Menü İcon

David Ginola: ''Ben konuştuğumda herkes mutlaka dinler!''

Fransa milli takımının yetiştirdiği en yetenekli futbolcularından David Ginola, yetenekli ve sorunlu olduğu futbolculuk dönemini ve sonrasını anlattı..

Röportaj Gazetesi

David Ginola: ''Ben konuştuğumda herkes mutlaka dinler!''

Bu röportaj FourFourTwo’nun Mart 2014 sayısında yayımlanmıştır

Küçükken kendinize kimleri örnek aldınız?

Johan Cruyff’u çünkü futbolu çok basit bir şeymiş gibi gösteriyordu. Onu izlemeye doyamıyordum ve odamda sadece onun posteri vardı. Ben de onun gibi oynamak istiyordum. Bir de 12’nci doğum günümde Michel Platini’nin kitabını hediye etmişlerdi, onu da çok severdim.

Nice Üniversitesi’nde hukuk okudunuz. İyi bir avukat olabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Kesinlikle olurdum! Hatta Fransa’da başlayıp yurt dışına bile çıkardım. İnsanlara yardım etmenin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Kendimi iyi bir insan sarrafı olarak görüyorum. Konuştuğumda karşımdakine kendimi dinletebiliyorum. Ukalâlık yaptığımı sanmayın ama hayatım boyunca böyle oldu. Bir şey anlatmaya başladığımda herkes dinler!

1993-94 sezonunda PSG’de oynarken yaşadığınız şampiyonluktan aklınızda neler kaldı?

O sezon Fransa’da Yılın Futbolcusu ödülünü almıştım. Ayrıca son Avrupa şampiyonu Marsilya’nın önünde şampiyon olduk. 27 maçlık bir yenilmezlik serisi yakaladık. Doğup büyüdüğün ülkede şampiyonluk yaşamak muhteşem bir duygu. Sochaux’yla oynadığımız bir maçta hava eksi 5 dereceydi. Forvette George Weah’la birlikte oynuyorduk ve bana “Hava çok soğuk, ben oynamayacağım” demişti. Ona “Sorun değil, sıkıntı olmaz” şeklinde karşılık verdim. Maçı 2-0 kazandık, George sahadaydı ama hiç hareket etmedi çünkü hava gerçekten de çok soğuktu. Yine de ona güvenebileceğimizi biliyorduk çünkü takımda müthiş bir ruh vardı.

PSG’den ayrıldıktan sonra Newcastle yerine Barcelona’ya transferiniz gündemdeydi…

1995 yazında Barcelona’yı çalıştıran Johan Cruyff, Tarragona’da düzenlediği bir golf turnuvasına beni de davet etmişti. Orada bana “Seni transfer etmek istiyorum. Bir süredir seni izliyorum, harika bir oyuncusun. Transferde önceliğim sensin” dedi. Marco van Basten gibi birçok ünlü isimle golf oynadık ama saha şehir dışında olduğundan bu konuyla ilgili fazla söylenti çıkmadı. Cruyff, Gheorghe Hagi ve Hristo Stoiçkov’u satabilirse beni alacağını söyledi. Ben çoktan oraya transfer olmuştum bile; zihnimde yeni formamı giymiş, yeni evime taşınmıştım ama o iki oyuncuyu da satamadılar. Bir yıl sonra, Newcastle’da oynarken dönemin Barcelona teknik direktörü Bobby Robson beni arayıp “David, kulübüne senin için transfer teklifi yapacağım” dedi. Daha sonra menajerimiz Kevin Keegan’dan bir telefon aldım. “Ayrılmak istemeni anlıyorum ama seni kesinlikle bırakmam! Andy Cole’u Manchester United’a sattığımda taraftarlar isyan etmişti, aynı şeyi bir daha yaşayamam” dedi.

Lee_Dixon_rt-1024x804

Newcastle United sizi nasıl ikna etti?

Açıkçası kulüple ilgili pek bir şey bilmiyordum, lige yeni yükseldiklerini duymuştum. Beni ikna eden de Kevin Keegan oldu. Cruyff’tan telefon beklediğim için Paris’teki sezon öncesi kampına gitmeyi sürekli erteledim ama ne yazık ki olmadı. Daha sonra Newcastle’dan teklif aldım. Onlarla sözleşme imzalamak için Amsterdam’a gittiğimde Arsenal başkanı David Dein beni arayıp imza atıp atmadığımı sordu çünkü onlar da beni transfer etmek istiyormuş. Tabii ben Newcastle’a söz verdiğim için oraya transfer oldum.

1995-96 sezonunda Newcastle’da forma giymek keyifli miydi? Tabii puan farkını o kadar açıp sezon son anda şampiyonluğu Manchester United’a kaptırmak da canınızı bir hayli yakmış olmalı…

Takımda benim dışımda Peter Beardsley ve Faustino Asprilla gibi oyuncular varsa onlara özgürlük tanımalısınız. Ben de o dönem saha içinde istediğim her şeyi yapabileceğimi hissettim. Orta sahada Rob Lee ve David Batty gibi isimler olunca daha rahat oynayabiliyorduk. Sezon çok iyi gidiyordu ama Liverpool’a 4-3 kaybettiğimiz maçtan sonra çöküş başladı.

Fransa’nın siz olmadan 1998 Dünya Kupası’nı kazandığını görmek nasıl bir duyguydu?

Hayatımın en kötü olayıydı! Final maçını statta izledim ve kupayı kaldırmalarına tanıklık ettim. O akşam ağlayan tek Fransız bendim herhalde! Kendi kendime “Nerede hata yaptım?” diye soruyordum. Kendi topraklarımda Dünya Kupası’nı kazanma hayalimin suya düştüğünü hissetmiştim. Aslında bunu kendim için değil, annem ve babam için istiyordum. Onlara bu gururu yaşatamadığım için suçluluk duyuyordum.

17’den daha fazla kez milli formayı giymeniz gerektiğini düşünüyor musunuz?

Tabii ki! Bunun tek sebebi de iyi bir futbolcu olmam değil. Bizim jenerasyonda çok yetenekli oyuncular vardı ama elle tutulur bir başarı yakalayabildiğimiz söylenemez. Böyle olunca hiç düşünmeden köklü bir yeniden yapılanmaya gidilip yerimize yeni ve genç isimler getirildi. 1994 Dünya Kupası’na katılamadık, 1996 Avrupa Şampiyonası da İngiltere’de düzenlendi ama bildiğiniz gibi ben kadroda yoktum.

Gerard Houllier, 1994 Dünya Kupası elemelerinde kaybedilen kritik Bulgaristan maçının sorumlusu olarak sizi göstermişti. Onu affettiniz mi? Aranız nasıl?

Onu affedeceğimi zannetmiyorum. Maçın ardından sarf ettiği sözler, tüm milli takım kariyerimi etkiledi. Hayatım boyunca bana takım halinde kazanılıp kaybedildiği öğretildi ama o, sanki bireysel bir spor yapıyormuşum gibi beni suçladı. Diğer oyuncular da herhangi bir tepki göstermedi, onlar da bu bahanenin arkasına sığındı. Onunla aram hiçbir zaman iyi olmadı ve hiçbir zaman da olmayacak!

Kariyerinizin en iyi dönemi ne zamandı?

Sanırım Tottenham’da oynadığım dönemler diyebilirim. Maçlarda fark yaratabileceğime inanıyor ve bana güveniyorlardı. Menajerimiz George Graham’ın bana sürekli “David, sihrine ihtiyacımız var” demesi çok hoşuma giderdi. Böylece kendimi önemli hisseder, sahaya çıkıp bu güvene karşılık vermek isterdim. Belki saha içinde bencil biri gibi dururdum ama her şey takım arkadaşlarıma yardım etmek içindi.

PSG3_rt-1024x677

1999’da Premier Lig’de Yılın Futbolcusu ödülünü kazanmak, bir sene önceki Dünya Kupası üzüntünüzü hafifletti mi?

Futbolu bireysel ödül kazanmak için oynamadım, takımımla birlikte bir şeyler kazanmak istedim. Tabii bu ödülü kazanmak çok güzeldi. 1998 Dünya Kupası’nda oynamadığımdan benim için zor bir sene olmuştu. Belki kariyerimi bile sonlandırabilirdim ama taraftarlar bana destek oldu. Ben de onlar için futbola devam edip bana olan güvenlerini karşılıksız bırakmamaya çalıştım.

Herkes şunu merak ediyor: Bu kadar iyi dripling yapmanın sırrı ne?

Tamamen içgüdü ve yetenek. Öğrenilen bir şey değil. En önemlisi de fiziksel olarak fit kalmak; ancak o şekilde rakipleri geçebilirsiniz. Fiziksel olarak iyi olduğumda hiçbir savunmacı yanıma bile yaklaşamazdı!

Kariyeriniz boyunca sizi en çok zorlayan savunmacı kimdi?

Kesinlikle Lee Dixon. Beni nasıl durdurabileceğini biliyordu. Belki her zaman yapamadı ama bana kesinlikle boş alan bırakmıyordu çünkü böyle yaparsa onu geçeceğimi biliyordu. Sahanın neresinde olursam olayım, sürekli ensemdeydi!

Spurs2_rt-1024x694

Kitabınızda George Graham’ın sizi kıskandığını yazdınız. Onunla neden anlaşamıyordunuz?

Kulüpte çok sevildiğimi ve beni yönetmesi gerektiğini biliyordu. Egosu çok büyük olduğundan ortada bir başarı varsa hepsini üstlenmek zorunda olduğunu hissediyordu. Bazı maçların ardından muhabirler “David bugün çok iyi oynadı, değil mi?” dediğinde hemen konuyu değiştirirdi! Bir ara rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmıştı ve onu maçlardan önce arayıp halini hatırını sorardım. Eminim benden başka hiç kimsenin aramamasına şaşırmıştır!

Peki Tottenham’dan neden ayrıldınız?

Çünkü artık George Graham beni istemiyordu ve yönetime beni satış listesine koymalarını söyledi. Kariyerimi Tottenham’da sonlandırmak istiyordum ama ne yazık ki öyle olmadı. 33 yaşımdaydım, kariyerimin en iyi dönemindeydim ama beni gönderdi.

Savunma yapmayı sevmeyen bir oyuncu olduğunuzu düşünenlere ne diyorsunuz?

Benimle iyi anlaşan menajerler, sahada bana özgürlük verip serbest bırakanlardı. Savunma yapmakla hiçbir zaman ilgilenmedim. Topu bana verin, gerisini ben hallederim!

Sizden en iyi verim alan teknik adam kimdi?

Artur Jorge. Onunla çalışırken hem ligde şampiyon olduk hem de Yılın Futbolcusu ödülünü kazandım. Bana saha içinde özgürlük verip hiçbir şey söylemezdi. Sadece bazen bıyıklarının altından hafifçe gülümsediğini görürdüm, hepsi bu (gülüyor)!

Mr_Blobby_rt-1024x730

Everton’da Paul Gascoigne’le aynı takımda oynamak nasıl bir şeydi?
Tanıdığım en komik insan. Keşke daha uzun süre aynı takımda oynayabilseydik. Everton’daki ilk antrenmanıma perukla çıkmıştı çünkü o dönem saçlarım uzundu. Herkes gülmekten yerlere yattı! Onunla U-21 Toulon Kupası’nda karşılıklı oynamıştık ve daha o dönemden ne kadar iyi bir futbolcu olacağı belliydi.

Kızıl Haç yararına da çalışıyorsunuz. Sizce futbolcular bu tür faaliyetlerde daha sık bulunmalı mı?
Futbol dünyası yardım etkinlikleriyle ilgileniyor ama daha fazlasını yapabiliriz. Farklı amaçlar için para toplamak adına futbolu daha sık kullanabiliriz.

Futbolu bıraktıktan sonra aktörlükle ilgilendiniz. Bundan keyif aldınız mı? Devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Bir hayli keyif aldım ve umarım daha sık yaparım. Küçükken aktör olmak değil, futbolcu olmak istiyordum. O yüzden fazla ilgilenemedim ama artık zamanım çok.

Eric Cantona mı daha iyi oyuncu, siz mi?
Kesinlikle Eric. Ben henüz onunla kıyaslanacak kadar film yapmadım! Uzun süredir çalışıyor ve bence son derece iyi bir iş çıkarıyor.

Söyleşi: Fourfourtwo

Fransa'nın eski futbolcusu David Ginola röportajı,

Yorum Yaz