gece yapmaya imkan yok çünkü başka bir seyirci ve başka bir Gülriz var. Bu çok etkiledi beni. Ayrıca cinayet işlemeden katil olmak, varis olmadan kraliçe olmak, hepsinin ruh halini yaşamak müthiş bir his. Rollerim bana çok büyük dersler verdi. İhaneti, fakirliği, adaleti hepsini tiyatro sayesinde öğrendim.

Sahnede unutulmaz bir an

Müjdat Gezen ve Ali Poyrazoğlu ile beraber bir oyun oynuyoruz. Müjdat da çok hınzır, genç de olduklarından gırgır geçmeyi çok seviyorlar. Benim rahat rahat oynamam gereken bir sahnede birdenbire o sahneye girerken bir kedi fırlattı. Nasıl çıldırıyorum! Rol gereği de şemsiyeyle Müjdat’ın poposuna vurup kovalamam gerekiyor. O sinirle ‘Ya Allah!’ deyip öyle bir indirmişim ki yıllarca bu hikayeyi anlatıp güldük.

İzleyici koltuğunda oturmak

Küçücük bir kusur olduğu zaman kafama takıyorum ve o sırada oyunu kaçırıyorum. Ama şunu söylemeliyim, tiyatrocu olarak müthiş bir gençlik yetişti. Benim adını vermek istemediğim 3-4 tane tiyatro var ki gerçekten çok iyi repertuvarları ve oyuncuları var. Ben de çok tiyatroya gidiyorum. Seks tiyatrosundan politik tiyatroya aslında hepsi var olmalı. Hepsinin de seyircisi olmalı. Bunun çok savaşını verdik. Yola da böyle çıktık. Ama bugün çok acıklı bir durum var. Perdeler kapanıyor, AKM elden gitti ama ortada bir gerçek var çok iyi tiyatrocular ve yönetmenler yetişiyor. Bundan 15 yıl önce yönetmen yetişiyor diyemezdik. Aslında parlak bir dönem ama çok da garip. 1960’lı yıllarda 200 bin tiyatro seyircisi vardı, 24 özel tiyatro sahnesi vardı. O zamanki nüfus iki milyon civarı, bugün düşünün kaç milyonuz bence hala 200 bin seyirciyi geçmiş değildir. Çünkü seyirci yetiştirilmedi. Ama ben gene de umutluyum bu gençlerden yeni bir Türkiye doğacak.

Canlandırılan ilk rol

Klasik bir çocuk piyesi olan ‘Mavi Kuş’ta ilk kez rol almıştım. 12.5 yaşındaydım. İki tane kardeş var, yatak odalarında da kafeste mavi bir kuş var. Hiç memnun değiller hayatlarından ve bir gece rüyaya dalıyorlar. O mavi kuşun tepesinde dünyayı dolaşmaya çıkıyorlar. İlk rolüm çok önemliydi çünkü 12 yaşında yola çıkıyorum, 80 yaşında yaşlı biri olarak geri dönüyorum. Benim için çok enteresandı.

Günümüzde tiyatronun yeri

Shakespeare’in söylediği gibi tiyatro insanın, dünyanın aynasıdır, vazgeçilmezidir. Kendimizi buluruz, eleştiririz, farklı şeyler öğreniriz. Aslında internet elimizden bunları alıyor. Zaten kıyametin kopmasına yaklaşırken teknik uç noktalara gelmiş olacak. Dünya adeta bir bomba haline getiriliyor ve bir yerden sonra da patlayacak. Her şey bitecek. İnsanoğlu hem akıllı hem de çok garip. Atomu savaş için kullanacağına bambaşka şeyler için kullanabilirdi. Günümüzde ise silahtan, savaştan, zehirden para kazanılıyor. Ölüm ticareti yapılıyor.

Tiyatro adına değişmesi gereken

Devlet yardımı yapılsın demiyorum ama devlet sanatçıyı vergiden muaf tutsun. Çünkü bu sanattır. Gazino, meyhane, gece kulübü değil, tiyatro. Bu bir kültür hizmetidir. Bir de tiyatro salonları yapılsın. AVM’lerden geçilmiyor, her birinin altına bir tiyatro salonu yapsalar muhteşem bir şey olur. Böylece yardım etmiş olurlar işte. Devletin sorumluluğu bu zaten. Ayrıca üzücü bir konuya da değinmek istiyorum; Suat Derviş Hanım’ın bana ithaf ettiği bir romanı vardır; ‘Fosforlu Cevriye’. O romanı oyunlaştırdım. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda beş yıl kapalı gişe oynadı. Müziklerini de Atilla Özdemiroğlu yaptı. Ama hükümet, devlet tiyatrosunun yönetimini değiştirince, biletleri satışa çıktığı gün tükenen oyunumu da kaldırdılar. İstanbul’da nereye başvurduysam ne şehir ne devlet tiyatrosu kabul etmedi. Kaldırılma nedeni çok basit; dünya görüşlerimiz farklı. Atilla da bu yüzden gözü açık gitti çünkü bütün amacımız İstanbul’da oynanmasıydı. Ama bir gün gerçekleşecek, inanıyorum.

Söyleşi: Ece Üremez

,

Yorum Yaz