Menü İcon

Fazıl Say: ''En büyük felsefe yaşatmak olmalı''

Fazıl Say: ''En büyük felsefe yaşatmak olmalı''

Geçen hafta Almanya’da Beethoven Akademisi’nin ‘2016 Uluslararası Beethoven İnsan Hakları, Barış, Özgürlük, Yoksullukla Mücadele ve İçselleme Ödülü’nü aldınız. Bu ödülün sizin için anlamı nedir?

- Bu ödül sadece müzik konulu değil, Beethoven’ın idealleriyle de ilgili bir ödül. Beethoven, özgürlük, barış gibi idealleri olan bir besteciydi. Tarihe sadece müziğiyle değil, duruşuyla da katkıda bulunmuştu. Bu ödül elbette benim besteciiğimi ve Beethoven yorumculuğumu kapsıyor ama bunun yanında ödülün insani bir amacı da var.  Ödül törenindeki konserde elde edilen tüm gelirin mülteci kamplarında müzik yapanlara yardım olarak gitmesi de bunun göstergesi.

Ödül töreninde yaptığınız konuşmada kendinizi “Ben kültürler  arasında bir köprüyüm” diye tanımladınız..

- Benim çocukluğumdan itibaren gelen süreçte, Türkiye’nin Batılılaşma süreci dolayısıyla da ortaya çıkan şöyle bir gerçek var: Ben ‘Klasik Batı Müziği’ yapıyorum ama bir Türk’üm. Dolayısıyla Türk halkına çok da iyi tanımadığı, evrensel olan bir şeyi sunuyorum. Mozart’ı, Beethoven’ı, Chopin’i,  Türkiye’de, Anadolu’da pek çok yerde, köylerde dahi çaldım. Ama besteci olarak da bu toprakların müziklerini, bu topraklardan esinlenmiş tüm melodi, ritm, folklor, ayin, ne varsa alıp işledim ve dünyanın her yerinde çaldım. Mesela ‘İstanbul Senfonisi’, Âşık Veysel anısına yaptığım ‘Kara Toprak’, ‘Nâzım Oratoryosu’, ‘Mezopotamya’, ‘Alevi Dedeler’ vs. bütün bunlarla da dünyaya Türkiye’den müziği götürdüm. Bu aslında kendiliğinden oluşan bir alışverişe dönüştü. Halklar kendi müziklerini sahiplenir, ama dünyada bütün halk müziklerinin sahiplenilmesi için arabulucu bir tercümana, bir müzik tercümanına ihtiyaç var.

,

Yorum Yaz