Menü İcon

Sınırların ötesindeki buğulu bakış: Ecem Uzun

Sınırların ötesindeki buğulu bakış: Ecem Uzun

Kökenleri, İngiliz kraliyet aimiseninden değil Karardeniz'in bağrından geliyor diyeceğim ama fazla arabesk kaçacak. Açık söylemek gerekirse onu anlatacağım için heyecanlanıyorum. Hem sevimli hem güzel oluşu, kalemle çizilmiş gibi olan yüz hatları, derinliğinde kaybolduğunuz gözleri ve oyunculukta büyük bir artı kabul edilen minyonluğu bir yana dursun yeteneği, açıklamaları, cesur ve başkaldıran tarafı, sorgulayan ve sorgulatan yapısı, en önemlisi de heyecanı ve ışık saçan enerjisi sınırları aştığını kanıtlıyor. O yüzden sözümü başa alıyor ve sakince devam etmeye çalışıyorum. Henüz sekiz yaşındayken içindeki oyunculuk aşkının bilincine varan bir kızın hikayesi bu aslında… Bugünlerde hiç beklemediği bir yoğunluğun rüzgarından bir an olsun yorulmadan, yüzünde kocaman bir gülümseme ile savruluyor ve en sık şu cümleyi tekrarlıyor; “İşimi yapıyorum ve çok mutluyum.” Televizyon ekranlarında onu ilk kez Ülker reklamı ile görsek de kendisi sahneyle çok daha küçükken tanışıyor; “Annem beni sekiz yaşındayken tiyatroya yazdırdı. İlk rolüm Kırmızı Başlıklı Kız’dı. Ben çok içine kapanık bir çocuktum. Annemin beni tiyatroya yazdırmasının sebeplerinden biri de bu. Sahneye çıkarken çok utandığımı hatırlıyorum. Ama çıktıktan sonra oranın bambaşka bir şey olduğunu anladım. O günden sonra artık mutlu olduğum tek yer sahneydi. Bana tiyatrodan ilk kez para verdiklerinde inanamadım. ‘Biz bunun için para mı alıyoruz?’ dedim. Sahne o kadar öğretici ve güzel ki… Ailem de çok destek verdi bana, hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Üniversite arkadaşlarımdan duyuyorum hep aileleri müsaade etmediği için ikinci üniversite olarak tiyatro okuduklarını biliyorum. O yüzden aileme tekrar çok teşekkür ediyorum.” 27 yaşında bir ablası ve 12 yaşında bir erkek kardeşi olan Ecem Uzun ailesine çok düşkün, özellikle de kardeşlerine pek bir bağlı; “Onlarsız bir hayat hayal bile edemiyorum.” Doğma büyüme Sarıyerli olan oyuncunun mesleği hakkında çok büyük cümleleri yok, ama olmasını istemediği için yok. Onun yerine içtenliği ve aşkı var: “Çok seviyorum işimi. Oynamaya bayılıyorum. Çok mutlu oluyorum. Yeni bir proje için çalışmayı çok seviyorum. Yeni şeyler araştırmayı seviyorum. Bir role hazırlanırken o sürecin heyecanını çok seviyorum.” Sahnede olduğu zamanlarda gerçek hayatta olduğundan daha mutlu hisseden Ecem’in geçenlerde ilk kez kendine de yüksek sesle söylediği şu cümlesi beni oldukça etkiliyor; “Bu evrenin yaşam kısmı benim için sahneden daha zor.” Enteresan olansa işine o kadar aşık ki konuştukça daha da çok heyecanlanıyor ve mesleğinin nasıl özel bir yetenek gerektirdiğini unutmuş halde soruyor; “Neden herkes oyunculuk yapmıyor anlamıyorum?”

,

Yorum Yaz