Menü İcon

İkinci bir şansı olanların hikayesi: Damla Sönmez ve Mert Fırat

İkinci bir şansı olanların hikayesi: Damla Sönmez ve Mert Fırat

Damla Sönmez: Takılmamak ve tutunmamak gerekiyor

Zeynep, kendisine âşık, güvenli liman olan bir adam ile kafasını çelen karizmatik, zengin bir adam arasında kalıyor. Seçimlerinizi merak ediyorum, oyunculuğun bir hevesten ziyade bir tutku olduğunu fark ettiğiniz dönemleri, âşıkken yaptığınız seçimleri...

D.S.: Babam yurt dışında, annem de burada çalışıyordu. Birlikte hafta sonlarımız vardı. Onlarda beni hep çocuk tiyatrosuna götürdü. O yüzden başka hiçbir mesleği hayal etmedim. Bazen karar verirken çok zorlanıyorsunuz. Oluyorsa en iyisidir, olmuyorsa daha iyisi olacaktır diye düşünüyorum. Takılmamak ve tutunmamak gerekiyor. Çünkü o zaman önünü de göremiyorsun. Pişmanlıklar tabii ki oluyor ama hepsini tecrübeye dönüştürüp oranın sana ne öğretmek istediğine bakmak gerekiyor.

M.F.: Bence de. “Olan mükemmeldir” denir ya, ben kaderci değilim. Biraz daha planlı hareket eden birisiyim. Ama meşhur bir söz var; “Hayat sen planlar yaparken başına gelenlermiş” diye.

D.S.: John Lenon’cum.

M.F.: Benimki olacak olana hazırlanmak. Kaldırabileceğin yükün altına giriyorsun aslında. Bir kişiye âşık olup evliliğe karar verdiğinde aslında yolculuğun nereye gideceğini bilirsin. Ama yolculukta bir sürü şey değişir. “Ben böyle biri değilmişim” diyebilirsin, kendini keşfetme yoluna çıkarsın. Ondan şüphe ederken sen zaten orada değilmişsin. Dolayısıyla ilişkiler bağlamında da yola çıkışım hep aklıselim kararlar alarak olur ama günün sonunda planlar, durumlar değiştikçe hayat bambaşka bir yöne evriliyor. Şimdi yeni bir mekân açıyoruz, ocak diye yola çıktık, marta geldik. Açılmaması için bir sürü şey oldu ama mutlaka artı bir değeri de olmuştur. Bizim bunu nasıl güzellediğimizle ilgili.

D.S.: Sen elinden geleni yap, gerisini akışa bırak.

M.F.: Evet, akışa bırakmaya izin vermek lazım. Bir şey yazarken de aynı şey. Girişini, sonucunu bilirsin ama bilincinde açık bir yer bırakırsın ki kalemin seni bir yere götürsün. Bilinci akışa bırakıyorsun. Hayat da böyle yaşanıyor bazen. Başı, sonu, planlandığı yerler var. Bazen doğru işliyor bazen işlemiyor. Kariyer konusunda da ilk oyunumu 5’inci sınıfta oynayıp liseye kadar çok oyun çalıştım. Gittiğim okulların böyle tasarrufları vardı. Yıl boyunca çeşitli oyunları çalışırdık.

D.S.: Genelde 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde çıkmak üzere... Hemen her okulda aynıydı.

M.F.: Evet genelde de yetişmezdi. Hep onların içindeydim. Önümüzde çok imkânlar vardı. Ailemde şarkıcı olan babamdan başka sanatçı yoktu. Gerçekten içinde böyle bir şey varsa yapıyorsun. Halk evlerinde kurslara giderdim. Bir çocuk sevdalıysa her şekilde gidip işin ucundan tutar.

D.S.: Bizimkiler de mimar, mühendis. Onlar hep “Ne yaparsan yap, en sevdiğin işi yap” derlerdi. İşler ciddileşince “Başka bir şey mi okusan, oyunculuğu zaten yaparsın” dediler. İlkokulda iki dönem üst üste Müjdat Gezen’in kursuna gittim sonunda “Artık gelmesen mi?” dediler. Orada olmayı seviyordum. Gerçekten bir şeyi sevdiğinizde onun içinde açılan dünyaları buluyorsunuz.

‘Aşk ve Gurur’, seçimi kadının yaptığı bir kadın hikâyesi mi sizce?

D.S.: Kadınların yaptığı tercihler üzerinden şekillenen olayların günümüzde nelere yol açtığının hikâyesi. Dizinin kadınları gerçekten çok güçlü. Zeynep’in kanadında her şeyi tek başına yapması, hayatındaki güvenli liman ve kalp çarpıntısıyla neler değişecek onları görüyoruz.

,

Yorum Yaz