Menü İcon

Şahika Ercümen: Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

Dünya dalış rekortmeni Şahika Ercümen, Gilindire Mağarası'ndaki dalışında tek nefeste, 2 dakika 5 saniyede su altında 100 metre yatay giderek yeni bir dünya rekoruna imza attı ve Guinness Dünya Rekorları Kitabı'na girdi.

Röportaj Gazetesi

Şahika Ercümen: Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

Dünya dalış rekortmeni Şahika Ercümen, Gilindire Mağarası'ndaki dalışında tek nefeste, 2 dakika 5 saniyede su altında 100 metre yatay giderek yeni bir dünya rekoruna imza attı ve Guinness Dünya Rekorları Kitabı'na girdi. Peki göz açıp kapayıncaya kadar yaşanan 2 dakika 5 saniyeye nasıl hazırlandı, dalışın hayatına kattıkları ne var, bu sadece bir su altına dalmak olarak adlandırılabilir mi, yoksa bir hayat felsefesi mi?

2 dakika 5 saniye ne kadarlık bir zaman dilimi? Çok özlediği birini bekleyen için çok uzun, çok eğlendiği bir şeyle meşgul olan biri için ise çok kısa... Peki ya su altında nefessiz kalmak için? Kimi "Ne olacak yaparım" diyebilir, kimine ölüme yaklaşmak kadar korkutucu gelebilir... Zaman öyle garip bir kavram ki anlamak mümkün değil. Peki 2 dakika 5 saniyelik bir deneyim için, bir insan ne kadar süre hazırlanabilir? Günler, haftalar, aylar... Dünya dalış rekortmeni Şahika Ercümen tam dört ay boyunca her şeyden izole olarak, hayatının en önemli 2 dakika 5 saniyesine hazırlandı. İstanbul'da, Kaş'ta, astımı ve kansızlığına çözüm üretebilmek adına irtifa kampı için Erzurum'daydı... Eve uğrayıp sadece valiz değiştirdiği, sevdiklerini özlediği, sosyal aktivelerin tümünden uzak, dünyadan koptuğu bir yaz geçirdi. Hepsi işte o 2 dakika 5 saniye içindi... Ve uğraştığına değdi... Buzul döneminden kalıntılar taşıyan ve dünyanın en özel yerlerinden biri olan Gilindire Mağarası'ndaki dalışında tek nefeste kadınlar dünya rekoru olan 90 metre sınırını aşarak Guinness Dünya Rekorları Kitabı'na girdi. Ve zaferini 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'na ve bayrak uğruna canını ortaya koyan Mehmetçiklere armağan etti.

Şahika Ercümen: Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

Peki bu saniyelerle ifade edilecek mücadelenin arka planında neler yaşandı? Bir dalışa hazırlanmak nasıl bir zihinsel konsantrasyon gerektiriyor. Bu zihinsel konsantrasyon insan hayatına nasıl etki ediyor?
İşte tüm bunları su perisi Şahika Ercümen ile konuştuk

- Türkiye'de serbest dalış konusunda kadınlar epey yol kat etti. Türk kadının ciğeri epey büyük yani...
- Kesinlikle. Türk kadının kalbi ve ciğeri kocaman. Tarihimize bir baksanıza, eski zamanlardan beri mücadeleci bir yapımız var. Galiba oradan gelen bir gen var, yaptığımız işlerde sabırla, sonuna kadar dirayetliyiz ve azmederek başarıyoruz. Ve hep bir şeylere rağmen başarıyoruz. Bu da çok büyük bir kalp ve ciğer gerektiriyor bence...

Şahika Ercümen: Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

- Aylardır hazırlandığın süreç sona erdi ve rekoru kırdın. Hedefe ulaştıktan sonraki hissin nasıl?
- Bu çok mental bir spor, fiziksel kondisyondan çok zihinsel olarak hazır olmam gerekiyordu. Dalmadan önce nabzımı 30'lara düşüyorum çünkü. O güne ve sadece 2, 3 dakikalık bir dalışa konsantre olarak yaşıyorsun. Bir anlık heyecan tüm dalışımı etkileyebilirdi. Dolayısıyla ben en heyecanlı olaylarda en sakin kalmaya çalışan bir ruh halinde olmalıydım. Bunu başarabilmek oldukça zor. Normalde çok iyi odaklanan biriyim fakat bu rekor, kapalı bir mağarada ve çok zor şartlarda gerçekleşti. İzlemeye gelen insanlar bile nefes alamadı. Çünkü çok nemli bir ortamdı, 555 basamak aşağı inilerek ulaşılan bir noktadan dalış yaptım. Bu rekorda ekstra bir heyecanım oldu, nefesim kesildi, kalbim ağzımdan çıkacak gibi hissettim. Bu benim performansımı etkiledi, kolay bir dalış değildi. Ama bir şekilde, çok şükür başardık. Rekoru kırdık. Çok büyük bir mutluluk.

Şahika Ercümen: Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

- Üzerinden bir yük kalkmış gibi hissettin mi?
- Şu anda tüy gibiyim, çok hafifim. Her günümü planlayan biriyim ama şu birkaç gün planlamak istemiyorum. Mesela nabzımı arttırdığı için kahve içmiyorum. Ama şimdi içebilirim. Bu sabah bir kahve içtim ve bu benim için o kadar büyük bir lüks ki... Bu kadar küçücük bir şeyle mutlu olabilecek durumdayım çünkü öyle bir baskının, öyle bir disiplinin sonrasındayım şu anda.


- Bu dalışını yatay olarak gerçekleştirdin. Senin daha önce derin dalış rekorun da var ve bu derinlikler gökdelen yüksekliğinde... Riskli ve ürkütücü... Ölümün kıyısına yaklaşmış gibi hissettirmiyor mu insana?
- Benim yaptığım dalışlarda o kadar büyük bilgi ve tecrübeye sahibiz ki ekip olarak, tüm güvenlik önemleri alınıyor ve bana ciddi bir şey olma riski çok çok düşük. Bu sporda teslimiyet ve güven çok önemli. Derine dalabilmek için tüm kaslarınızın rahat olması, zihninizin bomboş olması lazım. Hiçbir şey düşünmemem gerekiyor ve bu dünyanın en zor şeyi. O an teslim oluyorum, o teslimiyetle birlikte ölüm değil yeniden doğuşa odaklanıyorum. Dibe batarken, "Öldüm bittim" dememek gerekiyor, "Yeniden güneşi göreceğim" demek gerekiyor. Ben algımı hep pozitifte tutuyorum. Sadece bilinmezliklerle dolu bir dünya, yer çekiminin olmadığı bir boyut. Boğaz Köprüsü'nün yüksekliği 62 metre... İnip bir de yukarı çıkıyoruz. Epey yüksek. Ama insan limiti tarifsiz. İsteyip inandıktan sonra o limitler aşılabiliyor.

Şahika Ercümen: Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

NEFES ALAMAMANIN NE OLDUĞUNU BİLİYORUM

Çocukluğunda astım hastasıydın ve şimdi bu noktadasın... İnanılmaz geliyor bana...
- Okula bile gidemeyecek kadar hastaydım üstelik. Evden çıkamıyordum, her gün hastanedeydik. Annem artık, "Yaşasın, nefes alsın yeter" diyordu. Lise hazırlık sınıfına geldiğimde okulum sayesinde tanıştım dalışla. Bir okul gezisinde su altıyla tanıştım. Nefes alamamanın, evden dışarı çıkamamanın, hatta bence yaşarken ölmenin ne demek olduğunu bildiğim için bazı şeyler artık beni korkutmuyor. Sevdiğim şeyi içime sinerek yaparken biraz da risk alabilirim. Hayatı konfor alanından çıkmadan yaşamaktansa risk alarak, yaşamayı tercih ediyorum.

- Nefes almakta zorlandığın bir hastalığın varken bu sporu yapman içinde isyan eden bir yan olduğunu gösteriyor...
- Aynen öyle. Ben zincirlerimi kırmaya çalışıyordum ve kendimi su altında buldum. Su altı sporlarına gizli gizli başladım. Lisedeki o gezide eğitmenler, "yüz bakalım su altından" dediler, o kadar uzun süre kaldım ki, inanamadılar. Sonra peşini bırakmadım. O yaz sağılığım iyiye gitmeye başladı. Benim astımım alerjik. Tüm yaz gizli yaptığım spor bana çok iyi geldi. Sonra aileme anlattım, başta çok karşı çıktılar, annem kapıların önünde nöbet tutuyordu evden çıkmayayım diye... Sonra bunun benim için bir tutkuya dönüştüğünü anladılar. Sadece bir spor değil, beni hayata döndüren, şifa veren, öğreten bir şey. Bu sporu rekor kırmak için yapmıyorum, her deneyim benim için bir öğreti, yaşam biçimi.

YATARAK SUYUN ÜSTÜNDE UYUYABİLİRİM

- Suyla özel bir bağın var mı sence?

- Var. Nereden geliyor bilmiyorum ama suda kendimi çok rahat hissediyorum. Mesela yatarak suyun üzerinde uyuyabilirim. En derine indiğimde en derin benlikle buluşuyorum. Zihnimi susturduğum ve kalbimi tam hissettiğim yer derinlik. Hayatta da böyle, bir şeyi yüzeysel yapmayı sevmiyorum.

- Korkuların var mı?
- Hiç yok! Şöyle açıklayayım, korkularım var ama korkularımdan korkmamak felsefelerimden birisi. Mesela yükseklik, tedirgin oluyorum ama çıkınca diyorum ki, "Şahika baksana bir sürü hormon salgılanıyor vücuduna, ellerin karıncalanıyor, aşk gibi düşünsene, bu da bir heyecan, bunu da deneyimle..." Hep sakin nabız, yavaş yaşam olmaz ki... Korkuyu heyecan ve mutluluğa çeviriyorum. Adına korku demiyorum.


ERKEK OLSAM İKİ KATI DERİNE DALABİLİRDİM

- Bu deneyimi hayatına da uyarlıyor musun?

- Bazen çok karışık olaylar oluyor, sinirleneceğim şeyler oluyor. Bunlara gülüp geçebilmeyi öğrendim. Hiçbir şeyin benim sinirimi bozmasına izin vermiyorum. Ki çok hırslı ve agresif bir yapım vardı eskiden. Bu spor sayesinde, hareketli bir meditasyon halindeyim. Ben dalış yaparken, en derindeyken, zihnim diyor ki, "Hadi çık nefesini tutuyorsun, öleceksin". Ama ben diyorum ki, "Hayır yapabilirsin, devam et!" Kendimle yüzleşme ve mücadele var. Hayatta karşıma çıkan zorluklar beni artık o kadar zorlamıyor. Her zorlukla sakince mücadele edebilmeyi öğrendim. Yemek yerken bile, yediğim elmanın her şeyini hissediyorum.

- Bir kadının zihninin durduğunu hayal etmek bana çok zor geliyor... Erkeğin odaklanması daha kolay değil midir?
- Erkek olsaydım iki katı derine dalabilirdim. Hormonal olarak çok detaycıyız, her şeyi düşünmeye çalışıyoruz. Hele benim zihnimde öyle labirentler var ki... O dalışı yapabilmek için kendimle sohbet ediyorum, "Şahika senden iki üç dakika istiyorum, durdur kendini, antrenman bitince git düşün, acı mı çekiyorsun, git ağla". Eksik yaşamak istemiyorum, zamanımı dolu dolu yaşamak istiyorum. O son bir saniyenin hakkını vermek istiyorum. Geçmiş ve gelecekle çok meşgul olmuyorum.

- Özel hayatını da çok iyi idare edebiliyorsun o zaman... Sorunları kolay aşıyorsun yani...
- Kolay aşmıyorum tam da tersine çok duygusal biriyim. Özellikle dalış öncesi o kadar hassas ve kırılmaya açık hale geliyorumki. Bir kelime bile beni ağlatabiliyor.

- Aşk acısı için de geçerli mi bu?
- Canım çok acısa da geçerli. Bazen çok aşk acısı çekiyorsun, o gün çok istediğim gibi geçmiyor ama acımı çekip, gözyaşımı silip antrenmanımı yapıyorum. Antrenmandan sonra düşünmeye devam edebilirim. Bunlar rekor kırmama engel değil. Oradan besleniyorum, "Bende ne kadar güzel duygular varmış" diyorum. Hem acı, hem hüzün... Bunları pozitif bir şeyde kullanıyorum, bazen yemek yapıyorum, bazen bir şarkı sözü yazıyorum... Bazen meditasyon yapıp hüngür hüngür ağlıyorum. Tüm duygularımı sahipleniyorum. Hep mutlu, hep gülen, hep başarılı bir Şahika yok ki. Düşen, tekme yiyen, kalkmaya çalışan, ağlayan, acı çeken bir Şahika da var. Daha akıllı ve deneyimli bir Şahika'nın yolu bu...

- Şu an hayatında biri var mı? Anlayış gösterebiliyor mu?
- O da sporcu ve çok iyi anlıyor beni. Konsantrasyonumu etkilememek için özenli, anlayışlı davranıyor. Hatta bazen ben aramadan aramamayı tercih ediyor.

Söyleşi: Sonat Bahar

Dünya Dalış Rekortmeni Şahika Ercümen Röportajı, Türk kadınının kalbi de ciğeri de kocaman!

Yorum Yaz