Menü İcon

İkinci bir şansı olanların hikayesi: Damla Sönmez ve Mert Fırat

İkinci bir şansı olanların hikayesi: Damla Sönmez ve Mert Fırat

Gerçi artık aşkın ne zaman başlayıp bittiğini de pek bilemiyoruz...

M.F.: Bizim dizimizde çok net, bizi seyretsinler. O Sindirella masalının 2-3 boyutlu bir zemini var. Nasıl bir aşk yaşamak istediğin, kızın ve erkeğin gelir seviyesi nerede, ortada nasıl buluşabilecekler?

Hep erkek zengin olmak zorunda mı?

M.F.: “Sindirella Man” diye bir film vardı, adam zengin değildi, ironisi oradaydı. Evet, galiba öyle bir şey var ama bizim kızımızın da gönlü zengin. Adam da duygusal olarak zafiyetler yaşıyor. Teknolojiyle duygusal zekâdan uzaklaştığımız, aşkı, birbirimizi anlamayı unuttuğumuz zamanlardan geçiyoruz. Televizyonda, sinemada çok büyük duyguların olduğu kirli ve kuvvetli bir dünya üstümüze geliyor. Böyle naif, Sindirella masalı gibi anlaşılır. Bir tarafta kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan fakir bir kız, diğer yanda zengin ama gerçek duyguyu ve güveni yaşamayı unutmuş bir adam var. Dolayısıyla kuvvetli bir çatışma ve seyredilebilir bir hikâye.

D.S.: “Her fakir mağdur değildir, her zengin de kötü kalpli değildir” diyor. Masallarda hep o ayakkabıyı prens getirir ya, kızı prens öpüp uyandırır. Zeynep’in verdiği tepki de öyle. Hikâyeyi naif bir yerden anlatırken bize yıllarca anlatılan şeylerin de kandırılmışlığı var. Hatta bazı şeylerde sertleşmemizi, duygudaşlık kuramamamızı sağlıyor. Ne çok üzülüyor ne çok seviniyoruz. Bunun sebebi masalların insanlar üzerinde doğurduğu otomatik tepki. Naiflik, hayalperestlik değil, gerçek hayatın içinde çok naif şeyler var ve çok değerliler. Yoğun duygular içerebiliyorlar. Böyle bir başlangıçla bunları anlatmaya çalışacağız.

,

Yorum Yaz