Menü İcon

Göksel Kortay: ''Sahnede gülmeyi saygısızlık sayıyorum''

İçinde bitmek bilmeyen tiyatro aşkı olan Göksel Kortay, ''Ben sahnede gülmeyi sevmem. Bazı arkadaşlar, biz onlara ‘dalağı düşük’ deriz, çok gülerler. Bense seyirciye saygısızlık diye düşünürüm.'' diyerek sahnenin önünde saygıyla eğiliyor.

Röportaj Gazetesi

Göksel Kortay: ''Sahnede gülmeyi saygısızlık sayıyorum''

Tiyatrocu olmaya karar vermek

Ben ilkokuldan beri önemli günlerde çıkar şiirler okur, konuşmalar yapardım. Sonraki yıllarda Robert Kolej’de sevgim daha da perçinlendi. Çok güzel bir sahnesi vardı. Her yıl hem İngilizce hem Türkçe oyunlar sergilenirdi. Zaten babam tiyatroya çok meraklıydı. Beş yaşından itibaren bizi haftada en az 2-3 kere götürürdü. Bunların hepsi bir araya geldi ben tiyatrocu olmaya karar verdim. Fakat tiyatroya hayran olan babam kıyameti kopardı. Evde trajedi yaşandı. Hem tiyatrocu olmak hem de Amerika’da eğitim almak isteyince ben, ‘Nerede görülmüş?’ dedi. O yıllar için pek görülmemişti gerçekten. Ama ben kafama koymuştum ve yapacağım dedim. İlk kez ailemden ayrılıp yola çıktım ve uçakta buradan İsviçre’ye kadar ağladım. Yedi yıl sonra Amerika’dan döndüğüm ilk akşam ailecek yemek masasına oturduk. Telefon çaldı, Yıldız Kenter aradı ve bana ‘Üç Kuruşluk Opera’ oyununda rol teklif etti. İşte, böyle başladı maceram.

Tiyatroyu vazgeçilmez kılan

Tiyatro aracılığıyla halka birçok mesaj iletebilirsiniz. Bambaşka ve çok keyifli bir sanat dalı. İçimde hep tiyatro aşkı vardı. Bu yıl 52’nci yılım sahnede. Hiç ara vermedim. Halen de oynuyorum. Şimdiki en büyük hayalim de öğrencilerimle sahneye çıkmak. Artık gençlerin başarılarını görmek istiyorum. Onlara bir yol açmakta destek olabilirsem ne mutlu bana!

Sahnede unutulmaz bir an

Ben sahnede gülmeyi sevmem. Bazı arkadaşlar, biz onlara ‘dalağı düşük’ deriz, çok gülerler. Bense seyirciye saygısızlık diye düşünürüm. Geldiğimin üçüncü ayı. Yıldız Kenter’le beraber ‘Pembe Kadın’ diye bir köy trajedisi oynuyoruz. İlk turnem ve Maltepe’ye gidiyoruz. Ben de hem Amerika’da hem üniversiteden barok görünümlü çok güzel tiyatrolara alışmışım. Bu kez küçücük bir sahne. Herkes gülüyor. Ben sinirlendim ama mizansen yapmak mümkün değil. Yer yok, herkes hazır ol vaziyetinde duruyor, laflarını söyleyip içeri giriyor. Giren güldü çıkan güldü. Sonra sıra Güler Ökten ile bana geldi. Biz gülmeyeceğiz sözünü birbirmize verip sahneye çıktık, tam yürürken Güler’in ayağı kaydı düştü. Sahne çok dar, Güler’in de boyu uzun. Bacakları dizden itibaren sahneden fırladı, en öndeki seyircinin burnuna dayandı. Bu tip olaylara ben ‘tabii afet’ diyorum. Bu sefer biz de gül gül başladık. 12 oyuncu kadrosunun hepsi gülüyor. Hala daha Maltepe’ye ne zaman gitsem sanırım ki o günkü seyirci var, hala başım önümdedir.

İzleyici koltuğunda oturmak

Her şeye dikkat ediyorum ama yine de çok keyifle izliyorum. Çünkü ben oynamanın dışında izlemeyi de çok seviyorum. İstanbul’da oynanan oyunların büyük çoğunluğuna da tatil günlerimde gidiyorum. İyiyi de kötüyü de görmek isterim. Detaylar dikkatimi çeker. Örneğin; evli birini canlandırıyor ama yüzük takmamış ya da arkada ışık yanlış gibi… Bazen de kendimi tamamen bırakıp keyifle izliyorum.

Canlandırılan ilk rol

70’in üstünde, şişman, çirkin, yaşlı, dişleri olmayan bir kadını oynuyordum. Kendime yaşlı makyajı yapıyordum. İlk 15 gün çok zorluk çektim, neredeyse bırakıp gidiyordum. Çünkü gencecik bir kız gelmişim, karşımda Müşfik ve Yıldız Kenter var. Onlar o zamanlar ilah gibiler. Ayrıca muhteşem bir kadro da var ve bir gariban ben. Elim ayağım titriyor. Zaten İstanbul seyircisinin karşısına ilk defa çıkıyorum. Ama bir gün baktım ki oyunun bitiminde herkes beni konuşuyor. Ben de o zaman incecik sarışın bir kızım. Kimse tanımamış beni tabii. Çaktırmadan herkesin yanına yaklaşıyorum, laf atıyorum. Bana dönüp; “Sen var mıydın oyunda?” diyorlar. Kimi oynadığımı söyleyince herkes şok geçiriyor. Ertesi gün de muhteşem eleştiriler çıktı. Ben de onların hepsini topladım Yıldız Hanım’a götürdüm.

Günümüzde tiyatronun yeri

Bence son yıllarda tiyatro amacına ulaşıyor. Bizim oyun her defasında tıklım tıklım dolu oluyor, nerede oynarsak oynayalım. Gençler çok önemli işler, izleyiciye yeni ufuklar açacak çok güzel oyunlar yapıyorlar. Zaten tiyatroya gitmek izleyici için başlı başına bir deneyim. Oyuncunun ağzından çıkacak lafı gönlüne, kafasına yerleştiriyor, bir düşünce kapısı açılıyor izleyici için. Dolayısıyla tiyatroda verilen mesaj çok önemli.

Tiyatro adına değişmesi gereken

Teknik ve yazar eksikliği var. Gerçi bu bize özgü bir durum değil aslında dünyada da az yazar yetişiyor. Ama gençlerden yavaş yavaş parlayanlar var. Teknik olarak da altyapı eksikleri var. Sahne tasarımları yetersiz. Örneğin, benim 50 yıl önce gittiğim Boston Üniversitesi’nde ışık tasarımı bölümü vardı. Bizde ise ilk döndüğüm yıllarda elektrikçiler yapardı bu işi. Bu yönümüz zayıf.

Söyleşi: Ece Üremez

,

Yorum Yaz