Menü İcon

Fatma Benli: Başörtüyle Duruşmaya Girebileceğimi Hayal Bile Etmemiştim

Bugünkü konuğum AK Parti Milletvekili Adayı Av. Fatma Benli. 28 Şubat başörtüsü yasağı konusunun önde gelen mücadelecilerinden. Her ne kadar sayısız dava kaybettiğini söylese de, “Biz zaferden değil, seferden mesulüz” diyor.

Röportaj Gazetesi

Fatma Benli: Başörtüyle Duruşmaya Girebileceğimi Hayal Bile Etmemiştim

Bugünkü konuğum AK Parti Milletvekili Adayı Av. Fatma Benli. 28 Şubat başörtüsü yasağı konusunun önde gelen mücadelecilerinden. Her ne kadar sayısız dava kaybettiğini söylese de, “Biz zaferden değil, seferden mesulüz” diyor. O zafer, bu çalışmalarla geliyor aslında. İkna odalarını kuranların esamisi okunmazken, başörtüsü mücadelesi verenler artık meclis yolunda. Georgetown Üniversitesi’nin yayımladığı Dünyanın En Etkili 500 Müslümanı listesinde yer alan Fatma Benli’yle mücadele yolculuğunu, seçim çalışmalarını ve geleceğe dair umutlarını konuştuk. 

AK Parti İstanbul milletvekili adayı Avukat Fatma Benli ile mülâkat: “Başörtüyle duruşmaya girebileceğimi hayal bile etmemiştim”

28 Şubat’ın yaraları sarılmaya çalışılıyor. Bu insanlar 98’de mezun oldular. KPSS’ye giremedikleri için iş hayatımın dışında kaldılar.
Gerçi memuriyette 40 yaş sınırı kaldırıldı, ama KPSS’ye girdikleri zaman yüksek puan alamıyorlar.
Kendinizden 15 yaş küçükle beraber, aynı yarışa girip başarılı olmak mümkün değil çünkü.

Bir zamanlar ikna odalarını kuran Nur Serter, önümüzdeki dönem meclis dışında kalıyor. Başörtüsü mücadelesinin önemli isimlerinden Fatma Benli ise meclis yolunda. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

İstanbul doğumluyum. Sarıyer’de ikamet ediyorum. Aslen Kastamonuluyum. Sarıyer İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Sonrasında Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım. Fakat başörtüsü yasağından dolayı tezimi sunamadım. 300 sayfalık bir tez yazmıştım. Üç jüri önünde sunacaktım. Aslında sadece yarım saate ihtiyacım vardı. Ama başörtülü olduğum için kabul etmediler.

Başörtüsü yasağıyla ilgili hukuk mücadeleniz ne zaman başladı?

Ben hukuk fakültesini bitirdiğim zaman okulda başörtüsü yasağı yoktu. Okuldan mezun olduktan sonra sıkıntılarımız başladı. Çünkü ben fakülte 7’ncisiyim. Fakülte 1. ve 4’üncümüz de başörtülüydüler. Hani eskiden bir reklam vardı “Artık çok oluyoruz” diye. Onun gibi bir şey oldu. Bize mezuniyet töreni yapmadılar. Başörtüsüyle ilgili karşılaştığımız ilk problem buydu. 28 Şubat post modern darbesi, biz üniversiteyi bitirip avukatlık yapmaya başladıktan sonra oldu. Ben şanslıydım en azından üniversiteden mezun olmuştum. İlk olarak tıp fakültelerindeki, sonra diğer fakültelerdeki kardeşlerimiz son sınıflardan okullarını bırakmaya başladılar. Memur olanlar on senelik, on beş senelik öğretmenlikten sonra atıldılar. Bunlarla ilgili dilekçeler yazmaya, dosyalara bakmaya, akabinde dava açmaya, kaybedince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, sonuç alamayınca Birleşmiş Milletler’e gitmeye başladık.

Hep böyle mi devam etti hayatınız?

Böyle devam etti. İçine girdiğiniz yol, sizi bir sonraki aşamada başka patikaların önüne getiriyor çünkü. Dolayısıyla benim serüvenim hep aynı gitti. 97-2010 yılları arasında, aralıksız olarak başörtüsü yasağı üzerine çalıştım. Büromun ışıkları akşam 9’dan önce sönmezdi. Çok geniş bir kitleye hitap ediyorduk. Bu sizin zaten başka bir alanda çalışmanızı fiili olarak mümkün kılmıyor. 2010’da başörtüsü yasağının kalkmasıyla birlikte, genel olarak kadın hakları üzerinde çalışmaya başladım. Uluslararası Hukukçular Birliği Türkiye temsilciyim. 2012’de Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na atandım.  2013’de Akiller arasında yer aldım. Dolayısıyla bu böyle sürüp gitti.

“Maddi bir değer biçemezdim bu davalara”

Ücret alıyor muydunuz başörtüsü mağduriyeti davalarından?

Ücret alabileceğimiz davalar değil ki bunlar. Çünkü müvekkillerim ya öğrenci, ya da memuriyetten çıkartılmış işsiz insanlardı. Benim verdiğim zamana değer biçebileceğimiz dosyalar değildi zaten bunlar. Bazen 3 ayımı bir dava dosyasına ayırıyordum. O üç ayıma değer biçemezdim. Hatta şimdi bile geçmişe yönelik hakların alınmasıyla ilgili pek çok dosyadan para almıyorum. Artık çalışmaya başladılar, maddi durumları var. Ücret teklif edenler oluyor, birinden alsanız, diğeri parayla baktığımı düşünerek müracaat etmez. Bu nedenle ayrım yapmıyorum, hiçbirinden almıyorum. Diğer davalarımız var zaten. Daha önce de yasakla ilgili çok dava açtığımızda da büromuza maddi anlamda destek olan, diğerlerinin masraflarını karşılayan müvekkillerim vardı. İçinde bulunduğum sivil toplum kuruluşları vardı.

Maddi anlamda da motive olmuyorsanız, sizi motive eden şey neydi?

Doğru yaptığımıza olan inancım. Ben baştan itibaren başörtüsü yasağının kalkacağına inanıyordum. Ama şu var ki, ben o öğrencilere hep, “Siz üniversitelere gireceksiniz, bu yasak eninde sonunda kalkacak. Ama biz duruşmalara giremeyeceğiz” derdim. Kendimle alakalı bir hayalim yoktu. Ya da her yerde başörtülü olarak memuriyetin yapılabileceğine dair ümidim yoktu. Rabbim hayal dahi edemediğimiz bir şeyi gerçekleştirdi.

28 Şubat’ta başörtüsü yüzünden hak ihlaline uğramış kadınlara dair bir istatistik var mı?

BM istatistikleri çok fazla önemser. Hatta CEDAW (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Komitesi) 2005 ve 2010 tarihli kararında Türkiye’den başörtüsü nedeniyle ayrımcılığa uğrayan kadınların sayısını istedi. Türkiye, devlet olarak bile istatistiği çıkartamadı. Türkiye’deki kadınların yüzde 64-67’si başını örtüyor. Milyonlar demek bu. Bunların içinde başörtüsü yasağıyla muhatap olan çok fazla insan var. Ben çok rahat yüz binleri aştığını söyleyebilirim.

Şu anda başörtüsü davasıyla ilgili dosyalar var mı?

Üniversitelerle ilgi dosya yok. Çalışma hayatında daha çok fiili ayrımcılıklar var. Bir de eskinin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Bu insanlar 98’de mezun oldular. KPSS’ye giremedikleri için iş hayatının dışında kaldılar. Gerçi memuriyette 40 yaş sınırı kaldırıldı, ama KPSS’ye girdikleri zaman yüksek puan alamıyorlar. Kendinizden 15 yaş küçükle beraber, aynı yarışa girip başarılı olmak çok mümkün değil.

Meclise gittikten sonra artık bu yasaları çıkartacak kişi olmak sizi heyecanlandırıyor mu?

Genel insan hakları konusunda da çalışmalar yapmayı ümit ediyorum. Şu an seçimlerde 400 milletvekili çıkartmak, en azından anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşmak için çalışıyoruz. Anayasayı değiştirdiğimizde, fiili olarak yaşanan hak ihlallerini engelleyecek düzenlemeler olacaktır zaten. Benim de bu alanda katkım olacağına inanıyorum.

“Seçmen AK Parti’den hep daha fazlasını bekliyor”

Saha çalışmalarınızdan gördüğünüz kadarıyla, seçmenin AK Parti’den beklentisi ne?

Halk genel olarak AK Parti iktidarı zamanında yapılan çalışmaların farkında. 2002 öncesi ve bu gün geldiğimiz noktayı kıyaslıyor. Yapılan sosyal yardımların da farkında. Ancak tabi bu daha fazlasının istenmesine yol açıyor. Ev hanımlarının sigortalanmasını istiyor mesela. Biz, AK Parti olarak yaptığımız hizmetlerde istikrarı önemsiyoruz. Çalışan kadınların daha erken emekli olmasına dair çalışmalar yaptı AK Parti. Türkiye’de ev hanımı sayısı oldukça fazla. Dolayısıyla onların maliyetini çalışanların karşılayabilmesine imkan yok. Biz onları sigortalı yaptığımızda, çalışanlardan iki kat fazla sigorta primi almak zorunda kalacağız. AK Parti iktidarında da devlet bu problemi çözmek için bireysel emekliliğe özendiriyor. Bireysel emekliliğin dörtte birini devlet ödüyor.

AK Parti hariç diğer partiler, asgari ücret, emekli maaşlarında artış gibi ekonomik vaadlerle oy topluyor. Buna ne diyeceksiniz?

Asgari ücreti 5 bin lira yapmayı vaat eden var. Bireysel işletmeleri bir kenara bırakalım, fabrika çalıştıran insanları düşünün. 5 bin lira veriyorsa, bunun primiyle 6 bin 500 liraya gelir. 6 bin 500 lira veremeyeceği için, o fabrikayı kapatacak. O zaman da işsizlik artacak. Bir şey yaptığınız zaman, diğer tarafı da azaltmamanız gerekiyor. AK Parti’nin o anlamda istikrarlı bir çalışması var. Aynı durum emekli maaşları için da geçerli. Dün erken emeklilik yasası için insanların 35-40 yaşında emekli edilmesinin verdiği zararlar, bu gün halen telafi edilmiş değil.  

Akil insanlar heyetinde Karadeniz Bölgesindeydiniz. Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

O dönem akiller çalışmasını yaptığımızda, daha sürecin çok fazla başındaydık, dolayısıyla insanlarda çok ciddi korkular ve endişe kaynakları vardı. Hiç unutmuyorum, toplantılardan birinde, bir bey şöyle demişti: “Merak etmeyin çözüm süreci başarıya ulaşır, ama siz zannetmeyin ki çözüm süreci başarıya ulaşınca her şey bitecek. Rahat edeceğiz. Yarın da yeni bir şeyler olacak. Hiç kimse bizi bize bırakmaz.” Gerçekten de sürecin son toplantısını Başbakan’ımızla yapmadan, gezi olayları başladı. Gezi olayları bitti, bu sefer 17 Aralık patlak verdi. Çünkü bizim coğrafyamıza bakarsanız, ayakta durmamızı istemeyen çok fazla insan var, içimizde de ayağımızı kaydırmak isteyen çok fazla insanımız var. Biz toplantılarımızda aynı geminin içinde olduğumuzu ve bu gemi zarar görürse, hepimizin zarar göreceğini anlatmaya çalıştık.

Her zaman yoğun bir hayatınız oldu. Şimdi de seçim dolayısıyla ayrı bir yoğunluğun içine girdiniz. Aileniz ne diyor bu konuda? Destekliyor mu sizi?

Ailemin desteği olmasaydı, mümkün değil yapamazdım. Allah razı olsun hem maddi, hem manevi anlamda her zaman yanımda oldular. Yalnız on yaşında bir kız yeğenim var, çok kızıyor. “Tatilde de çalışıyorsun, onlar seni benden daha çok görüyor, bu çok sinir” diyor.

İki trilyonluk dairede oturuyor, ‘AK Parti adil değil’ diyor

Seçim çalışmalarınızda size ilginç gelen bir anınızı paylaşır mısınız?

Beşiktaş’ta bir hasta ziyaretine gidiyordum. Deniz kenarındaki büyük villalardan bir tanesinin önünden geçerken, avukat bir hanım da arabasıyla çıkıyordu. Bana “AK Parti adil değil” dedi. Genel olarak çıkarttığı yasaları beğenmediğini söyledi. Sonra, yanındaki villanın kapıcı dairesine gittik. Oradaki hanımefendi KOAH hastasıydı. Nefes almakta güçlük çekiyordu. Kapıcı dairesinin şartları zaten kötü. “Nasılsınız?” diye sordum. Teşekkür etti. “Bir ihtiyacınız var mı?” dedim. “Yok, Allah razı olsun” dedi. Bu iki olayı kıyaslamak önemli aslında. Bir tanesi deniz kenarında en az 1-2 trilyonluk villada oturup, 400-500 bin liralık arabaya biniyor. Ve AK Parti’nin adil olmadığına inanıyor. Sahip olduklarının 12 senelik istikrarla devam ettiğini fark etmiyor. Diğeri, maddi durumunu geçtim, nefes alamıyor, yürüyemiyor, ama şükrediyor. Ben herkese şükredenlerden olalım diyorum.

 

Söyleşi: Sevda Dursun

AK Parti Milletvekili Adayı Av. Fatma Benli,

Yorum Yaz